Eli yüzü düzgün fantezi

Fransız Yönetmen Jean-Pierre Jeunet'in "Amelie"si bu hafta gösterime giren en önemli film. "Amelie", çok fazla söyleyecek sözü olmasa da, oldukça başarılı.

Eli yüzü düzgün fanteziŞenay AydemirSinema, şüphesiz bütün diğer tanımlarıyla birlikte bir kurgulama sanatı. Her film, gerçek bir öyküyü anlatsa dahi belirli bir kurguya sahip olmak zorunda. Bir de baştan sona kurgulanmış, 'gerçek hayat' denilen mefhumla bağlarını koparmış ama yine de gerçek hayata dair cümleler kuran filmler vardır. Bu hafta gösterime giren Fransız yapımı "Amelie" de bu tür yapımlardan birisi. Daha önce Marc Caro ile birlikte "Şarküteri" ve "Kayıp Çocuklar Kenti" isimli filmleriyle Türkiyeli sinemaseverlerin karşısına çıkan Jean-Pierre Jeunet'in 2001 yılı Fransa Oscar adayı filmi "Amelie", geçtiğimiz hafta sona eren Sinema- Tarih Buluşması'nın açılış filmi olarak gösterilmişti. Audrey Tautou, Mathieu Kassovitz, Rufus, Yolande Moreau, Artus de Penguern, Urbain Cancelier ve Maurice Bénichou gibi oyuncuların başlıca rollerini paylaştığı film, yarı kurgusal bir dünyada yaşayan "Amelie"nin hayatından bir bölüm anlatıyor.

Ah yalnızlık Amelie, Paris'te kendine özgü bir dünyada yaşayan saf ve masum bir genç kızdır. Bir kafeteryada garsonluk yapmaktadır. Kendine ait bir evi vardır. Hayat sıkıcı görünse de, idare etmektedir. Tek sorunu, yalnızlığıdır. Sonra bir gün her şey değişir. Amelie dairesinde, içinde başka birine ait çocukluk hatıralarının bulunduğu eski bir kutu bulur ve bunu gizlice orta yaşlı sahibine iade eder. Bu sayede hem adamın, hem Amelie'nin yaşamı değişir. Amelie bir kız arkadaşının, problemli sevgilisinden kurtulmasına yardım eder, problemli sevgiliyi ise başka biriyle tutkulu bir ilişki yaşamaya yöneltir: Babasının bahçesindeki cüce heykeli çalarak, hostes bir arkadaşıyla dünya turuna gönderir. Apartmanın kapıcısı olan kadına, ölü kocasından aşk mektupları yazar. Her şey harikadır. Ancak Amelie'nin kendisi için de yapacağı şeyler vardır, Nino adında bir adama âşık olur ama bir türlü ona bunu söyleyemez.

Yönetmen damgası Film on dakikalık ilk bölümünde yönetmenin yaratıcılığının gösterisine dönüşüyor. "Amelie"nin hayat hikâyesinin ve çevresindekilerin anlatıldığı bu bölümde hem usta kamera kullanımları, bir biri ardına gelen esprileriyle yönetmen Jeunet, en az "Şarküteri" kadar kaliteli bir film izleyeceğinizi hissettiriyor. Aslında "Amelie"nin senaryosu oldukça basit ve defalarca işlenmiş bir konu. Ancak gücünü belki de buradan alıyor. Yönetmen Jeunet'in bütün bu sade öykünün içine yerleştirdiği ve filmi zaman zaman alıp konunun içinde başka konulara götürdüğü buluşları, ayrıntı takip etmedeki ustalığı "Amelie"yi sıradan bir film olmaktan kurtarıyor. Jeunet'in kamerası, seyircinin de içine çekildiği 'hayal dünyası'nı kurmakta zorlanmıyor. Jeunet, filmin çekildiği Paris'i fantastik bir mekâna dönüştürmeyi ve yerinde kullandığı görüntü efektleri ile de filmi her an dinamik tutmakta usta olduğunu gösteriyor. Yann Tiersen'in akordiyon ağırlıklı müzikleri ise filme gerekli havayı katıyor.

Sinemanın incelikleri Film en baştan kurgu olduğun ilan ettiği içinde, filmin içinde mantık hataları aramanın bir anlamı yok. Bu bakımdan Hollywood'un, 'teknolojik dinamizminden' doğan onlarca kurgusal fantaziyle karşılaştırılmayacak kadar sinemanın içinden "Amelie." Daha önce Happenstance'de oynayan tanınmamış bir isim olan Audrey Tautou utangaç, Amelie karakterinde oldukça yaratıcı. Türkiye'de "Protesto" (La Heine) filmiyle tanınan Yönetmen Mathieu Kassovitz'in de Tautou rolündeki başarısıyla yönetmenlik kadar oyunculuğunun da kalbur üstü olduğunu gösteriyor. "Amelie", çok fazla söyleyecek sözü olduğu için değil, ama sinema sanatının inceliklerinin insan zekâsı ve emeğiyle buluştuğunda ortaya çıkabilecek 'hoş'lukların bir kez daha görülmesi için izlenmeli...
www.evrensel.net