Yalnız bir Züğürt Ağa

Yalnız bir Züğürt Ağa

Sokakta yürürken bir de bakıyorsunuz, başında puşi, ayağında şalvar bir "Züğürt Ağa" kaldırımın kenarında oturuyor. Sonra önündeki kocaman sini tepsi dikkati çekiyor.

Yalnız bir Züğürt AğaKoray KaraermişSaat 11.30; başlıyor yoğurmaya. Kuru soğan, yeşil soğan, maydanoz, biber, domates salçası, biber salçası, yedi çeşit baharat, kıyma, ince bulgur ve tabii en acısından maraş biberi. Yanında ezmesiz olmaz. Domates, yeşil soğanın baş tarafı, ince doğranacak kuru soğan, maydanoz, domates, domates salçası, biber, limon ve yahut nar ekşisi. "Bizim Diyarbakır'da ezmesiz çiğ köfteyi kimse yemez".Saat 17.30; "Çiğ köfteyi daha yeni yaptım, getirdim buraya". Ondan sonra yeşil salataya sarıp veriyor. "Daha burada da yoğuruyorum" Elbette çiğ köfte acı yenir. Ama o acısını az yapıyor. "Midesi sağlam olana acı, kansere bile çare" diyor.

Yıllardır sokakta Başında puşi, agal tutmak için, ayağında kara şalvarı ve yumurta topuk ayakkabı. Dikkat çekmeyecek gibi de değil; "Düğüne de gitmişim. Pera Palas falan her tarafa giderim ben. Beni alır götürürler çiğ köfte yoğurmaya. Bir senedir gitmiyorum. Onların da galiba işleri kırık.." Cezaevinde yatmışlığı var. 'Niye mahpusa düştün ?' diyecek olsan, biraz durup "Gençtik, cazgırdık..." diyor daha bir şey söylemiyor... Aslında kebapçıymış. Çok önceden ustaların yanında öğrenmiş bu işi, Diyarbakır'dayken.Askerlik derken İstanbul'a gelmiş 1968'de. Memlekette duracak nedeni de kalmamış olsa gerek. Belki de kan davası vardı. Söylemiyor. Hemşehrilerinin yanına takılmış, arkadaşlarının yanında kahvecilik yapmış. Sonra bir lokantaya ortak olmuş; "Bina yıkıldıktan sonra kalktık tezgâh açtık", İşte o zaman bu zamandır sokaklarda çiğ köfte satıyor; " Artık başkasının işini yapamadığımıza göre kendi işimizi kendimiz yapıyoruz. Bu yaşta kim bizi çalıştırır."Ama bir dükkân özlemi hep gözünde tütüyor; "Bir dükkânım olsa, kebabımızı yapsak, çiğ köftemizi yapsak. Ben burandakiler gibi kebap yapmam, kıymadan değil, satır ile yapıyorum ben."Yıllar sonra -şeytanın bacağını kırmış- gitmiş memlekete; "Ne anam tanıdı beni, ne kardeşlerim. 32 yıl geçmiş aradan, hiç görüşmemişiz." İstanbul'un havasına alıştığı için fazla kalamamış oranın sıcağında. Orada Kürt olduğunu hatırlamış bir de; 96 yaşındaki anası hiç Türkçe bilmediği için!

'İşler kırık'Saat 22.00 oldu. Ama o, sokağın soğuk ayazında hâlâ müşteri bekliyor, titreyerek. "İçimiz boşalmış tabii" diye açıklıyor bunu. Tek tük müşteri çıkıyor. Saatler geçtikçe insanın iliklerine işliyor soğuk. Bu işin yağmuru var, çamuru var, saçak altında beklemesi var...Birkaç yıldır işler de yokmuş; "Bunun üç misli yapıyorduk bir saatte millet kuyruğa giriyordu. Şimdi on ikiye kadar bekliyoruz". Onun için az yoğuruyor artık; 15-16 porsiyon. Bazen hiç satılmıyor. Et parasını bile çıkarmıyor. Bir de gelip "Milyar kazanıyorsun" diye takılmıyorlar mı! işte o zaman başlıyor siteme; "Ulan beş milyon, on milyona razıyım, gün oluyor onu da kazanmıyorum, ay başı oluyor, kira ver, elektrik ver, su var, çalışırken moralim bozuluyor." Bir gün çalışmasa ya aç oturacak. Bir de şu tek başına yaşamak yok mu; hayatın tüm yükünü tek başına omuzlamak?Onu tanımayan yok buralarda. Yediden yetmişe. Daha çocukken onun yanına gelenler şimdi evlenmiş çocuk sahibi olmuşlar. Ama çoluk çocuğu yok. Hiç evlenmemiş. Ha bir de bedavacıları var; "Bedavacılarım çok haa. Çocuklar geliyor 'Ver bi tane' diye, dayanamıyorum, veriyorum."Zaman ne de çabuk geçiyor. Saat 24.00'e yaklaştı. Soğuktan sulanmış gözleri uzaklara dalıyor Mehmet Bayrak'ın. Sonra yine başlıyor anlatmaya; "Eskiden hayatta tat vardı. Geldiğim zaman dünya güzeldi, İstanbul güzeldi. Ha bak buralar hep boştu. Bir tane apartman yoktu. En kralı dört kat. Tramvay geçerdi buradan. Şimdi kimse kimseyi dinlemiyor."O zamanlar porsiyonu 20 kuruşmuş çiğ köftenin. Nereden nereye; "Şimdi porsiyonu 1 milyona satıyorum. Yemek parası çıkmıyor vallahi." Bir de pazarlık yapanlar varmış: "Eskiden parasını bile sormaz alır giderdi. Şimdi iki saat pazarlık yapıyor. Kurtarmıyor be kurban, ne yaparsın hayat kavgası..."Saat: 00.35; tepsideki malın hepsini satamadı. Dün akşam ki gibi. Daha fazla beklemenin de alemi yok. Tezgâhını toplayıp gecenin karanlığında kayboluyor...
www.evrensel.net