Demokrasi mi dediniz?

Demokrasi mi dediniz?

'Demokrasi' adına terör estiren ABD yönetimi, Afganistan'ı yerle bir ederken, "arka bahçe" Nikaragua'yı unutmadı.

Demokrasi mi dediniz?Duncan CampbellABD'de, geçenlerde, deneyimli sunucu Barbara Walters'ın yönettiği bir televizyon tartışmasında, konu, yeni ulusal bilmeceydi: "Neden bizden nefret ediyorlar?"" Başkan Bush'un özel danışmanı ve seçim kampanyası sırasında basın sorumlusu olan Karen Hughes'e göre nefretin sebebi, "Amerika'nın liderlerini seçerek göreve getirmesi"ydi.4 Kasım Pazar günü seçim sandıkları önünde sıralanan Nikaragualı seçmenler, bu sözleri duysalardı herhalde acı acı gülümserlerdi. ABD hükümetinin radarı Afganistan ve Ortadoğu'ya çevrilmiş durumda ama, dışişleri bakanlığı ve bir dizi politikacı ve yetkili, geçtiğimiz haftalar içinde Nikaragua seçimlerini etkilemek için para, ücretsiz gıda ve propaganda saçmaya zaman buldu. Kısa vadede başarmış olabilirler: ABD'nin favori adayı, iktidardaki Liberal Parti'den 73 yaşındaki işadamı ve toprak ağası Enrique Bolanos, eski gerilla ve Sandinist lider Daniel Ortega'yı yenilgiye uğrattı. Ama uzun vadede sonucun ne olacağını kim bilebilir?

Sandinist devrimBiraz tarih: Sandinistler, 1979 devrimiyle Somoza diktatörlüğünü sona erdirdi. Zaferleri, bütün ülkede sevinçle karşılandı. 1984'te seçime girdiklerinde, oyların yüzde 67'sini aldılar. Seçimin nasıl sonuçlanacağını gören ABD, bu sonuçları tanımadığını ilan etmişti bile. Bugünün deyimiyle, kontralar veya karşıdevrimciler tarafından yürütülen terörist bir kampanyaya başladılar. Bu yasadışı savaş, 50 binden fazla insanın ölümüne neden oldu. 1990'da, yorgun bir seçmen kitlesi, ABD destekli aday Violeta Chamorro'yu tercih etti ve Ortega iktidarı bıraktı. Nikaragua tarihinde ilk kez bir lider, seçim yoluyla gitmişti.O tarihten bu yana, Ortega'nın siyasi kariyeri, eski destekçilerinin çoğunu hayal kırıklığına uğrattı. Pek az insan, onun bir daha başkanlık için ciddi bir rakip olabileceğini düşünüyordu. Sonra, bu yaz başlarında, yerel basın kamuoyu yoklamalarını yayınlamaya başladı. Ortega, en yakın rakibinden yüzde 6-7 kadar öndeydi ve öyle görünüyordu ki, iktidara gelecekti.

ABD müdahalesi ABD Dışişleri'nden bir yetkili, Nikaragua Ticaret Odası'na, Ortega'nın seçilmesinin ülkeye ne büyük zararlar vereceğini anlattı. Üçüncü aday olan Muhafazakâr Noel Vidaurre üzerinde baskı kuruldu ve Vidaurre, Ortega karşıtı oyların bölünmemesi için çekilmeye zorlandı. Liberal Parti amblembli bir şapkayla dolaşan ABD Büyükelçisi, Ortega'nın rakibi Bolanos'un seçim kampanyasını selamladı ve onu, bir acil gıda dağıtımı gezisine davet etti. ABD'nin batı yarıküre işlerinden sorumlu dışişleri bakan yardımcısı John Keane, geçtiğimiz ay içinde, Sandinistler arasında "insan hakları ve yurttaş haklarını acımasızca çiğneyen" kişiler olduğunu söyledi. Resmi ABD tutumu öyle bir noktadaydı ki, seçimleri gözlemeye gelen eski Amerikan başkanı Jimmy Carter, "Egemen bir ülkenin halkının oylarını etkileyebilecek olan açıklama veya davranışları benimsemiyorum" demek zorunda kaldı.

Birader Bush'tan incilerABD Başkanı'nın kardeşi ve yakın tarihin en şaibeli seçim sonuçlarına sahne olan Florida eyaletinin valisi Jeb Bush, geçen ay Miami Herald gazetesine bir makale yazdı. Ortega'ya saldıran Bush, onun "özgürlük, demokrasi ve hür teşebbüs kavramlarını ne anladığını, ne de benimsediğini" söylüyordu: "Daniel Ortega, ABD'nin temsil ettiği herşeyin düşmanıdır. Dahası o, düşmanlarımızın dostudur. Ortega, uluslararası terörizme kalkan olan ve ona göz yuman devlet ve bireylerle 30 yıldan uzun bir süredir ilişki içindedir."Bu makale, Liberal Parti tarafından Nikaragua gazetesi La Prensa'ya reklam olarak verildi. Üzerinde "ABD Başkanı'nın Kardeşi, Enrique Bolanos'u Destekliyor" yazılıydı. Mizahçı Tom Lehrer'in, Henry Kissinger'in Nobel Barış Ödülü'nü kazanmasından sonra dediği gibi: Mizaha ne gerek var?Ardından, üç ABD'li politikacı; Demokrat senatör Bob Graham ve Cumhuriyetçi senatörler Jesse Helms ile Mike DeWine, Kongre'ye bir tasarı vererek, Sandinistlerin kazanması durumunda Beyaz Saray'ın Nikaragua politikasını gözden geçirmesini talep etti. Bunun anlamı, "istenmeyen" bir sonuç alınması durumunda, yoksul bir ülkenin daha da yoksullaştırılması gerektiğiydi. Tasarı, Nikaragua basınında yankı buldu.

Neden nefret ediyorlar?Bu arada, yasadışı kontra savaşının mimarlarından ikisi, mezarlarından çıkarılmıştı. Savaş sırasında işlenen katliamlarda "talihsiz hiçbir şey farketmeyen" John Negroponte, 11 Eylül'den sonraki günlerde BM Büyükelçisi yapıldı. 1981'de, savaşın yürütülüşü hakkında Kongre'ye yalan söylediğini itiraf eden Elliott Abrams, başkan tarafından "demokrasi ve insan hakları" bürosunun başına getirildi. Beyaz Saray Sözcüsü Ari Fleischer, Abrams'ın suçlarını "Geçmişte kaldı" sözleriyle niteliyordu.Ortega, ne yazık ki bir Nelson Mandela değil. Seçimi kaybetti ve böylece, bir zamanların o cesur devriminde onunla birlikte olan idealistler, yeniden siyasi arenaya dönebilecekler. Daha genç ve lekesiz politikacılar da ortaya çıkabilir. Ama tam da ABD, dünyayı kendi davasına ikna etmeye çalışırken, Nikaragua'da son birkaç haftada yaşananlar, daha fazla kuşku doğuracaktır.

Ucuz bir numaraDünyanın en yoksul ülkelerinden birinin küçük, örgütsüz bir partisi olan Sandinistler, ABD'yi tehdit etmiyordu. 11 Eylül'ün ertesinde, onları terörizmle ilişkilendirmek, ucuz ve onursuz bir numara oldu. Barbara Walters, bir dahaki seferinde "Neden bizden nefret ediyorlar?" diye sorduğunda, Karen Hughes bu küçük ama önemli sebebi ekleyebilir.
www.evrensel.net