Türkiye'nin kriz piramidi

İktisatçı Mustafa Sönmez'in Bağımsız İletişim Ağı (BİA)'nda yayınlanan araştırması, krizin sınıfsal yönünü ortaya koyması bakımından dikkat çekici.

Türkiye'nin kriz piramidiIMF ile yeni bir "istikrar paketi" hazırlığı sürdürülüyor. 10 milyar dolarlık kredi için yeni hazırlanan "niyet mektubu" ile kamu kesiminin tasarruf adı altında daha da küçültülmesi düşünülürken, yeni vergilerle, zamlarla, emekçilerin ekonomik ve sosyal haklarının gaspıyla halka çıkan fatura daha da kabarıyor. Bu gelişmeler, ekonomik krizin sınıfsal boyutunu gösteriyor. Sermaye kesimleri krizin olanaklarıyla yine kâr elde ederken üstelik işten çıkartma, sendikasızlaştırma, esnek çalışma, ücretleri düşürme gibi uygulamaları daha rahat hayata geçirirken; emekçilere ise sadece faturayı ödemek düşüyor.İktisatçı Mustafa Sönmez'in Bağımsız İletişim Ağı (BİA)'nda yayınlanan araştırması, bu açıdan oldukça dikkat çekici. Sönmez'in altını çizdiği şey, krizin bir yıllık maliyetinin izi sürüldüğünde ucunun yine emekçilere uzandığı. Nitekim Sönmez, geçtiğimiz bir yılın muhasebesini çıkartırken çarpıcı bir sonuca ulaşıyor: Kriz her emekçi ailesine ortalama 12 milyar liraya mal olmuş!

Gelirde küçülme2000 yılında 202 milyar dolar olan gayrı safi milli hasıla (GSMH)'nın, IMF'nin varsaydığı yüzde 3'lük küçülmeyle kalmayıp yüzde 9 küçülmeye doğru gidişiyle, 2001 milli geliri 145 milyar doları ancak bulacağını belirten Sönmez, böyle bir çerçevede 2000'e göre 57 milyar dolarlık bir milli gelir kaybına uğrayacak olan Türkiye'nin kişi başına gelirinin de 2000'de gerçekleşen 3095 dolardan 2250 dolar dolayına düşeceğini tespit etti. Krizlerin getirdiği ek mali yükün toplam olarak 127 milyar doları bulduğunu ifade eden Sönmez, bu yükün kaynaklarını şöyle sıraladı:"57 milyar doları ulusal gelirde oluşan kayıptan. 25 milyar doları ek dış borçlanmadan. 45 milyar doları ek iç borçlanmadan kaynaklanıyor. 2001 yılı için GSMH 145 milyar dolar tahmin edildiğine göre, bu toplam hasar GSMH'nın yüzde 88'ine ulaşıyor ve ülkede yaşayan her TC vatandaşı başına 1916 dolarlık bir yük anlamını taşıyor. Bu rakkamı dolar kuru 1.4 milyon TL'den dönüştürsek kişi başına yükün 2.7 milyar TL'yi bulduğunu, aileyi de 4.4 kişi kabul etsek, aile başına yükün yaklaşık 12 milyar TL 'yi bulduğunu görüyoruz."

Rantiyeye 50, emekçiye 1İktisatçı Mustafa Sönmez'in krizden kârlı çıkan kesimleri gösteren hesaplamaları ise oldukça dikkat çekici. Araştırmada krizden rantiyenin yine en kârlı çıkan kesim olduğu belirtiliyor. Nitekim rantiyeye bütçeden yapılan faiz ödemeleri 2001 yılında 40.5 katrilyon lirayı bulurken, bu, toplam bütçe gelirlerinin yüzde 52'sine tekabül ediyordu. Bireysel ve kurumsal rantiyelere 40.5 katrilyon lira aktarılırken işgücünün yüzde 35'ini oluşturan 7.2 milyon tarım üreticisine verilen desteğin ise 1 katrilyon lirayı bile bulmadığını ifade eden Sönmez, "Sayıları 4 milyonu bulan esnaf ve sanatkâra kamu bankalarından verilen sübvansiyon ise yarım katrilyon lira bile değildi. Ücretliler, memurlar, işçiler, emekliler, bölüşüm sürecinden olumsuz etkilendiler ve yılı daha da yoksullaşarak tamamlıyorlar" dedi. Sönmez, tespitlerini şöyle sürdürüyor:Rant ekonomisinin olgunlaştığı 1996 yılında faiz ödemeleri 1.5 katrilyon TL dolayındaydı. Ve o yılın milli gelirinin yüzde 10'uydu. İç borç stoku da 3.1 katrilyon TL idi, yani milli gelirin yüzde 21.2'si büyüklükteydi. İzleyen yıllarda iç borçlar arttı, faizi yükseldi ve bu borçlanma karşılığı ödenen faiz ödemeleri de hızla tırmandı. 2000'e gelindiğinde iç borç stoku, milli gelirin yüzde 29'u tutarında, yani 36.4 katrilyon TL idi. Krizin yaşandığı 2001'de iç borçlar, çığ gibi büyüdü ve yıl sonunda 106 katrilyon TL'yi bulması bekleniyor. Bu, 2001 milli gelirinin yüzde 57.2'si gibi devasa bir büyüklük demek. Borçların bu inanılmaz yükselişi beraberinde inanılmaz bir faiz ödemesini de getirdi. Faiz ödemeleri 2001'de 40.5 katrilyon TL'yi bulacak. Bu, aynı yılın milli gelirinin yüzde 22'si gibi bir büyüklüğe ulaşması demek. Tarihinin hiçbir döneminde faize yapılan ödemeler, bu büyüklüğe ulaşmamıştı. Toplamı 40.5 katrilyon TL'yi bulan faiz ödemeleri, toplam bütçe harcamalarının yüzde 52'si demek. Vergi gelirleri toplam bütçe harcamalarının yüzde 49'u büyüklüğünde. Bu da, toplanan tüm vergiler, faize gittiği gibi, 2.5 katrilyon TL daha borçlanarak faiz ödemeleri gerçekleştiriliyor demek. Faizin hükümranlığı kırılamazken yoksulluk, özellikle kırsal kesimde, tarımda kol geziyor. Tarım kesiminde faal nüfusun yüzde 40'ı barınmasına karşın, bu kesim milli gelirden 2000 yılında ancak yüzde 12 pay alabildi. Aynı yıl ücretliler milli gelirden yüzde 28.7 pay alırken kâr, faiz, kira biçimindeki sermayedar gelirleri milli gelirin yüzde 40'ına yaklaştı.

Servet el değiştiriyorÜlke milli gelirinin yüzde 10 gibi rekor bir düzeyde gerilediği 2001'de dehşetli küçülmenin, toplumun tüm kesimlerinde bir refah kaybı yaratmakla beraber, krizden en fazla etkilenen kesimleri, gelir piramidinin zaten altında olan ücretli kesimler, tarım kesimi ve devletin yardımına muhtaç emekli, dul, yetim kesimleri oluşturuyor. Savaş yılları bir yana bırakılırsa, tarihin en yoğun işsizliğini yaşayan Türkiye'de toplumsal kesimler mutlak yoksullaşma ile nispi yoksullaşmayı iç içe yaşıyorlar.Alt ve düşük gelirli gruplarda yoksullaşma yeni bir boyuta varırken, orta ve üst gelir grupları arasında da servet yeniden bölüşülüyor. En üst kesimlerde birçok büyük sermaye grubu, bankaları ve reel sektördeki işletmeleri ile krizden etkilenirken bunlardan bazıları, batan bankaları ile birlikte grup işletmelerini de kaybettiler. Toplumda haraç mezat satılmaya, el değiştirmeye aday çok sayıda işletme var ve bunların çöpçatanlığına Başbakanlık talip olmuş durumda. İrili ufaklı bu firmaların, bankaların çoğu çokuluslu dev firmalarca, krizi fırsata dönüştüren büyük holdinglerce kelepir fiyatlarla satın alınması ihtimali yüksek. Bu kategorideki işletmelerden satın alıp hayata döndürülmeyenler, yeni bir canlanma konjonktürünün de yaşanmaması halinde, ölüme terk edilecekler.
www.evrensel.net