Duvarlar hâlâ ayakta

Duvarlar hâlâ ayakta

DTÖ toplantılarında az gelişmiş ülkelere sürekli olarak korumacılıktan vazgeçmeleri öğütlenirken, zengin ülkeler kendi pazarlarını koruyucu önlemleri daha da artırıyor.

Duvarlar hâlâ ayaktaSerbest ticareti kendine düstur edinen Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ)'nün her toplantısında zengin ile fakir arasındaki duvarlar daha fazla yükseltiliyor. ABD ve Avrupalı tekellerin temsilcileri, gelişmekte olan ve yoksul ülkelerin gümrük tarifelerini daha da indirmeleri konusunda sürekli olarak baskı uyguluyor. Buna karşın batılı devletler kendi şirketlerini ve pazarlarını koruyan önlemleri birer "istisna" olarak güvence altında tutuyor. DTÖ'nün toplantıları son yıllarda büyük tepkilere neden oluyor. Kuşkusuz bu tepkinin haklı gerekçeleri var. Örneğin; Haitili çiftçiler pirinç tarlalarının DTÖ şartlarıyla yok edildiğinden şikâyet ederken, Meksikalı mısır üreticileri ABD'nin DTÖ aracılığıyla kurduğu baskıdan dolayı ekim yapamaz duruma geldiklerini söylüyorlar. Benzer sorunlar Türkiyeli üreticilerin de karşısında. Sübvansiyonlar her geçen yıl daha da azaltılıyor. Ülke içinde üretilen ürünlere ise kotalar getiriliyor.DTÖ'nün serbest ticaret düsturu, milyonlarca üreticiyi fakirliğe itiyor. Çünkü gelişmiş ülkeler, günde 1 milyar dolara kendi tarımsal üretimlerini sübvanse ederken, Türkiye gibi ülkelerin, "Serbest ticarete aykırı" diyerek sübvansiyonları kaldırmalarını istiyorlar.

Tutulmayan vaatler120 ülkede faaliyet gösteren bir sivil toplum kuruluşu olan "Oxham" tarafından "Tutulmayan Sekiz Vaat" adlı DTÖ'nün yol açtığı eşitsizlikleri gösteren çarpıcı bir rapor yayınlandı. Raporda yoksul ülkelerin 1980'li yıllardan beri gümrüklerini yarı yarıya indirdikleri ve pazarlarını Avrupa ve ABD'nin çokuluslu şirketlerine açtıkları ifade ediliyor. Fakat batının, kendi pazarlarını hala Afrika, Asya ve Güney Amerikalı rakiplerine kapalı tutmayı sürdürdüğüne dikkat çekiliyor. Oxfam, Batılı devletleri "Çifte standartlı ve çatal dilli" davranmakla suçluyor. "Bu politikalar, dünya çapında sapık boyutlara ulaşmış, eşitsizliği küçültmek yerine büyütüyor" diyor.Gelişmekte olan ülkelerin gümrük ve ticaret duvarlarını indirmelerinin sonucunda uğradıkları zarar ise oldukça büyük. Oxham'a göre bu rakam yılda toplam yüz milyar doları aşıyor. Örnegin; Bangladeş, batı ülkelerine yolladığı bir mal için, onlardan ithal ettiğine kıyasla 4 kat fazla gümrük ödemek zorunda.

Batıda tarıma destekBatlı ülkelerin pazarlarını en çok kapattığı iki sektör, tekstil ve tarım. Ne ilginçtir ki, gelişmekte olan ve yoksul ülkelerin ticarete girebilmelerinin yegâne yolu da bu iki sektörden geçiyor. Ancak DTÖ'nün serbest piyasa anlayışı, sadece zenginlerin önünü açıyor.Mesela Kanada; ayakkabı, çanta ve tüm diğer deri mamullere başka ithal ürünlerden iki kat gümrük uyguluyor. Üçüncü dünyadan gelen tekstil ürünlerinin yüzde 80'i kontenjana tabi. Tarım alanında da benzer ihracat kısıtlamaları yaşanıyor. OECD'deki 30 zengin ülke, her yıl kendi çiftçilerine toplam 350 milyar dolar sübvansiyon ödüyor. Bu, günde 1 milyar dolar anlamına geliyor. ABD ve Avrupa Birliği (AB) yönetimleri, yoğun olarak sübvanse ettikleri tarımsal ürünlerinin ihracat fiyatlarını böylece aşağıda tutmayı başarıyorlar. Bu ise üçüncü dünyadaki küçük köylünün iflası demek. Oxfam'ın raporunda bu gelişmenin çarpıcı bir örneği olarak Meksika'da mısır eken köylülerin ABD'den gelen sübvanse edilmiş mısır karşısında iflasa sürüklenmeleri örnek veriliyor. Aynı şey Haiti'de de pirinç üreticilerinin başına geldi.Gelişmiş ülkelerinin yetkili bakanları, 1996'da Singapur'daki DTÖ konferansında bu konuda bir şeyler yapmaya söz verdiler. "En az gelismis ülkeler"in 49'u için, yakında gümrükleri ortadan kaldıracaklarını söylediler. Ama bu hiçbir zaman gerçekleşmedi. Halen bu en yoksul ülkelerin ABD ve Kanada'ya ihracatının yarısından fazlası yüzde 5'i aşan gümrüklere tabi. Avrupalıların "Silah Dışında Her Şey" adını verdiği aynı yöndeki inisiyatifi de kâğıt üzerinde kalmış durumda. AB hükümetleri gayet bilinçli kararlarla şeker ve pirinç gibi ürünlerin ithalatını engelliyorlar. Çünkü batıdaki güçlü tarım lobileri "serbestliğe" karşı çıkıyor. Bu tek yanlı ticaret politikalarının en ağır darbeyi vurduğu kıta ise Afrika. Dünyadaki insanların yüzde 12'si Afrika'da yaşıyor ama, Afrika dünya ticaretinden sadece yüzde 1 pay alabiliyor. Bu oran 1970'lerde tam 4 kat fazlaydı.

Afrika'ya ilaç ambargosuAfrika aynı zamanda batılı ilaç tekellerinin katı patent politikaları altında en çok ezilen bölge. İlaç şirketleri, TRIPS adlı DTÖ anlaşmasının uygulanmasında ısrarlılar. Bu anlaşma buluşların patenti ile ilgili. Anlaşmaya göre, şirketlerin 20 yıllık patent hakkı bulunuyor. Ama istisnalar da belirlenmiş. Örnegin, "ulusal sağlık felaketi" durumu. Milyonlarca kişinin AIDS gibi bulaşıcı hastalıklardan ölüyor olması bile bu "istisna"nın uygulanmasını sağlamıyor.Nitekim Güney Afrika AIDS'e karşı ucuz ilaç kullanacağını açıklayınca, aralarında birçoğu Amerikan şirketi olan 39 ilaç tekeli, Güney Afrika hükümetini uluslararası tahkim mahkemesine verdi. Washington onları destekledi. Oysa ABD'de şarbon tehlikesi ortaya çıkınca ABD hükümeti patent anlaşmalarını tanımayacağını açıkladı ve Alman Bayer firmasının antibiyotiği Cibrobay'ın fiyatının düşürülmesini sağladı.
www.evrensel.net