Hekimlerden savaş karşıtı açıklama

Hekimlerden savaş karşıtı açıklama

İstanbul Tabip Odası'nın düzenlediği basın toplantısında, hekimlerin savaşa karşı oldukları ifade edildi.

Hekimlerden savaş karşıtı açıklamaİstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı Enstitüsü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Gülbin Gökçay, savaş ve savaş tehdidi durumlarından en fazla çocukların etkilendiğini belirterek, "Son 10 yılın savaşlarında 2 milyon çocuk öldü, 10 milyon çocuk da psikolojik sarsıntı geçirdi" dedi. İstanbul Tabip Odası tarafından dün düzenlenen "Savaşın toplum sağlığına etkileri" konulu basın toplantısında konuşan Prof. Dr. Gökçay, savaşların uzun dönemde toplumların sosyal yapılarını çökerttiğini vurguladı. Prof. Dr. Gökçay, sağlık sistemleri yeterince gelişmemiş ve dışa bağımlı olan toplumlarda bu çöküşün daha hızlı olduğunu dile getirerek, şunları söyledi: "Irak, Somali, Yugoslavya ve Afganistan, son 10 yılda çocukların etkilendiği savaşlardır. Son 10 yılın savaşlarında 2 milyon çocuk öldü, 10 milyon çocuk da psikolojik sarsıntı geçirdi. Ölümlerin yüzde 95'i açlık ve hastalıklardan kaynaklandı. Sakat kalan çocuk sayısı 5-6 milyon, evsiz kalanlar ise 12 milyon. Anasız babasız kalanların sayısı da 1 milyondan fazla."İÜ İstanbul Tıp Fakültesi Mikrobiyoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Şadi Yenen de, biyolojik silahların terör aracı olarak kullanılmasının her zaman bir tehdit algılaması olarak gündemde tutulduğunu ve kimi politikalara gerekçe oluşturulduğunu belirtti. ABD'de 11 Eylül sonrası yaşanan şarbon vakaları sonucu 4 kişinin hayatını kaybettiğine işaret eden Prof. Dr. Yenen, "Biyolojik silahların, kendilerinin yaratacağı sağlığa ilişkin zararlardan daha çok bu konuda ürettikleri kaos ortamı ve korku çok daha önemlidir." dedi. Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Elif Dağlı da, hekimler olarak savaşa karşı olduklarını belirterek, bu amaçla bir süre önce fakültelerinde bir kampanya başlattıklarını bildirdi. Toplantıda konuşan İstanbul Tabip Odası Genel Sekreteri Dr. Rıfat Yücel, Afganistan'da büyük bir dramın yaşandığını ifade ederek, atılan bombalar sonucu hastanelerin yıkıldığını ve doktor ile çocukların hayatını kaybettiğini kaydetti. src=/resim/b1.gif width=5>
Başa dön


Dershane sistemin ürünüSavaş VelioğluEğitimi özelleştirmek için hızlı bir çalışma yürütenler, dershaneleri öğrencilere alternatif birer eğitim kurumu olarak sunuyor. Devlet okullarında verilen eğitim kalitesinin bilinçli olarak düşürülmesi ve ezbere dayalı olmasının bir sonucu olarak hızla yaygınlaşan dershaneler, milyarlarca lira karşılığında öğrencilere eğitim veriyor. Eğitimin bütün kademeleri için açılan özel dershaneler, "eğitimde eşitlik" ilkesini de ayaklar altına alıyor. Öğrencilerin uygulanan sınavlarda başarılı olabilmek ve öğrenim gördükleri süre içerisinde derslerinde başarılı olmak amacıyla başvurdukları özel dershaneler, eğitimin özelleştirilmesi için uygulanan politikalar arasında yer alıyor. Devlet okullarında uygulanan müfredat doğrultusunda ders veren özel dershanelerin en geliştiği alan üniversiteye hazırlık dershaneleri. ÖSS sistemiyle birlikte okul başarı puanının sınavda büyük önem kazanması, öğrencilerin lise birinci sınıftan hatta orta okul son sınıftan itibaren dershaneye gitmelerine neden oluyor.Özel dershaneler hakkındaki görüşlerine başvurduğumuz Eğitim-Sen Genel Sekreteri Kemal Ünal, dershanelerin, eğitimi özelleştirmek için sistem tarafından uygulanan politikalar arasında önemli bir yerinin olduğunu anlattı.

Sistemin rolüÖzel dershanelerin çok kârlı kurumlar olduğuna dikkat çeken Kemal Ünal, eğitim sisteminin eleyici ve öğrenciler arasında "yarışmayı" teşvik eden yönünün, dershaneleri zorunlu bir basamak haline getirdiğini söyledi. Ailelerin, bütün olanaklarını zorlayarak, çocuklarını yarışmada geri kalmamaları için dershanelere gönderdiğini ifade eden Ünal, "Eğitim sistemimizdeki sınav ağırlığı ve önemine paralel olarak bu kurumlar da yaygınlaşmaktadır. Anadolu lisesi ve üniversite sınavları öğrencilerin dershanelerde yığılması sonucunu doğuruyor. Bu iki sınavın öğrenci açısından deyim yerindeyse, 'hayat-memat meselesi' gibi görülmesi dershaneleri kaçınılmaz kılıyor" dedi. Türkiye'de hemen her toplumsal kesimin ciddi düzeylerde gelecek kaygısı taşıdığına vurgu yapan Ünal, öğrencilerin kendilerini, çok para kazanan bir meslek sahibi yapacak okullara girmek zorunda hissettiklerini ifade etti. Devlet okullarında verilen eğitim ile özel dershanelerin sayısının artmasında doğrudan ve mutlak bir ilişki olduğunu dile getiren Ünal, "Tam bir bağımlılık ilişkisi var. Eğitim sistemimiz öğrenciyi bilgi hamalı olarak görmektedir. Gerekli-gereksiz pek çok bilgi öğrenciye yüklenmekte ve okul basamaklarını geçmesi için bunların ezberlenmesi istenmektedir" eleştirisinde bulundu. Bilgiyi hayatın potasında eritecek, yani işe yarar hale getirecek değişikliklerin yapılmaması ve bilgiyi işlevsel kılacak yöntem ve tekniklerin öğrenciye verilmemesi durumunda, bu iddiada olan dershanelerin yaygınlaşacağını aktaran Ünal, devlet okullarında sınav yöntemlerinin öğretilmediğine dikkat çekerek, "Dershaneler bu çelişkinin ortaya çıkardığı kurumlardır" değerlendirmesinde bulundu.

Özelleştirmenin rolüÖzel dershanelerle eğitimin özelleştirilmesi ya da bir başka ifadeyle paralı hale getirilmesi arasında doğrudan ilişki olduğunun altını çizen Kemal Ünal, "Bu ilişki, eğitim sistemini sorgularken asla atlanmaması gereken bir gerçekliği ifade etmektedir. Eğitimi paralı hale getirme niyeti, devletin eğitim alanına yatırım yapmaması, eğitimin niteliğini bilerek ve isteyerek düşürmesiyle açığa çıkıyor. Türkiye'de, devletin bütçeden eğitime ayırdığı pay, kişi başına düşen eğitim harcaması ve öğretmen ücretleri açısından dünya ortalamalarının oldukça gerisindedir" diye konuştu.Devlet okullarındaki eğitimin niteliğinin her geçen gün düşürüldüğüne dikkat çeken Ünal, ailelerin özel okullara yönelmesinin adeta teşvik edildiğini dile getirdi. İlköğretimden başlayarak üniversitelere kadar devlet okullarının durumunun içler acısı olduğunu söyleyen Ünal, şu değerlendirmede bulundu: "Okullar bırakalım eğitimin ihtiyaçlarını karşılamayı, elektrik, su vb. paralarını bile ödeyemez durumda bırakılmakta, bunun karşılığında vakıf okullarına trilyonlar aktarılmaktadır. Oysaki, eşitlik, eğitimin temel ilkesidir. Eğitimde eşitlik ilkesi, kamusal eğitimin, temel insan hakkı olmasını güçlendiren bir öğedir. Dolayısıyla, devlet vatandaşına nitelikli ve kamusal eğitim verilmesi sorumluğuyla karşı karşıyadır. Eğitim sürecine paranın dahil olması, tartışılmaz olarak eğitimde eşitlik ilkesini çiğneyen bir durumdur. Parası olanın özel okula ve dershanelere gittiği bir sistemde, eşitlik ilkesinden söz edemeyiz."
www.evrensel.net