Bütçe harcamalarında tasarruf önlemlerinin anlamı

Bütçe harcamalarında tasarruf önlemlerinin anlamı

Türkiye'de son 15 yıldır faiz harcamalarına daha fazla yer açabilmek için kamu hizmet alanı daraltılmakta, kamu çalışanlarının özlük hakları geriletilmektedir.

Bütçe harcamalarında tasarruf önlemlerinin anlamıProf. Dr. Oğuz Oyan (AÜ SBF)

1. TASARRUF TAMAM, AMA NEREDEN?Türkiye'de son 15 yıldır faiz harcamalarına daha fazla yer açabilmek için neredeyse sürekli olarak kamu hizmet alanı daraltılmakta, kamu çalışanlarının özlük hakları geriletilmektedir.Bunun en önemli göstergesi, faiz dışı kamu harcamalarının GSMH içindeki payının 1980'lerde geriletilmesi, 1990'larda ise ancak 1980 öncesi düzeyini yakalayabilmesidir. Bunun anlamı şudur: Toplumun ekonomik ve sosyal yapısının değişimine rağmen devletin hizmet üretimi 1977 seviyesini aşamamaktadır. Bir başka deyişle, son çeyrek yüzyılda tarımdan sanayiye geçişin, kentleşme ve belediye hizmetleri talebinin büyümesinin, okullaşma oranının artışının, sağlık hizmetleri talebinin büyümesinin, sosyal güvenlik sistemine devlet katkısının zorunlu hale gelmesinin ve benzeri süreçlerin gerektirdiği kamu hizmet artışı gerçekleştirilememektedir. Oysa sayılan bu değişimlerden biri bile ek kamu hizmeti artışının gerekçesini oluşturabilirdi.Rakamlarla ifade edilirse, faiz dışı bütçe harcamalarının GSMH'ya oranı 1977-80 döneminde ortalama yüzde 20,1 iken, Özal'ın (ve kuşkusuz IMF'nin) tahribatıyla 1981-93 döneminde yüzde 15,5'e geriletilmiş, 1994-98 döneminde dahi yüzde 16,8 düzeyini aşamamıştır. 1980 öncesi düzeyin elde edilmesi ancak 1999-2001 döneminde yüzde 21'lik bir ortalama ile mümkün olabilmiştir. Şimdi de bunun yeniden tırpanlanması gündemdedir. 2002 bütçesine göre söz konusu payın yüzde 19,7'ye (yani 1977 düzeyinin dahi gerisine) indirilmesi öngörülmektedir. Üstelik, son günlerde sözü edilen 7,1 katrilyon TL'lik kamu harcaması tasarrufu da bunun üzerine eklenmek istenmektedir. Bütçenin faiz dışı harcamaları sürekli önem kaybederken, bütçe faiz ödenekleri sürekli şişmiştir. O kadar ki, 2001 yılına gelindiğinde, faiz harcamaları tüm faiz dışı harcamalar toplamını aşmıştır. Böylece, bütçeyi bütçe yapan harcama kalemleri, yani kamusal hizmet üretimine ayrılan harcamalar tâli olmaya doğru itilmiştir. Tersten bakılırsa, bütçenin tâli olması gereken faiz harcaması kalemi, bütçeyi yutmaya yönelmiştir. Henüz bütçeyi yutmamıştır ama, tüm vergi gelirlerini yutmayı başarmıştır. 2001 yılında faiz ödemelerinin vergi gelirlerine oranının yüzde 107 olması beklenmektedir (ilk 9 aylık gerçekleşmeler de bu yöndedir); bir başka deyişle, vergi hasılatının tümü faizleri karşılamaya dahi yetmemektedir. Böylesine çarpık bir kamu maliyesi hiçbir gelişmiş kapitalist ülkede yoktur. Bu durumda, harcamalardan tasarruf yapılacaksa, ki yapılmalıdır, bunun tek adresi borç faizleridir. 2002 bütçesine bakıldığında sanki böyle bir gelişme olacak gibi bir izlenim edinilebilir. Faizlerin bütçe içindeki payının 2001'de yüzde 53'ten 2002'de yüzde 43'e, GSMH içindeki payının ise yüzde 22'den yüzde 15'e indirilmesi öngörülmektedir. Böylece, bütçenin GSMH'ye oranla büyüklüğünün de yüzde 42'den yüzde 35'e düşürülmesi amaçlanmaktadır. Peki ama nasıl?İki yöntemle: Bir; iç borçlanmada döviz cinsinden borçlanmanın payının giderek arttırılmasıyla... Döviz cinsinden borçlanma daha düşük faizle yapıldığı, buna karşılık bu tür borçlanmanın daha önemli maliyetini oluşturan kur farkları iç borç stokuna eklenerek bütçe dışında gösterildiği için, bütçe faiz ödemeleri kurgusal olarak azaltılmış olmaktadır. Oysa, kamunun üzerine faiz maliyetinden daha yüksek olabilecek bir kur farkı maliyeti bindirilmektedir.İki; 5 Kasım 2001'de TCMB'nın yaptığı operasyonla, kamu ve fon bankalarına verilmiş olan 18,8 katrilyon TL değerindeki tahvilin vadesi uzatılarak 2002 yılı faiz yükü azaltılmıştır. Ancak kamunun bu kısmi iç konsolidasyonu, borç sorunu açısından bir çözüm olmaktan ziyade, Hazine'yi rahatlatmaya ve mali piyasalara güven vermeye yönelik olmuştur.Bunlara rağmen, gerçek sorun ortada durmaktadır. Türkiye'nin bu borç yüküyle fazla uzağa gitmesine olanak bulunmamaktadır. Neşterin vurulması gereken yer, iç ve dış borçların bütünüdür. Böylece ülkenin acze düşmüş bugünkü zavallı görüntüden kurtulması mümkün olabilecektir.

2. YANLIŞTA ISRAR Hangi kamu harcamasında indirim yapılması gerektiğinin adresi çok açık olmakla birlikte, hükümetin bu adresi görmek istemediği anlaşılmaktadır.Son 15 yıldır kamu hizmetlerini ve kamu hizmeti veren kamu personelinin satın alma gücünü aşındıran zihniyet, yeniden kolları sıvamıştır. Oysa, IMF ve Dünya Bankası'nın sadece Türkiye'nin borç ödeme kabiliyetini yüksek tutmaya yönelik reçetesine angaje olmak demek, yanlışta ısrar etmek demektir. Bu defa kamu hizmetlerinin nicelik ve niteliğinin çok daha kapsamlı bir biçimde aşağıya çekilmesi ve kamu çalışanlarının kazanılmış haklarına çok daha şiddetli bir saldırı yöneltilmesi gündemdedir.Bu saldırı sadece hak kayıpları bakımından kaygı verici değildir. Kamuda nitelikli personel çalıştırmanın bugünü ve geleceği açısından kaygı vericidir. Bu yanlış politikaların yol açacağı toplumsal tepki ve istikrarsızlık, hükümetin gereksinme duyduğu güveni tamamen ortadan kaldıracaktır.
www.evrensel.net