Sezer, DGM Yasası

Sezer, DGM Yasası'nı veto etti

Cumhurbaşkanı Sezer, çete suçlarını DGM'nin kapsamından çıkartan yasa maddelerini veto etti.

Sezer, DGM Yasası'nı veto ettiCumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, çete suçlarını Devlet Güvenlik Mahkemeleri (DGM)'nin kapsamından çıkartan yasa maddelerini veto etti. Yasa, şimdi TBMM'ye gönderilecek. İade maddelerinin görüşülmesinden sonra, yasanın tamamı, Sezer'e geri gönderecek. Cumhurbaşkanı'nın ikinci iade hakkı, sadece iade maddeleriyle sınırlı. Cumhurbaşkanı Sezer, yayımlanmasını kısmen uygun bulmadığı 4719 sayılı "Devlet Güvenlik Mahkemelerinin Kuruluş ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun, 18.11.1992 Tarihli ve 3842 Sayılı Kanun ile Çıkar Amaçlı Suç Örgütleriyle Mücadele Kanunu'nda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun", 1, 2 ve 3. maddeleri ile geçici 1. maddesini bir kez daha görüşülmesi isteğiyle TBMM Başkanlığı'na geri gönderdi.

'İş yükü haklı görülemez'Yasayı veto etmesinin gerekçelerini 10 sayfada yazılı olarak açıklayan Sezer, Meclis'te 14 Kasım 2001 gününde kabul edilen, yasa ile TCK'nın 313 ve 314. maddelerinde yazılı suçlarla ilgili davaların, DGM'nin görevleri arasından çıkarıldığını hatırlatarak, "TCK'nın 313. maddesinde, her ne suretle olursa olsun cürüm işlemek için teşekkül oluşturmak ya da bu teşekküllere katılmak; 314. maddesinde de, bu teşekküllere yardım ve yataklık suçu düzenlenmiştir. TCK'nın 313 ve 314. maddeleri kapsamına giren suçlara ilişkin davaların, iş yükünün yoğunluğu nedeniyle DGM'nin görev kapsamından çıkarılmak istenilmesi haklı görülemez. Çünkü, bu davaların görüleceği diğer adli yargı yerlerinin iş yükü, DGM'nin iş yükünden daha az değildir. Ayrıca, DGM'nin iş yükü sorununun, yeni mahkemeler açılarak çözümlenebileceği de kuşkusuzdur." dedi.Bu nedenle, çete suçlarının DGM'nin görev alanından çıkarılmamasının uygun olacağını belirten Sezer, 313. maddenin, belirli suçları işlemek için teşekkül oluşturanları değil, her tür suçu işlemek üzere teşekkül oluşturanları kapsadığına da dikkat çekti. Sezer, Susurluk davasına da atıfta bulunarak, bu davanın devletin iç güvenliğini ve kamu düzenini yakından ve doğrudan ilgilendirdiğini göz ardı etmenin de olanaksız olduğunu kaydetti.

'Terörle mücadele' gerekçesiSezer, CMUK'un tutuklamaya ilişkin 104. maddesinin 1992'deki iyileştirilmiş haliyle DGM'lerde de uygulanmasını öngören değişikliğin de, "ABD'deki 11 Eylül saldırısından sonra terörle mücadelenin öneminin arttığını" öne sürerek, yeniden görüşülmesini istedi. DGM'lerde halen eski hükümleri uygulanan 1412 sayılı CMUK, devlet veya hükümetin nüfuzunu zayıflatan fiiller nedeniyle başka şartlar gerçekleşmese bile tutuklamayı mümkün kılıyordu. Sezer'in veto ettiği madde ise sanık haklarını iyileştirerek, tutuklama için adresin bilinmemesi, sanığın sorgusunun yapılmaması gibi gerekçeleri şart koşuyordu.

'Her zaman şiddet yok'4422 sayılı "Çıkar Amaçlı Suç Örgütleriyle Mücadele Kanunu"nun 1. maddesinin birinci fıkrasındaki "veya kişileri kendilerine tabi kılmaya zorlamak veya mensupları arasında her ne suretle olursa olsun açık veya gizli işbirliği yapmak" ibaresinin metinden çıkarılmasının öngörüldüğünü belirten Sezer, "Çıkar sağlamaya yönelik suç örgütlerinin ülkemizde de ortaya çıkması, özellikle kamusal ve özel bankalarla kamu ihalelerini hedef alan çıkar amaçlı suç örgütlerinin toplumun huzurunu bozacak boyuta ulaşması ve kamu kaynaklarının bu suç örgütlerince yağmalanması, konunun özel olarak düzenlenmesini gerektirmiştir. Haksız çıkar sağlamak amacıyla ve yıldırma, korkutma ya da sindirme gücü çeşitli biçimlerde kullanılarak kurulan örgütü oluşturan kişiler arasındaki ilişkiler, teknolojik olanaklardan da yararlandıkları için oldukça karmaşık ve kanıtlanması güç duruma gelmiştir. Bu nedenle, söz konusu ilişkilerin açığa çıkarılması özel usul kuralları gerektirmektedir" dedi. Çıkar amaçlı suç örgütlerinin ilişkilerinin her zaman cebir, şiddet ya da zorbalık kullanılarak yürütülmediğini söyleyen Sezer, banka kaynaklarının kurutulmasında, bu kaynakları kendi özel çıkarları için kullananlar arasında cebir, şiddet ya da tehdit değil, karşılıklı çıkar birliğine dayalı anlaşmalar söz konusu olduğuna dikkat çekti. Sezer, bu nedenlerle de 3. maddenin ilgili bölümünün yeniden değerlendirilmesinde kamu yararı bulunduğu düşüncesini dile getirdi.

'Güven sarsılır'Bir diğer değişiklikle de TCK'nın 313 ve 314. maddeleri kapsamına giren suçlarla ilgili soruşturma, yargılama ya da temyiz aşamasında bulunan dosyalara ilişkin yapılacak işlemlerin düzenlendiğini ifade eden Sezer, "Ancak, bu devir işlemlerinin ve bu işlemlerden sonra yetkili ve görevli mahkemelerde yeni baştan yargılamaya başlanmasının uzun süre alacağı, davaların sürüncemede kalacağı ve hatta zamanaşımına uğrayacağı, mahkemelerin iş yükü de gözetildiğinde, yaygın ve haklı bir toplumsal kanıdır" dedi. Bu maddenin yürürlüğe girmesi durumunda, kamuoyunun bunu, kimi kişilerin korunması amacıyla özel nitelikte yasa çıkarıldığı biçiminde algılamasının güçlü bir olasılık olduğunu kaydederek, bu durumun ise, hem kamu vicdanını derinden yaralayacağını, hem hukuk devleti ilkesine gölge düşüreceğini, hem de devlete ve yargıya olan güveni sarsacağını söyledi. src=/resim/b1.gif width=5>
Başa dön


Kıbrıs'tan 'ilhakçılara' tepkiKuzey Kıbrıs'taki Yurtsever Birlik Hareketi (YBH), Başbakan Bülent Ecevit'in "KKTC'yi feda etmekle Türkiye'nin bir toprağını feda etmek arasında bir fark yoktur" yönündeki beyanatını eleştirdi.YBH Genel Sekreteri İzzet İzcan yaptığı açıklamada, ayrılıkçı, taksimci politikalar ve yaratılan fiili durumlarla Kıbrıs Türkü'nü kendi ülkesinde nerdeyse yabancı konumuna düşüren Ecevit-Denktaş ikilisi ile arkalarındaki şahinlerin, Kıbrıs Türkü'nü yok etmekte olan taksimci-ilhakçı politikalarında ısrar ettiğini belirtti. Ecevit'in, uzlaşmaz tavrını sürdürerek, çağdışı kalmış fetihçi bir anlayışla, "KKTC'yi feda etmekle Türkiye'nin bir toprağını feda etmek arasında bir fark yoktur" dediğini ve Kuzey Kıbrıs'ın işgal altında olduğunu deklare ettiğini söyleyen İzcan, "YBH, Ecevit-Denktaş ikilisinin çıkışlarını Kıbrıslı Türkler'in onurlu barış istemelerine ters görür ve şiddetle kınar. YBH, Denktaş'ın halkın çoğunluğu tarafından seçilmediğini, bu nedenle taksimci şoven yaklaşımlarının sadece kendini bağladığını önemle anımsatır. YBH, Kıbrıslı Türkler'e dayatılmak istenen ilhaka karşı tüm barışçı güçleri yeniden iş, güç ve eylem birliğine çağırır" dedi. Kıbrıs Türk Amme Memurları Sendikası (KTAMS) Genel Başkanı Ali Seylani, Kıbrıs sorununun geldiği son dönemeçte Kıbrıs Türk insanının "ilhak" ve "ver kurtul" tartışmaları ile bunaltılmak istendiğine dikkat çekilerek, "Denktaş, UBP-DP ve şükrancıların politikaları bir balon gibi sönmüştür. Kıbrıs sorununda kendilerini tek yetkili olarak gören zihniyet sadece Kıbrıs'ta değil, Türkiye'de de eli kalem tutan, Kıbrıs sorununun çözümünde 'ilhak' dışında fikir üreten, 75 milyonun geleceğini düşüncelerinin merkezine yerleştiren herkese saldırmaktadır" dedi. Yazılı açıklama yapan Seylani, 37 yıldır kapalı kapılar ardında yürütülen müzakereler ve karar süreçlerinin derhal terk edilmesini isteyerek, Kıbrıs sorununun hızla ilerlediği son noktaya süratle yaklaşırken, başta Kıbrıs Türkleri'nin sesine kulak verilmesini talep etti. Seylani, "Görülecektir ki çözüm ne 'ilhak' ne de 'ver kurtul' dayatmalarıdır. Çözüm; iki toplumun siyasi eşitliğine dayalı, iki toplumlu, iki bölgeli federal çözüm sonrası AB üyeliğindedir. Yeter ki şu sis perdesi ortadan kaldırılsın" dedi.

TÜSİAD'a destekKKTC İşadamları Derneği (İŞAD) Yönetim Kurulu adına Başkan Salih Çeliker ve Yönetim Kurulu Üyesi Özdil Nami imzasıyla yapılan yazılı açıklamada ise, TÜSİAD Başkanı Tuncay Özilhan'a destek verildi. Açıklamada, Kıbrıs'taki iki taraf arasında siyasi eşitlik temelinde yeni bir ortaklığın kurulabileceği ve oluşturulacak devletin Türkiye'den önce, AB üyesi olabileceği savunularak, Denktaş ile Klerides arasında 4 Aralık'ta yapılacak görüşmenin son derece olumlu bir başlangıç olacağı iddia edildi. Açıklamada yer alan şu ifadelerle TÜSİAD'ın görüşleri desteklendi: "AB'den beklentimiz olan yaklaşımları görebilmek için müzakere masasında kalmamızın kaçınılmaz olduğu gerek KKTC gerekse Türkiye yetkililerine derneğimiz tarafından defaatle ifade edilmiştir. Bu gerçeğin 'Sayın Özilhan tarafından da altının çizilmiş olması memnuniyet vericidir."Kıbrıs Türk Ticaret Odası (KTTO) Başkanı Ali Erel de, Özilhan'ın sözlerini ''yerinde ve önemli bir açıklama'' olarak tanımladı. Erel, Özilhan'ın Rauf Denktaş'a yaptığı eleştiriden Türkiye yetkililerini soyutlamaması gerektiğini de sözlerine ekledi.
www.evrensel.net