CIA operasyonunda işkence

Amerikan gizli servisinin 11 Eylül 'soruşturmaları' sırasında kullandığı yöntemler tepkilere yol açıyor. Ancak işkence ve kötü muamele, CIA'ya hiç de yabancı değil.

CIA operasyonunda işkenceAndrew Higgins - Christopher CooperAhmed Osman Salih, 1998 yılının Temmuz ayında Arnavutluk'un başkentinde bir minibüsten indi ve önündeki üç gün boyunca görüp görebileceği tek güneş ışığını gördü. Şoföre parasını öder ödemez Arnavutluk emniyet görevlileri Salih'in başına beyaz bir bez torba geçirip, plastik kelepçelerle ellerini bağlayıp bir arabanın içine ittiler onu. Operasyonu yakınlardaki bir arabadan denetleyenler, Amerikalı CIA ajanları idi. Salih'i kaçıranlar, Tiran'ın kuzeyinde, terkedilmiş bir hava üssüne doğru hızla yol aldılar. Operasyona katılan Arnavutluk emniyet görevlilerinden birinin anlattığına göre, "Görevliler sakallı, itirafçı teröristi penceresiz bir tuvaletin zeminine fırlattılar." Aynı Arnavutluk ajanına ve Mısır polisinin Eylül 1998'de kendisinden aldığı ifadeye göre Salih, CIA ajanları tarafından yürütülen iki günlük sorgudan ve Arnavutluk görevlileri tarafından arada sırada atılan dayaklardan sonra, bir CIA uçağına bindirilerek Kahire'ye götürüldü. Salih ifadesinde, "uçaktan indirilene kadar gözlerinin bağlı kaldığını" belirtti. Mısırlı yetkililer tarafından sürdürülen dayak ve işkenceden ve Tiran'da yakalanışından 18 ay sonra, Mısır'daki bir cezaevinin bahçesinde asılarak idam edildi.

İslami Cihad, El KaideSalih'in yakalanışı, 1998'de, Balkanlar'daki Mısırlı İslami Cihad örgütü üyelerinin yakalanıp Mısır'a iade edilmesi amacıyla yapılan gizli operasyon bünyesinde Amerikan ajanlarının tasarladığına ve denetlediğine inanılan beş olaydan biri. Bu olaylar gerçekleştiği sırada Mısırlı Cihad, Usame Bin Ladin'in El Kaide örgütü ile birleşmek üzereydi. ABD yetkilileri, örgütün Tiran hücresine Avrupa'daki en tehlikeli terörist grup gözüyle bakıyorlardı.CIA 1998 operasyonunu üstlenmedi. Ancak gerçekte ABD yetkilileri bu operasyonu, teröre karşı CIA tarihinde yapılmış en başarılı çabalardan biri olarak tanımlıyorlar. Amerika'nın Arnavutluk'taki gizli rolü, terörizme karşı başlatılan küresel savaşın altında yatan taktiksel ve ahlaki soruları da aydınlatıyor.

LaboratuvarArnavutluk devleti Müslüman olsa da, geniş ölçüde laik ve Amerikan taraftarıdır. Batı Avrupa'da reddedilen terörizm karşıtı tedbirler burada sanki bir laboratuvardaymışcasına denendi. Arnavutluk haberalma servisi SHIK'in şefi Fatoş Kloşi, CIA yararına gerçekleştirdiği faaliyetlerin bir kısmının "hukuken adil olmadığını" kabul etti. Fakat 1998 operasyonuna "göz kulak olan" Kloşi "bizi teröristlere karşı yumuşak davranmamamız konusunda ikna ettiler" dedi.

Uygun zeminBeş Tiran hücresi üyesine, 1998 yazı ve güzünde Mısırlı yetkililer tarafından gerçekleştirilen sorgulamalar ve bir sonraki yıl Mısır'da yapılan askeri duruşmalar, 20 bin sayfa itiraf belgesi üretti. İfadelerin baskı altında verildiği aşikardı.İslamcı militanlar da, CIA ajanları da Arnavutluk'a eşzamanlı olarak, 1992'de Arnavutluk sosyalizmi çöktüğünde geldiler. Her ikisi de genişlemek için uygun bir zemin olduğunu fark etmişlerdi. Gelenlerden biri de, Cihad örgütü El Kaide ile birleştikten sonra Bin Ladin'in sağ kolu konumuna yükselen Kahireli cerrah, mücahit savaşçı Ayvan Zavahiri'nin küçük kardeşi Muhammed Zavahiri'ydi. Genç Zavahiri, İslami Kurtuluş Örgütü'nde mühendis olarak çalışıyordu. Diğer Mısırlı Cihad üyelerine, Arnavutluk'ta cami, yetimevi ve klinik inşa eden vakıflarda iş bulma konusunda yardımcı oluyordu.

CIA emin yerdeCIA ise ABD Büyükelçiliği'nde konuşlanmıştı. Bölgedeki aşırı İslamcıların izini sürmeyi amaçlayan şube, çok hevesli bir de ortak buldu, 1992'de Arnavutluk devlet başkanı olarak seçilen kardiyolog Sali Berişa. Berişa Amerikan haberalma servisi ile arasındaki ilişkiyi "tam işbirliği" olarak tanımlıyor. CIA örgütlenirken, Mısırlı Cihad da boş durmuyordu. 1993 Ocak'ında Muhammed Zavahiri, Cihad üyesi mimar Muhammed Hasan Tita'yı, Suudi Arabistan tarafından desteklenen İslami Kurtuluş Örgütü'ne aldı. Tita, Mısır uçağından inmesinden birkaç saat sonra, Zavahiri tarafından özel bir işle görevlendirildi: Derneğin Cihad çalışanlarından maaşlarının yüzde 20'si oranında para toplamak.

Postane yanında telekulakAmerikan Büyükelçiliği'nden bir CIA görevlisi haftada birkaç kez, Tiran merkez postanesinin yanında bulunan gizli dinleme merkezinde, Amerikalılar tarafından sağlanan teçhizatlarla kaydedilen telefon konuşmalarının kasetlerini topluyordu. SHIK memurlarının söylediğine göre, hemen hemen tüm konuşmalar Arapça olduğundan, kasetler tercüme edilmesi için ABD'ye gönderiliyordu.

Salih ve Attiya1996 Şubat'ında Tita, daha sonra Tiran'da yakalanacak olan Salih'e bir görev önerdi. Mısırlı yetkililerce, 1993'te Mısır Başbakanı Atıf Sedki'ye düzenlenen başarısız suikast girişiminden dolayı aranan Salih, okul çağındaki çocuklara Kuran öğretmek ve bir Müslüman yetim yurdunu yönetmek olarak belirtilen amaçlarla Arnavutluk'a geldi. Tita'nın görevlendirdiği en önemli adam, 1980'lerde Afganistan'daki Sovyet karşıtı savaşçıları eğitmek üzere kurulan El Kaide kamplarında eğitmen ve kalpazan olarak hizmet veren Şevki Salama Attiya'ydı. Attiya 1994 senesinde, daha sonra Bin Ladin'e ve El Kaide'ye ev sahipliği yapacak olan Sudan'a yerleştirildi. Attiya, Müslüman militanlar arasında bir hayli talep duyulan bir alanda, sahte pasaport yapmak konusunda uzmanlaşmıştı. 1995 Ağustos'unda Arnavutluk'a, kendi yaptığı bir sahte pasaportla ve yepyeni bir isimle girdi: Magad Mustafa. İslam Mirası Yetimevi'ndeki işinden kazandığı maaş ayda 700 dolardı.

Paralar suyunu çekinceO zaman için Mısırlı Cihad yöneticilerinin dikkatini Arnavutluk'a çeken asıl şey, Müslüman vakıflarda maaşla çalışma imkanıydı. Cihad'ın mali durumu, 1995'te Yemen'in Sana şehrinde yapılan bir toplantıda su yüzüne çıkmıştı. Cihad lideri Ayvan Zavahiri, Pakistan'daki Mısır Büyükelçiliği'ne o sene düzenlenmesi planlanan bombalamanın tartışılmasından sonra acı haberi verdi: Cihad tek kuruşsuz kalmak üzereydi. Bu toplantıdan bir ay sonra Mısırlı Cihad, Naggar'a bir uçak bileti, bir dizüstü bilgisayar ve 500 dolar temin etti. Kahire'nin gecekondu mahallelerinden birinden çıkan eğitimli bir eczacı olan Naggar, Attiya, Salih ve Tita'nın bulunduğu yere, Tiran'a, bir Suudi vakfı olan El Harameyn'de çalışmak üzere gönderildi.Nisan 1996'da, sekiz Cihad üyesi, Tiran'daki bir evde Şeker Bayramı'nı kutlamak üzere toplandılar. Tita'nın ifadesinde belirtilene göre, ziyaretçi olarak gelen bir Cihad lideri, Attiya'yı Tiran şubesinin şefi olarak atamış ve "Cihad liderlerinin bir arada kalmasının gereğini vurgulamıştı". El Kaide'nin Amerikalılara karşı bir tehdit oluşturmaya başlaması o zamanlara rastlar. 1996 Haziran'ında, Suudi Arabistan'daki ABD Denizcilik Khobar Kuleleri'nin bombalanma saldırısı ile Bin Ladin grubu arasında bir bağlantı kurulmuştu.

Telefondan öğrendilerBerişa yönetimi sallanırken CIA, SHIK ile özenle kurduğu ilişkiyi devam ettirmek için çaba harcamaktaydı. Mayıs '96 seçimleri şiddetle ve seçimlerdeki usulsüzlüklerle lekelendi. 1997'nin başlarında Arnavutluk'taki durum daha da kötüleşti. Bu kargaşanın ortasında Attiya, kalpazanlık mesleğini tüm hızıyla sürdürüyordu. Ve Naggar bir propagandacı olmak için eğitim alıyordu, bir yandan da Cihad'ın Londra'da açık bir biçimde yürüttüğü medya merkeziyle ilişkileri güçlendirmekteydi.1998'e gelindiğinde SHIK, Amerikalılar'dan aldığı yeni teçhizatlarla gizli dinleme işini genişletmişti, Attiya'nın itiraflarına göre Attiya ve Naggar da, daha sonra Afganistan'da Bin Ladin'e katılacak olan Mısırlı Cihad lideri Ayvan Zavahiri'yle sık sık telefon görüşmeleri yapmaya başlamıştı. Naggar'ın itiraflarında geçtiğine göre, Tiran hücresi iki örgütün birleştiğini, Londra'daki medya komitesiyle yapılan bir telefon görüşmesinden öğrenmişti. Öncelikle laik Mısır hükümetini hedef alan "Cihad artık Amerikalılara yönelik daha kapsamlı saldırılara girişebilir" dedi Naggar. "Grupları Bin Ladin'in altında toplamanın doğrudan bir kazanımı var; en önemli şey olan maddi güç."Kosova'daki savaşın şiddetlenmesi ve Cihad'ın güçlenmesi sonucunda Birleşik Devletler, Tiran hücresini izlemekten vazgeçip ezmeye yöneldiler. Yaklaşık bir düzine CIA ajanı tutuklamaları planlamak için Arnavutluk'a gitti.

Elleriyle koymuş gibi buldular25 Haziran 1998'de Mısır hükümeti, Attiya için önceden hazırlanmış bir tutuklama yetkisi çıkardı ve sınırdışı edilmesini talep etti. Attiya o gün, 1986 model Audi'sini Tiran sokaklarında sürerken, bir Arnavutluk polis arabası ve bir başka araç tarafından takip edilmeye başlandı. Durduruldu ve tutuklandı. Attiva'nın 1999'da yapılan duruşmasının kayıtlarına göre, aynı gün Arnavutluk polisi tarafından evinde arama yapıldı ve sahte pasaport ve diğer dökümanların yapımında kullanılan 50'den fazla plaka ve ıstampa bulundu. Birkaç gün sonra, elleri kelepçeli ve gözleri bağlı durumda, Tiran'ın kuzeyinde terk edilmiş bir hava üssüne götürülerek Kahire'ye uçuruldu. Kahire'deyse gözleri tekrar bağlanarak, 2 Temmuz 1998 günü devlet emniyet merkezine götürüldü. "O zamandan itibaren, sorgulamalar hiç durmadı" diyen Attiva, avukatı Hafız Ebu Saada'ya, sorgulamalar sırasında, cinsel organlarına elektrik verildiğini, askıya alındığını, tokatlandığını ve saatlerce dizleri üstünde pis bir suyun içerisinde bekletildiğini söyledi.

Kenya ve TanzanyaNaggar'ın kardeşi Muhammed, yaptığı bir röportajda, kendisinin ve akrabalarının Mısır polisi tarafından taciz ve işkenceye tabi tutulduğunu ve tutulmaya devam edildiğini belirtti. Bu uygulamalar sonunda kaburgalarının kırıldığını ve elmacık kemiklerinin çatladığını söyledi. Yüzüne dokunarak "Yüzümün görünüşünü değiştirdiler" dedi. CIA operasyonu nihayete ulaşmak üzereyken, Londra'da çıkan bir Arap gazetesi, 5 Ağustos 1998 tarihinde, Cihad için Uluslararası İslam Cephesi imzalı bir mektup yayınladı. Mektup, Amerikalılara "anladıkları dille" misilleme yapmaya söz vererek Arnavutluk'ta sürdürülen karşı terörizmin öcünü almaya ant içiyordu. İki gün sonra Kenya ve Tanzanya'daki ABD elçilikleri havaya uçuruldu ve 224 kişi öldü. ABD müfettişleri, elçilik bombalamaları ile El Kaide arasında bir bağlantı kurdu ve saldırıların çok önceden planlandığını düşündü. Bombalamalarla Tiran tutuklamaları arasındaki olası bağlantıdan yeterince tedirgin olan Amerikalı yetkililer, Tiran'daki elçiliği kapatarak personelini şehrin dışında daha güvenli bir yere taşıdı. Elçilik bombalamaları, CIA'in Salih'in peşinden gitmesini engellemedi. Ağustos ayında Arnavutluk emniyeti tarafından Tiran'da yakalandı.

Yargı süreciBalkanlardan geri getirilen Cihad üyeleri, 1999'un başında, Mısır ordusu tarafından yargılandı. "Arnavutluk'tan İade Edilenler Davası"nda toplam 107 kişi yargılandı. Bir çoğu ülke içinde yakalanmıştı ve Arnavutluk'la hiçbir doğrudan bağlantıları bulunmamaktaydı. Ancak bu tip davaların temyizi imkansızdı. İçlerinde, ölüm cezasına çarptırılan Ayvan ve Muhammed Zavahiri'nin de bulunduğu yaklaşık 60 sanığın duruşması gıyabında görüldü. ABD'li yetkililer, tıpkı El Kaide'den arkadaşı Bin Ladin gibi Ayvan Zavahiri'nin de Afganistan'da saklandığını düşünüyorlardı. Muhammed Zavahiri'nin de orada olduğu sanılıyordu. Naggar ve Salih, 2000 Şubat'ında, önceki terör olaylarıyla bağlantıları bulunduğu gerekçesiyle idam edildi. Attiya müebbet hapis cezasına çarptırıldı. Tita ve Tavvab 10 yıl hapis cezası aldılar. Mısır devlet başkanlığı sözcüsü Nebil Osman sözkonusu kovuşturmalarla ilgili olarak: "Adalet hızla işliyor ve iyi bir caydırıcı rol oynuyor" dedi. Osman ortaya konulan işkence raporlarını ise, geçerlilikleri hakkında bir yorumda bulunmadan reddetti. "Mısır, işkence gördüğünü iddia eden kimselerin haklarını sivil mahkemelerde aramasına izin veriyor" dedi. Oysa ki Tiran tutukluları, dava açmaya imkan bırakılmayacak şekilde tecrit altında tutuluyor, kimseyle görüştürülmüyorlar. Osman, "İnsan haklarını bir süreliğine kenara bırakın" şeklinde konuştu. "Çoğunluğun güvenliğini korumak zorundayız."

(The Wall Street Journal'dan çeviren Defne Orhun)
www.evrensel.net