Kamu bankalarının peşkeşine tepki

Kamu bankalarının peşkeşine tepki

Büro Emekçileri Sendikası (BES) İstanbul 3 No'lu Şube üyesi kamu emekçileri kamu bankalarının özelleştirilmesini protesto ettiler.

Kamu bankalarının peşkeşine tepkiBüro Emekçileri Sendikası (BES) İstanbul 3 No'lu Şube üyesi kamu emekçileri kamu bankalarının özelleştirilmesini protesto ettiler. Karaköy'deki Ziraat Bankası İstanbul Merkez Şubesi önünde toplanan çalışanlar, "Özelleştirmeye hayır", "Ziraat, Halk ayağa kalk", "IMF uşağı hükümet istifa", "Bu ülke, bu halk satılık değil", "Direne direne kazanacağız", "Yaşasın örgütlü mücadelemiz" sloganlarını atarak, kamu bankalarının IMF'ye peşkeş çekilmesine karşı çıktılar. BES'te örgütlü banka çalışanları adına konuşan Şube Başkanı Ahmet Acar, kâr getiren kamu kuruluşlarının peşkeşinin IMF'nin istekleri doğrultusunda devam ettiğini belirterek, "Kamu bankalarını asli görevlerinin dışında tutan, bu ülkenin halkına, çiftçi, köylü ve esnafına kamusal hizmet götüren, kamunun en hayati faaliyetlerini üstlenen ve birer ihtisas bankası olan Ziraat ve Halk Bankası'nı, tüm hisselerinin blok satış yoluyla özelleştirilmeyi arzulayanlar ülkemiz halkına ve çalışanlarına ideolojik saldırıyı dayatıyor" dedi. Vural Akışık'ın yeniden yapılandırmanın tamamlanmasının ardından, bankanın yüzde 40'nı uluslararası stratejik ortaklara, yüzde 10'unu bir uluslararası fon yönetim şirketine, yüzde 10'unu sigorta şirketine, yüzde 10'unu ise bir bireysel emeklilik fonuna satmayı düşündüğünü ve hisselerin ucuz tutulacağını hatırlatan Acar, Başak Sigorta'nın da düşük fiyata aynı yabancı ortaklara satılacağını söyledi. Finansal yapıdaki tahribatın yanı sıra, yıl sonuna kadar toplam şube sayısının 2500'den 1500'e indirilmek istendiğini ifade eden Acar, çalışanların sayısının 61 bin 700'den 30 bine çekilmesinin kararlaştırıldığına dikkat çekti. Banka çalışanlarına dayatılan ve işgüvencesini ortadan kaldıran sözleşmeyi de kabul etmeyeceklerini belirten Acar, Ziraat ve Halk Bankası'nın peşkeş çekilmesine sessiz kalmayacaklarını söyledi. Tüm çalışanları 1 Aralık eylemine katılmaya çağıran Acar, başlattıkları mücadelenin aynı kararlılıkla devam edeceğini ifade etti. src=/resim/b1.gif width=5>
Başa dön


'Tane'yle derman olmazHükümetin, 'tasarruf' gerekçesiyle uygulamayı planladığı 'taneyle ilaç' satışı birçok sorun yaratacak. Doktorlar ve eczacılar ise bu uygulama yerine pazarlama, promosyon ve ambalajlama tekniğinde tasarruf uygulanmasını ve ilaç ithalinde tasarruf yapılması gerektiği açıklıyor. İzmir Tabip Odası Genel Sekreteri Aşkın Demirci, mevcut yöntemle, ilaçların kâr amaçlı ve pazarlama teknikleri kullanılarak satışa sunulduğunu, bunun da hem ekonomiye zarar verdiğini, hem de halk sağlığını olumsuz etkilediğini ifade etti. İlaç tedavilerinin genellikle 5, 7, 10 ve 14 günlük süreyle uygulandığına işaret eden Demirci, ambalajlı kutularda satılan ilaç sayısının bu tedavi sürelerinin çok üzerinde olmasının, ilaç savurganlığına yol açtığını söyledi. Demirci, "Bu pazarlama tekniği, bir yandan ulusal ekonomiye zarar verirken, kutuda kalan ilaçları daha sonraki hastalıkları için hekime danışmadan kullanmaya kalkan hastanın da sağlığını tehdit ediyor. Bu da tedavi hizmetlerini aksatıyor" dedi.

Şurubun 'tanesi' olur mu?Taneyle ilaç satışının birçok sorunu beraberinde getireceğini kaydeden Demirci, bu konuda yetkililere şu soruları yöneltti, "İlaçlar tek tek ambalajlanacak mı? Ambalajlanacaksa, bu uygulama ülke ekonomisi için bir tasarruf mudur, yoksa ek kaynak yaratılması için yeni bir gider kalemi midir? Bu arada ilaçların tek tek kodlanması ve barkodlama sistemi nasıl yapılacak, hangi teknolojiyle yapılacaktır, bunun getireceği maliyet hesaplandı mı? Bu arada şuruplarda tane hesabı nasıl yapılacak merak ediyoruz?"İlaç ambalajlarının tedavi sürelerine göre çeşitlendirilmesi önerisinde bulunan Demirci, "Ambalajlar, kullanılacağı süreler göz önünde bulundurularak hazırlanabilir. Pazarlama tekniklerinde hekimlere ve eczanelere yönelik promosyonlar daraltılarak tasarruf sağlanabilir" dedi. Hekim reçetesinin kutsal olduğunu da dile getiren Demirci, "Ticari kaygılarla reçete bilgilerinin şekillendirilmesi, eczaneler aracılığıyla bu bilgilerin öğrenilmesi ve bilgilerin ışığında sağlık ve pazarlama politikaları tespit edilmesi, ciddi etik problemlerdir" diye konuştu. Hekimlerin, ilaç seçiminde, ticari kaygılarla değil, hastanın sağlığını kayda alarak reçete yazmasına özen göstermesinin de ilaç savurganlığını önleyeceğini dile getiren Demirci, "İlaç tasarrufunun, ulusal ahlak düzeyinin yukarı kaldırılarak çözümleneceğine inanıyorum" dedi.

Eczacılar: Karmaşa yaratır İzmir Eczacı Odası Genel Sekreteri Tuncay Sayılkan da, taneyle ilaç satışının, birçok karmaşayı da beraberinde getireceğini belirtti. Sayılkan, eczanelerde bu yöntemle ilacın satılmasını sağlayan bir teknik bulunmadığını, konuyla ilgili hiçbir altyapı oluşturulmadığını ifade ederek, ilaç sanayiinin bu satış yönelik üretim yapabileceğine inanmadıklarını söyledi. Taneyle ilaç satışından çare beklemek yerine, Türkiye'deki ilaçların pahalı benzerlerinin ithal edilmesine izin verilmemesini öneren Sayılkan, bu uygulamadan büyük tasarruf sağlanacağını dile getirdi. Tuncay Sayılkan, Türkiye'de satılan ilaçlarının yüzde 80'inin alıcısının devlet olduğunu belirterek, hekimlerin de hasta reçetesine yerli ilaçları yazmaya özen göstermeleri durumunda, ilaç savurganlığının büyük ölçüde önleneceğini sözlerine ekledi.
www.evrensel.net