Yeni bir beyin mi yaratılıyor?

Yeni bir beyin mi yaratılıyor?

Uzmanlar, Riken'deki Japon bilim adamları hedeflerine ulaşırlarsa, insan beyninin ve düşüncenin dünyasına girebileceğimizi söylüyor.

Yeni bir beyin mi yaratılıyor?Mariano Sigman (Çeviren: Yıldız Eren)Bilim tarihinde önemli bir dönemeçten geçiyoruz. Atomun parçalanmasından, genetik haritanın keşfinden sonra, araştırmacılar şimdi de beynin tüm sisteminin işlevlerini anlamaya çalışıyorlar.Japonya'daki Riken Enstitüsü'nde öngörülen araştırma projesine göre, Japon bilim adamları önümüzdeki dönemde düşünme sisteminin bütün parçalarını bir araya getirmeyi öngörüyorlar. Nöroloji uzmanlarının bu kapsamlı araştırma projesinde, beynin düşünme mekanizmasının fonksiyonu, tek tek parçaları, hafıza ve önsezi organlarının çözülmesi planlanıyor. Japonların insan kopyalama, genetik müdahele çalışmalarının bütününü kapsayan bu bilimsel çalışması eğer başarılı sonuçlar verirse, sinir sistemi biliminin kat ettiği yolun haddi hesabı bile yapılamıyacak.Peki, bilimdeki bu olağanüstü gelişmeler insanlığın hizmetine sunulabilecek mi?Francis Crick'le birlikte genetik kodu çözen iki kişiden biri olan Sidney Brenner; Crick'in ADN eğrisini bulmasında büyük katkıları bulunan kristalograf Maç Perutz'a 1963 yılında gönderdigi mektupta, bilimin o yıllardaki gelişimini değerlendiriyordu. Brenner ve Crick M. Preutz'un başkanlık ettigi Cambrigde'deki ünlü moleküler biyoloji laboratuvarında çalışıyorlardı. Brenner, sözü edilen mektupta, can sıkıntısını anlatarak moleküler biyolojinin artık bittiğini, önümüzdeki dönemin çözülmesi gereken temel problemi olarak sinir sistemi bilimi (nöroloji) alanındaki araştırmaları işaret ediyordu.Haksız değildi. Moleküler biyolojinin temel sorunları Fransa'da Jerome Monod ve François Jacob, Ingiltere'de James D. Watson, Francis Crick ve Sidney Brenner tarafından çözülmüştü. Moleküler biyolojinin buluşları artık piyasaya sürülme noktasına gelmişti. Bilim adamları ise yeni araştırmalar ve yeni keşiflerin peşindeydi.

Kopyalama yeni değilİskoçya'daki Ian Wilmut'un Dolly'i kopyalaması deneyimi hemen medyatik bir tartışmayı gündeme getirdi. Oysa kopyalama yeni bir şey değildi. Bundan 50 yıl önce (bugün Cambridge'de çalışan) bilim adamı John Gurdon, sonradan inek, koyun, keçi, fare kopyalanan ve hatta belki ileride insan kopyalamada kullanılacak olan aynı teknikle kurbağa kopyalamayı başarmıştı.Japonların kopyalama konusundaki çalışmaları pek tanınmıyor, fakat bu alanda kimse onlarla yarışacak düzeyde değildir. Yeni teknik buluşlarla kimsenin ulaşamayacağı bir seviyede olmalarına karşın, uluslararası alanda Amerikalıların 191, Fransız, Alman ve Ingilizlerin 152 Nobel Bilim Ödülü'ne sahip olmalarına karşın Japonlar sadece 5 Nobel Bilim Ödülü'ne sahip bulunuyorlar.Kopyalama alanında Japonlar 2000'li yılların başında dana kopyalamışlardı, ayrıca ilk defa kopyalanan canlının nasıl yaşlandığını incelemek maksadıyla, daha önce kopyalanmış bir boğadan boğa kopyalamayı da başardılar. Kopyalamanın yeni bir yöntem olmadığını söyledik, bu bilim dalı artık herkesin rahatlıkla ulaşabileceği bir seviyede bulunuyor. Devrimi gerektiren ve yeni buluşları bekleyen bilim dalı ise, nörobiyolojidir. Beynin fonksiyonlarının incelenmesi, yani bilincin oluşması, hafıza, düşünme hayal etme ve rüya görme. Bütün bu prosedürlerin çözülmesi başlı başına bir devrimdir.

Düşünce sistemiBrenner, 1963'te yazdığı ünlü mektubunda bunlara dikkat çekiyordu ve "Önümüzdeki dönemde bilim adamlarının uğraşı alanı budur" diyordu. Ancak nörobiyolojinin önündeki esaslı engele de, yine kendisi dikkat çekiyordu: "Bence en büyük zorluklardan birisi, belirli bir süreci ilgilendiren tek bir düşünce çizgisinin olmamasıdır."Moleküler biyoloji genetik mekanizmanın yapısının çözülmesinde ilerleme sağladı. Genetikle ugraşan bilim adamları, "bir gen=bir enzim" sonucuna varmış ve buradan itibaren tek tek üniteleri çözmek kolaylaşmıştı, artık gözün rengi, kanatların uzunluğu gibi özellikleri sırrı çözülmüştü. Farklı insan topluluklarında düşüncenin bir bütünlük oluşturmaması, bugün nörobiyolojistlerin büyük bir sıçrama yapmasının önündeki tek engeli oluşturmaktadır. Geçen on yılın beynin sırlarını çözme çağı olduğu söylense de, bilimciler sözlerini tam tutamadılar. Nörobiyolojinin bugün içinde bulunduğu safha 1950'li yılların başında moleküler biyolojinin bulunduğu safha, ya da yirminci yüzyılın başında fiziğin vardığı aşamadır. Yani temel araştırmalar seviyesi.Sinir sistemi bilimcileri yeni fikirler üretme yönünden değil, yeni veriler ve teknikler üretme yanıyla çok üretken bir durumdalar. Japonlar bugün, önlerine koydukları ve atılım yapacakları çok yüklü bir programla iddialı bir yarışa girişmiş bulunuyorlar.

Dalgalar arasında1917'de özel bir araştırma enstitüsü sıfatıyla kurulmuş olan Riken Beyin Enstitüsü'nün finansmanı, 50 yıldan beri hem özel hem de devlet fonlarından geliyor. Enstitü başkanı M. Shun-Ichi Kobayashi, belirlenmiş bir hedef, bir araştırma programı ve iddia ile işe girişmenin kaçınılmaz olduğunu belirtiyor: "Bilimsel araştırma projesinin hedefi ve iddiası büyük olmalıdır, tersi durumda nehirde başıboş yol alan bir kayığa benzer ve dalgalar arasında kaybolur gider."Riken Araştırma Enstitüsü Tokyo'ya trenle yarım saat uzaklıgındaki Wako kentinde bulunuyor. Merak uyandırıcı olanı da Kuzey Amerikalıların askeri üslerinin hemen yanında. Uzaktan bile hemen fark edilen bu çirkin ve dev yapı, tamamen sinir sistemi bilimi araştırmalarına ayrılmış. Nörobiyoloji alanındaki ilerlemelerin yeni öncüsü olmaya aday Riken'de çalışan bütün araştırmacılar, bilim adamları önlerine üç temel hedef koyarak işe koyuldular: Birincisi beynin çalışmasını anlamak, ikincisi beynin fonksiyonlarını korumaya almak, üçüncüsü de beyni yeniden yaratmak.Amerikan Teknoloji Enstütüsü (MIT) ile her an bağlantı halindeler. Hedeflerinin her birine varmak için önlerine beş, on, on beş ve yirmi yılı kapsayan belli süreler koymuş bulunuyorlar. Birinci hedef; beynin çalışmasını anlayabilmek için beş yıllık bir sürede bunun sırrını çözmeyi planlıyorlar. Bu sürede beynin temel fonksiyonları olan kavrama, hafıza ve dilin sembollerini çözmeyi, on yılda hissetme mekanizmalarını ve buna bağlı olarak değişik duyguların harekete geçme sistemini ve biyolojik ritmin haritasını çıkaracaklarını, bir beş yıl sonra da dikkat mekanizmasını, düşünme kapasitesini ve dil öğrenme fonksiyonlarının çalışmasını ortaya çıkarmayı hedefliyorlar.Sonuçta, önümüzdeki 20 yılda sosyal ve kişisel bilinç mekanizmasını çözmeyi planlıyorlar. Riken çalışanlarının ikinci projesi ise, beynin korunmasından ibaret. Bu konudaki çalışmalar dev adımlarla ilerliyor. Önümüzdeki beş yılda beynin gelişmesinde etkili olan genleri tanıyabileceğiz ve psikiyatrik hastalıklara yol açan faktörleri bilmiş olacağız. On yıl sonra da, bir hayvan beyninin normal gelişmesini ve yaşlanma mekanizmasının kontrolünü çözdükten sonra yapay bir ortamda sinir sistemi hücrelerinin nakli başarılmış olacak. 2015 yılına doğru, beynin normal gelişmesini sağlamayı garantiye almış olacağız ve bunu insana uygulayabileceğiz. Hayvan beynindeki nöronların yaşlanması süreci kavranıldıktan sonra, beyinde meydana gelen hastalıkların tedavisinde önemli adımlar atabileceğiz. Böylelikle psikiyatrik hastalıklarda genetik terapiyi rahatlıkla kullanabilir duruma geleceğiz.Bir yirmi yıl sonra da insan beyninin yaşlanma sürecinde bilinmedik yan kalmayacak. Bu da sinir sistemi ve kas hücrelerinin yapay olarak yenilenebilmesine olanak sağlayacak.

Yeniden yaratmakJaponların büyük ve iddialı araştırma programlarının son bölümü de beynin yeniden yaratılmasına ayrılmış bulunuyor: Bunun için birkaç yılın yeterli olabileceği iddia ediliyor. Beynin fonksiyonlarını tanıyabilen, elektronik üniteler geliştirildiği takdtirde, 2010 yılında düşünme mekanizmasına sahip makinalar üretilebilecek. Bilgisayarlar, programlanmaya ihtiyaç duyulmadan, mantıklı düşünme ve önsezi kabiliyetine sahip olacaklar. On beş yıl sonra ise istek ve arzularımızı tanıyabilen, zeki, duygu sahibi bilgisayarlar üretebileceğiz. Yirmi sene sonra ise, insanlarla dostluk ilişkileri kurabilen süper akıllı bilgisayarlar üretilecek. İnsanlarla bilgisayarlar arasında yeni bir ilişki dönemi başlayacak. İnsanlık faydalanabilecek mi?Riken Enstitüsü'nün ortaya koyduğu son derece önemli ve iddialı program başarılı sonuçlar verirse; önümüzdeki 20 yılda insanın başını döndürecek olağanüstü gelişmelere tanık olacağız. Riken'deki bilim adamları hedeflerine ulaşırlarsa, 2020'li yıllarda beynin ve düşüncenin dünyasına girebileceğiz, ayrıca beyni koruma altına alabildiğimiz gibi, onun yardımcı işlevini görecek teknik yardımcılar da yaratabileceğiz.Japon bilim adamları ve araştırmacılar aynı zamanda iletişim ve bilgisayar programlarına da dalmış bulunuyorlar, bu alanda dünyada onlardan üstünü de yok. Okinawa halk balesini insan sevimliliğinde ve kıvraklığında oynayan robot yapabilen sadece Japonlardır.Japon bilim adamlarının önümüzdeki 20 yıl için düşündükleri bilimsel ilerleme, belki de sadece bir hayal ya da bir kâbus değildir. Ama bu, gen haritasının çıkarılmasında, internetin geliştirilmesi ya da kopyalamanın başarılmasında olduğundan daha sabırlı bir çalışmayı gerektiriyor. İnsan kimliğiyle ilgili, bugüne kadar görülmemiş en kapsamlı girişkenlik anlamına geliyor.
www.evrensel.net