Afganistan kan gölüne döndü

Afganistan kan gölüne döndü

ABD hava kuvvetleri, özel kuvvetler ve Kuzey İttifakı çeteleri, Mezar-ı Şerif'te eşine az rastlanır bir vahşete imza attılar. İsyan eden yüzlerce Taliban esiri, kıstırıldıkları Cenk Kalesi içinde ağır bombardımanla katledildi.

Afganistan kan gölüne döndüBatılı emperyalistler ve Kuzey İttifakı güçlerinin, "Taliban isyanını bastırmak" adı altında, Afganistan tarihinin en kanlı katliamlarından birini gerçekleştirdiği kesinlik kazandı. Özbek savaş ağası Raşid Dostum'un elindeki Mezar-ı Şerif'in dışında bulunan Cenk Kalesi'nde sıkıştırılan 400 kadar Taliban esiri, hava bombardımanı ve kara saldırılarıyla katledildi. Ülkenin güneyinde de, 160 Taliban esirinin kurşuna dizildiği açıklandı. Batılı gazetecilerin önemli bir bölümünün Afganistan'ın dışına çıkarılmak istendiğine ilişkin haberler, katliamların şiddetlenerek süreceğine dair kaygıları artırıyor. Esirlerin toplu olarak öldürülmesi, emperyalistler ve onların Afganistan'daki piyonlarının "insan hakları" anlayışını gözler önüne seriyor.

Konvansiyon ihlaliABD ve İngiltere, savaş uçaklarını Cenk Kalesi'ni bombalamaya sevkeden Amerikan özel kuvvetlerini savundu. Yetkililer, Taliban esirlerinin "el bombaları ve kalaşnikoflarla kendilerine saldırdığını" öne sürdüler. Oysa bölgedeki gazeteciler, esirlerin çoğunun kale içinde sıkışıp kaldığını anlattı. İnsan hakları grupları da, esirlerin silahlı bir isyan gerçekleştirdiği kabul edilse bile, buna yanıtın "ölçülü" olması gerektiğini hatırlattılar. Londra'da görev yapan Sadık Han adlı insan hakları avukatı, katliamın, Cenevre Konvansiyonu'nun açık ihlali olduğunu vurguladı. Sadık Han, "Konvansiyona göre esirler, her zaman insanca muamele görmelidirler. Bu hakkın ihlal edildiğine kuşku yok" dedi. Sadık, ayrıca, askeri yanıtın "ölçülü" olması gerektiğini belirten uluslararası hukukun da çiğnendiğini kaydederek şöyle konuştu: "Eğer bu bir savaşsa, ki ABD öyle diyor, savaş kuralları uygulanmalıdır. ABD bombardımanının ölçülü bir yanıt olduğunu sanmıyorum. Taliban güçlerinin büyük bir bölümü köşeye sıkışmıştı."

Yanıtsız sorularUluslararası Af Örgütü, olayla ilgili soruşturma talep etti. Kızılhaç ise, bölgedeki görevlilerinin, "yanıtlanmamış soruları yanıtlama" çabası içinde olduğunu duyurdu. Bir Kızılhaç sözcüsü, "Kuzey İttifakı ve koalisyon güçlerine, esirlere yanıtlarının uygun olup olmadığını soracağız. Kaç esir silahlıydı ve kaçı savaşıyordu?" diye sordu. Sözcü, "Eğer gerçekten de 700 esirin tümü silahlıysa, kalenin meşru bir savaş hedefi olduğu söylenebilir. Ama bu soruları kimse yanıtlamıyor" dedi.

160 esir dahaDiğer yandan, bir Peştun komutanı da, ülkenin güneyindeki Taktepol kasabasında 160 Taliban esirini kurşuna dizdiklerini açıkladı. Komutan, katliam sırasında ABD askerlerinin de kendileriyle birlikte olduğunu, esirlerin öldürülmesini filme aldıklarını söyledi. Kandahar'ın eski valisi Gül Ağa'ya yakın olan komutan şöyle konuştu: "Taliban'ı, saldırmadan önce teslim olma yönünde ikna etmeye çalıştık. Ama bize küfürlerle karşılık verdiler. Ele geçirdiğimiz 160 civarındaki Taliban askerini infaz ettik. Hepsini sıraya dizdik ve beş-altı savaşçımız, onlara hafif makinalılarla ateş etti." Komutan, çatışmaları filme alan yedi-sekiz ABD askeri personelinin, bu katliamı önlemek için hiçbir şey yapmadığını da aktardı.

Zemin hazırlamışlardıYüzlerce savaş esirinin öldürüldüğü Cenk Kalesi katliamı ve benzeri olaylar, ABD'nin en üst düzey yöneticilerinin haftalardır verdikleri işaretler nedeniyle bekleniyordu. Katliamdan önce "Umarız fazla tutsak olmaz" gibi açıklamalar yapan Savunma Bakanı Donald Rumsfeld, katliam sırasında daha da ileri gitti. Rumsfeld, "Amerika, teslim olma şartı falan görüşmeceyektir. El-Kaide kuvvetlerinin ya öldürülmesini, ya da teslim alınmasını umuyorum" diye konuştu. Cenevre Konvansiyonu, "herkesin öldürülmesini" emretmeyi veya esir alınmayacağını duyurmayı yasaklıyor.
www.evrensel.net