Süphan

Süphan'da sesler sustu

Nurullah Görhan, ilk kişisel dijital fotoğraf sergisini açtı. İşçi olarak yaşamını sürdüren Görhan'ın işçiler ve hayat kadınlarını konu edindiği sergisinde, ekonomik koşullar ve savaşın yansıtıldığı fotoğraflar izleyicilerle buluştu.

Süphan'da sesler sustuTuğba KaraçayNurullah Görhan'ın ilk kişisel dijital fotoğraf sergisi, Van Yüzüncüyıl Üniversitesi'nde gösterime açıldı. Görhan'ın "işçiler ve hayat kadınlarını" konu edindiği sergisinde, ekonomik koşullar ve savaşın yansıtıldığı fotoğraflar izleyicilerle buluştu. Sergideki fotoğrafların isimsiz olduğunu belirten Görhan, eserlerinde kapitalizmi protesto ettiğini vurguladı. İşçi olarak yaşamını sürdüren Görhan, gazetemizin sorularını yanıtladı.Bu ilk serginiz, sergiden önce okurlarımıza kendinizi tanıtır mısınız? İşçiyim. Eğer işçi olmasaydım, belki de böyle kareler yakalayamazdım. 1975 Mardin Kızıltepe doğumluyum; ortapedik özrümden dolayı 7 yaşına kadar yürüyemedim. İlkokul 4'üncü sınıftan ayrıldım. Bu dönemde babam cezaevine girmişti. 11 kardeşiz, bir de annem, okulu bırakmak zorunda kaldım. Doğrusu bu zorunluluğu o yaşlarda ben hissettim. İlk işim oto elektrik tamir atölyesiydi. 16 yaşına geldiğimde işte usta olmuştum. Babamın cezaevinden çıkışı da bu yaşlara rastlar. Babam çıktığında onunla bir anlaşma yaptım, işten ayrılacağımı söyledim. Babam eğitimim olmadığı için çalışamayacağımı düşünüyordu. Bu durumun ben de farkındaydım. Yapabileceklerimin beni sınırlandıran koşullardan daha fazla olacağını düşündüm. Fotoğrafçı olan komşunun dükkânını süpürmekti işim. Ayda on beş milyondan orda çalışmaya başladım. Karanlık oda, fotoğraflar, rötuşlar... İşi öğrendim, akşam 20.00, sabah 8.00 çalışmaya başladım. Gündüzleri de okulu dışardan bitirme sınavlarına hazınlandım. İlk, orta ve liseyi dışardan bitirdim. Üniversiteye girmeyi çok istiyordum. Hâlâ çok çalışıyorum. Ailemin beni okutacak durumu yok. Fotoğraflar ve sergi nasıl oluştu?Fotoğrafların birçoğu İstanbul'da hazırlandı. Yazın Erol Atar'ın şubelerinden birinde çalıştım. Fotoğraflar ve sergi için gerekli parayı burda çalışarak sağladım. Konularına gelince; ekonomik kriz, ülkenin içinde bulunduğu koşullar, işçiler ve hayat kadınları... Bunlar sadece birkaç konu başlığı ve savaş. Biz savaş çocuklarıyız çünkü. Bizim coğrafyada savaş hiç susmadı ki. Biz sustuk, susturdular, kestiler dilimizi, savaş susmadı.Ağızlar dolusu gülmeyi unuttuk. İşte Afganistan örneği; buraya göç eden aileler var, mülteci aileler, ordaki çocukların gözlerine bak. Savaş hangi coğrafyada olursa olsun gözlerdeki etkisi aynı oluyor. Hepsi kapitalist sistemin sonucu, onun eseri. Hepsine tek tek acımak mümkün, söylenecek çok örnek var. Ama virüs aynı. Soyut bir kavram tarihe de baktığında teşhisi koyuyorsun, işte bu diyorsun, sorunların kaynağına inmek lazım. Duyarsız kalmak mümkün değil. Fotoğraflarda hepsinin bir öyküsü var. Mesela, kaportası çökmüş, motoru gitmiş bir araba var. İşçiler çalıştıkça eriyor, tükeniyor. Kapitalizm, bozuk bir araba. Bu sistemin içinde çalışıyoruz. Orda bozuk bir sistem var, artık yürümeyen bir sistem ve o sisteme her gün kurban edilen insanlar. Aynı şekilde dolarlar. Dolarlar üzerinde çalışan işçiler, onlar da artıyor. Bir tarafta da Güney Koreli genç elindeki bozuk paraları fırlatıyor bozuk sisteme karşı. Kendi gerçeğimizi görmemiz lazım. Amerikan'ın Özgürlük Anıtı, meşhur simgeleri. Kimin için özgürlük, ne için özgürlük? Sahte bir özgürlüğe karşı uçan ateş kuşları var fotograflarda, onlar da yanıyorlar.Kadınlar karelerine nasıl yansıdı? Bizim kadınlarımız hani ya ozanın dediği gibi "Sofradaki yeri öküzümüzden sonra gelen" şimdilerde metalaştırdığımız kadınlar. Kadının metalaşmasına örnek hayat kadınlarını görüntü aldım. Derisini kaldırdığında kablolarını görebilirsin, duygu yok, rahmini yitirmiş. Alev alev yanan bir vücut, bağırıyor çünkü yattığı her erkekte bir parçasını bırakıyor. Fotoğraftakiler gerçekte hayat kadını ama anlatmak istediğim, kadın her yerde aynı... Onların nezdinde kadına bakışı anlatmak istedim.Sergi açmak istediğinizi eğitim gördüğünüz okuldaki yetkililere ilettiniz mi?Rektörle bizzat konuştum. Bazı resimleri götürdüm. "Ne anlatacaksın, neyi anlatıyorsun" dediklerinde, kapitalizmi dedim. Önce duraksadılar. Tek tek anlattım resimlerde ne anlatmak istediğimi. Yapıcı bir konuşmaydı. Benim amacım belli ve net. Çarpıtmalar, saptırmalar yok, olanı anlattım ben. Bir de geldiğim yer. Tekrar söylüyorum bir işçiyim ben, bununla da gurur duyuyorum. Böyle bir sürecim olmasaydı, bu görüntüler objektiften böyle yansımazdı.
www.evrensel.net