Devletin bütçedeki

Devletin bütçedeki 'gizli' yüzü

Gelir dağılımı eşitsizliğinin yaşandığı Türkiye'de fedakârlığın her zaman çalışanlardan istenilmesi ve bunun bütçeye yansıtılması devletin görünmeyen yüzünü ortaya koymaktadır.

Devletin bütçedeki 'gizli' yüzüAr. Gör. Metin Altıok *Bir ülkenin kamu bütçesi, o ülkenin kaynak ve gelirin yeniden dağılımını düzenleme ve belirleme özelliğine sahiptir. Bütçenin bu niteliği bütün ekonomik ve sosyal yapı üzerinde etkilidir. 1980 sonrasında uygulanan yeni liberal politikalar devletin ekonomideki ağırlığının küçültülmesi yaklaşımına dayanmaktadır. Bu yaklaşım gereği, devletin gelirlerinin giderlerini karşılayamaması, devleti borç kısır döngüsüne sürüklemiş ve devletin mali krizine yol açmıştır. Dolayısıyla Türkiye'de uzun süredir yaşanan kriz sadece ekonomiyi değil, devleti ve kamu bütçesini de ciddi olarak tahrip etmiştir ve etmektedir. Hükümetler bütçe tasarılarını hazırlarken işçi ve memurlara kaynak yokluğundan dolayı ücret ve maaş artışı yapılamadığı söylemiyle yaklaşırken, toplumun diğer kesimlerine de işçi ve memurlara fazla verildiği için size bir şey kalmıyor mesajı vermektedir. Halbuki gelir bölüşümünde büyük bir adaletsizliğin yaşandığı ülkemizde geliri yeniden dağıtıcı etkisi bulunan devlet bütçesinin toplumun çalışan kesimleri açısından büyük bir önemi vardır. Çünkü bütçe gelirlerinin büyük bölümünü oluşturan vergi gelirlerinin önemli bir kısmını çalışan kesimler ödemektedir. Bu nedenle ödedikleri bu vergilerin kendilerine nasıl ve ne kadar döndüğünü de bilme ve sorma hakkına sahip olmaları gerekmektedir. Aşağıdaki inceleme yukarıdaki bu düşüncelerle ele alınmış bir 2002 yılı bütçe tasarısı eleştirisidir.

Hedefler gerçekçi değilTablo 1'den görüleceği üzere 2002 bütçe büyüklüklerinin öngörüldüğü şekilde gerçekleşeceğini ileri sürmek inandırıcı değildir. Özellikle bütçenin önemli kalemlerinden vergi gelirleri için öngörülen miktarın şişirildiği, faiz için ayrılan payın ise az olduğu açıkça görülmektedir. Vergi gelirlerinin çoğu tüketim üzerinden alınan dolaylı vergilerden oluştuğundan büyüme hedefinin 2002 yılında yüzde 4 olacağı tahmin edildiğinde harcamaların göreli olarak çok fazla yükselmemesi ve vergi gelirlerinin de hedeflenen düzeyin altında kalması olasılığını arttırmaktadır. Faiz kaleminde öngörülen ödenek ise olması gerekenin altındadır. Daha şimdiden 2001 yılından 2002 yılına sarkıtılmış faiz ödemelerinin 30 katrilyonu aşması nedeniyle, faiz ödemeleri için yalnızca 42.8 katrilyon TL.'lik bir pay ayrılması gerçekçi değildir. Bu pay, sanki 2002 yılında kısa vadeli borçlanmaya gidilmeyeceği, faiz hadlerinin düşürüleceği izlenimi vermektedir. Ancak ekonominin hala soğutulamadığı, enflasyon ve faiz haddlerinin düşürülemediği bir iktisadi ortamda devletin bütçe açığını finanse etmek için kısa dönemli borçlanmaları kaçınılmaz olarak gündeme gelecektir.2002 yılı bütçesinde enflasyon hedefinin yüzde 35 gibi düşük verilmesi, bugünden enflasyon tahminlerinin yüzde 50-55 aralığında gerçekleşeceği ve Hazine'nin hedeflenen enflasyonun çok üzerinde faiz oranıyla borçlandığı dikkate alındığında, devletin kendi öngördüğü enflasyon oranına itibar etmediği sonucu ortaya çıkmaktadır. Ayrıca nominal faiz hadleri bugünkü düzeyinde iken, enflasyonun düşmesi durumunda kamunun ödemesi gereken reel faiz yükü artacaktır. Bu nedenle düşük enflasyon hedefi olsa olsa işçi ve memurların ücret ve maaş artışlarını sınırlandırmaya ve bu ödeneklerden tasarruf sağlamaya çalışarak gizlenen enflasyon hedefi üzerinden sermaye kesimine kaynak aktarmaya devam edeceği görüntüsü vermektedir.

Değişen bir şey yokBütçe büyüklükleriyle ilgili gelişme trendleri göstermektedir ki, bütçe yatırım misyonunu kaybeden faiz yükü altında ezilen bir bütçedir. Sorun bütçe giderlerinin aşırı artması değil, gelirlerin yetersizliğidir. Vergi muafiyetlerinin sürekli genişletilmesini savunan ve karlılık problemini bütçe aracılığıyla topluma yükleyen özel kesimin vergilendirilmesinden başka kalıcı çözüm kalmamıştır. Toplumun yüzde 20'lik zengin kesiminin milli gelirin yüzde 54.9'unu aldığı, buna karşılık en fakir yüzde 20'lik kesimin ise yüzde 4.8'lik bir pay aldığı gelir dağılımı eşitsizliğinin yaşandığı bir ülkede fedakârlığın her zaman olduğu gibi çalışanlardan istenilmesi, bunun sürdürülebileceğinin düşünülmesi ve bütçeye yansıtılması devletin görünmeyen yüzünü ortaya koymaktadır.Sonuçta Türkiye'nin 1980 yılından beri uyguladığı yeni liberal politikalarla bir yandan üretimden ve sanayileşmeden vazgeçildiği öte yandan sosyal harcamalarının kısıldığı bir ekonomik yapıya dönüşmüştür. Böyle bir ekonomik yapının en önemli aktörü olan hükümetlerin yapacağı bütçelerin de yatırım, üretim, kamusal ve sosyal hizmet sağlama vurgusuna sahip olması beklenmemelidir. Bu anlamda 2002 yılı bütçesi de bugüne kadar yapılan bütçelerden farklı bir bütçe olmayacaktır.

* Mersin Üniversitesi öğretim üyesi.
www.evrensel.net