Bush

Bush'a diktatörlük yetkileri

ABD Başkanı'na geniş bir manevra alanı sağlayan fiili uygulamalar ve Senato'nun onayladığı yeni yasalar, George Bush'u, 2. Dünya Savaşı dönemi başkanı Roosevelt benzeri yetkilerle donattı.

Bush'a diktatörlük yetkileriABD Başkanı George W. Bush ve Beyaz Saray, "savaş hali" gerekçesiyle, devlet yönetimindeki rollerini giderek artırıyor. Yorumcular, 11 Eylül saldırılarından bugüne kadar çıkarılan yasalar ve gerçekleştirilen uygulamalarla, Bush'un, 2. Dünya Savaşı sırasındaki ABD Başkanı olan Franklin Roosevelt'in yetkilerine yaklaştığını belirtiyorlar. Bazı çevreler, zekâ düzeyi hakkında ciddi kuşkular olan Bush gibi bir başkanın Roosevelt'in yetkileriyle donanmasının, ABD açısından "felaket" olduğu görüşünde.Washington Post'ta önceki gün yer alan haberde, Bush yönetiminin, geçmişte devletin diğer organları ile paylaştığı birçok yetkiyi tekeline aldığına dikkat çekildi.

Üç önemli gelişmeSon dönemde yaşanan bazı gelişmeler şöyle sıralanıyor:- Bush, Rusya ile anlaşmasının ardından, ABD'nin nükleer silahlarında büyük çaplı indirime gidileceğini açıkladı. Ama indirim, yazılı bir anlaşma haline getirilmedi. Böylece, konu Senatosu'nun gönderilmedi. - Bush yönetimi, ülkedeki yabancılar üzerindeki baskıyı artırmak üzere, Göçmen Servisi'ni yeniden yapılandırma kararı aldı. Ama bunun için, Kongre'den onay alınmadı.- Beyaz Saray, son olarak, "terörist şüpheliler"in askeri mahkemelerde yargılanmasına olanak tanıyan bir karara imza atarak, yargının yetkisini de gasp etmiş oldu.

Bilgilenme hakkına tecavüzWashington Post, bunların yanı sıra, Bush yönetiminin "halkın devletin işleyişi hakkında bilgilenme hakkı olmadığına" inandığını ve bu inancın, son 30 yılın temayüllerine aykırı olduğunu belirtti. Bu inancın gerekçesi de, her zamanki gibi "ulusal güvenlik".Halkın bilgilenme hakkını yok saymanın somut ifadesi, Senato ve Kongre'nin elini kolunu bağlamak olarak ortaya çıkıyor. Bush, Kongre üyelerine istihbarat brifingi verilmesini sınırlandırdı. Bütçe yetkisini yasama organından devraldı ve yürütmenin, "terör zanlıları"nı takip edip yakalama yetkisini genişletti. Ayrıca, Adalet Bakanlığı'na, "terör" vakalarında, mahkeme kararı olmadan avukat-zanlı görüşmelerini dinleme hakkı tanındı.

Vatansever yasa!Bush'un "ülke içini düzenleme" yolundaki en önemli hamlesi, USA PATRIOT (Vatansever) adıyla bilinen yasa oldu. Bu yasanın Kongre'den onay almasıyla birlikte; devletin, şüphelileri takip etme, arama, gözaltına alma veya sınır dışı etme yetkileri genişletildi. Adalet Bakanlığı da, göçmenleri belli bir suçlama olmadan gözaltına alma hakkına kavuştu. Halen ülkede yüzlerce göçmen, haklarında hiçbir iddia olmadığı halde aylardır tutuklu bulunuyor. Hükümet, 11 Eylül ile ilgili olarak kaç kişinin gözaltına alındığını bile açıklamayı reddediyor. Bu kişilerin, avukatları ile görüştürülmediği de öğrenildi. Uluslararası alanda ise, "hassas" istihbarat brifinglerinin, Kongre'nin tümüne değil, sadece 8 üyesine verilmesi kararlaştırıldı. Böylece, 1947 tarihli Ulusal Güvenlik Yasası çiğnenmiş oldu. Sonunda, Kongre üyeleri "bilgileri sızdırmayacaklarına" dair söz verdiler ve karar geri alındı.

Emperyal başkanlıkGeçmiş ABD Başkanları da, benzer yöntemlerle iktidarlarını pekiştirmişti. Lyndon Johnson, "Tonkin Körfezi kararı" maskesi altında Senato ve Kongre'yi felç etti. Roosevelt de, 2. Dünya Savaşı sırasında aynı şeyi yaptı. Bu başkanlardan ders alan Kongre, kamuoyunun da baskısıyla, Savaş Yetkileri Yasası'nı çıkardı. Bu yasa sayesinde, ABD başkanlarının olağanüstü durumlardaki yetkileri tanımlanmış oldu. Böylece, Watergate Skandalı ve "soğuk savaş" dönemlerinde, Amerikan liderleri nispeten Kongre ve Senato karşısında sorumlu oldular.Bush'un, "sonsuza kadar süreceği" ilan edilen "terörle mücadele" gerekçesiyle yaptıkları, birçok uzman hukukçu tarafından "emperyal başkanlık döneminin geri dönüşü" olarak niteleniyor. Bu terim, son olarak Richard Nixon için kullanılmıştı.

Her şeye o karar veriyorCato Enstitüsü yöneticilerinden Tim Lynch, "Başkan Bush'un elindeki güç, gerçekten nefes kesici" diye konuştu. Lynch, "Savaşın Irak'a yayılıp yayılmayacağına tek bir kişi karar verecek. Tek bir kişi, Amerikan vatandaşlarının mahremiyet hakkının sınırlarını belirleyecek" dedi. Yetki genişletilmesi, diğer alanlara da yansıyor. Bush, "görevi başındaki bir başkanın, geçmiş başkanlarla ilgili kayıtların kamuoyuna açıklanmasını önleme hakkına" sahip olduğu yönünde bir karar daha aldı. Bu karar, Kongre'nin geçmiş yıllarda çıkardığı bir yasaya açıkça aykırı. Bush, sosyal güvenliğin özelleştirilmesi için gizli bir toplantı yapmak istediğinde ise, "Açık Toplantı Yasası"nın engeli ile karşı karşıya kaldı. Yasayı bertaraf etmek için, toplantı "iki grup" halinde yapıldı.

Şimdilik desteği varBeyaz Saray yetkilileri ise, Bush'u savunmaya çalışıyor. Basın Sekreteri Ari Fleischer, "savaş durumunda" olunduğunu söyleyerek bu diktatörlük yetkilerini gerekçelendirmeye çalıştı. Fleischer, "Savaş sırasında ülkenin gözlerinin yürütme organında odaklanması, onun savaşı kuvvet ve hızla yerine getirme yeteneğine dikkat edilmesi normaldir" dedi. Gece-gündüz savaş propagandasına maruz kalan Amerikan kamuoyu ve Kongre, şimdilik Bush'un "dilediği kadar" yetki almasından yana görünüyor. Yapılan son kamuoyu yoklamalarına göre Bush'un arkasındaki destek, yüzde 90'a çıkarılmış durumda. Afganistan'a yönelik operasyonun 11 Eylül'den çok önce planlanmış olması gibi, Beyaz Saray'ın yetkilerini genişletme planı da aylar önceden masadaydı. Bush yönetimi, aylardır, özellikle Kongre'nin yetkilerini kısmanın yollarını arıyordu. Beyaz Saray'da hakim olan kanı; Reagan, Birinci Bush ve Clinton dönemlerinde Kongre'nin yetkisinin "çok artmış" olduğu ve bunun, ABD politikalarının önünde bir engel teşkil edebileceğiydi. 11 Eylül saldırıları, Bush için aranıp da bulunamayan bir fırsat oldu.
www.evrensel.net