Kayıp oğulun izinde yalınayak...

Cemil ve Hayriye Deligöz, iftar çadırlarında kayıp çocuklarını arıyor. "Ayağımızı uzatsak dışarı taşacak" dedikleri bir göz odanın içinde yaşıyorlar.

Kayıp oğulun izinde yalınayak...Jülide KalıçRamazan ayı nedeniyle kurulan iftar çadırlarında ellerinde bir fotoğraf, dolaşıyorlar Cemil ve Hayriye Deligöz. Karınlarını doyurmaya gelenlerin önlerini kesip, kayıp oğulları Samet'i arıyorlar. Samet 17 yaşındaymış, sağır ve dilsizmiş. Küçükken geçirdiği rahatsızlık nedeniyle de zihinsel engelliymiş.Cemil ve Hayriye Deligöz, kazanabildikleri üç kuruşu yol parası yapıp, oğullarını bulma umuduyla yollara düşmüşler. Beyoğlu'nun kuytu köşelerinde, duvar diplerinde bali çeken sokak çocuklarının arasında aramışlardı o gün oğullarını. Sonra da Taksim'de kurulan iftar çadırında dolanmış, oğullarını görene de rastlamayınca oturup karınlarını doyurmuşlardı.

'Ayağını uzatsan...'Gaziosmanpaşa Sarıgöl'de Dereyolu diye bilinen bir gecekondu mahallesinde yaşıyor Deligöz ailesi. Evleri, kendi deyimleriyle, "Ayağını uzatsan dışarı taşacak" gibi... Birkaç kap kacağın arasında birikmiş kirli çamaşırların "dağ" gibi olduğu, hem mutfak hem banyo olarak kullanılan daracık bir yerden giriliyor eve. Yerde, "Misafir gelecek" diye komşudan alınan halı serili. Evde küçük bir odun sobası kurulu. O küçücük odanın içi tıkıştırılmış eşyalarla dolu.

Bayat ekmek ve çayDünyaya 8 çocuk getirmiş, iki çocuğunu da evlendirmiş olan Cemil ve Hayriye Deligöz, yaşları daha küçük 6 çocukla birlikte yaşıyor bu evde. "Bugün bulur bugün yeriz" diye sözlerine başlıyor Hayriye Deligöz. Bulabildikleri ekmeği küçücük çocuklarıyla birlikte evlendirdiği kızı ve torunlarıyla da bölüştüğünü anlatıyor. Kızı Şükriye'nin eşi işten atılınca ekmeğini çocukları yaştaki küçük torunlarına da bölmüş vermiş. Deligöz, evlendirdiği kızını ve oğlunu parasızlıktan okutumadığını söylüyor."Eşim inşaat işçisi. Ama öyle mimar falan değil. Evine ekmek getirmek için, tuvalet mi tıkanmış gider onu açar. Kapı çakar, cam takar, boya sıva yapar. Böyle geçiniriz" diyor Hayriye Deligöz. Kazandıkları birkaç milyon liranın da yetmediğini, çay ve çoğu kez komşudan gelen bayat ekmekle karınlarını doyurduklarını belirtiyor.

Evden atacaklarDeligöz ailesi oturdukları bir göz odaya ise 40 milyon lira kira veriyor. "Kirayı ödeyemedik. Birkaç gün içinde ödeyemezsek atacakmış bizi evden" diyor. Deligöz, yıllardır kira köşelerinde gezdiğini anlatıyor. Kaybettikleri oğullarının hastalığı nedeniyle her buldukları evden atılmışlar. Samet rahatsızlığı nedeniyle saldırganmış çünkü. Camı kapıyı kırarmış.Samet'i kaybettiği günü anlatıyor sonra Deligöz. "Kardeşlerinin elindeki bozuk paraları aldı. Dışarı çıkacağım, diye tutturdu. Ben de ses etmedim. Kimseye zararı yoktu. Gözümü ayırmamaya çalıştım. Arada bir çıktım dışarı yokladım. Evin işine dalmış. Çocukların karınlarını doyurmak için mercimek kaynatıyordum. Samet'i yemeğe çağırmaya gittim. Bulamadım. Çocukları bırakıp arayamadım da. Bir daha eve dönmedi Samet. Akşam olunca gidip karakollara haber verdik. Bulanamadı çocuğum."İçinin yandığını söylüyor, çocuğunun bulunmasını istiyor Deligöz.

Çocuklar gıda alamıyorBir de fakirliklerine bir çare arıyor. Biriken çamaşırlarını deterjan alamadığı için yıkayamadığını anlatıyor. Havalar soğumaya başlayınca çocuklar da sık sık hastalanır olmuşlar. Kömür alamıyorlar, odun da... Topladığı eski çaputları, eski lastik ayakkabıları yakıyorlar sobada. Tüp de alamıyorlar. Bu yüzden Deligöz'ün yapabildiği bir kap yemek de cılız yanan sobanın ateşinde pişiyor. "Bir lokma ekmek bir bardak çayla çocuklar gıda mı alır" diye soruyor.Ayakları yalın olan çocuklarını gösteriyor sonra. "Birine çorap giydirebiliyorsam birine giydiremiyorum. Üşütüp hasta oluyorlar sonra" diyor. Devletin fakiri fukarayı görmediğini dile getiriyor ve "Bizi de görün" diye sesleniyor onlara.
www.evrensel.net