Bu aşk biraz fazla!

Bu aşk biraz fazla!

Çoğu insan bu küçük beldeyi mor doğan güneşiyle ve altın sarısı kumsalıyla sever. Oysa, nergizlerin donattığı yeşil kasabanın öyküsü birkaç yüzyıla sığmayacak kadar uzun.

Bu aşk biraz fazla!Bülent KılıçIrmaklar Tanrıçası Nana'nın oğlu Narcısisus'a çevresindeki bütün dişi varlıklar âşıktır. Zeus dahi onu Olimpos Dağı'na kaçırıp şarap sakisi yapmayı düşünür. Mimas eteğinde bir gölcüğün kenarında umutsuz bir aşkın etkisinde eriyip giden Narcısisus, çevresindeki hiçbir varlığa kendine gösterdiği derecede ilgi göstermemektedir. Nana'nın oğlu eşsiz Narcısisus, o gölün kenarında umutsuzca âşık olduğu kendi varlığını seyrederken, bu korkunç aşkın derin etkisiyle için için eriyerek Mimas topraklarına karışmıştır. Narcısisus'un öldüğü yerdeyse ölümsüz Narcısisus'un benzeri güzellikte nergiz çiçekleri bittiği rivayet edilir.İzmir'in Ege Denizi'ne olan uzantısı Karaburun Yarımadası'nın ortasında bulunan Mordoğan, nergizi ve doğduğu vakit etrafı mora kesen güneşiyle, çok uzun bir tarihi topraklarında barındırmaktadır. 12 İyon şehri arasında yer alan Klozomenai şehrinin kurulduğu Mordoğan, narsizmin kaynağı olan efsaneyi de topraklarında yetişen nergiz çiçeğinden almakta. Ülkemizdeki tarih kitaplarında yer almasa da yurtdışında okunan ve okutulan, birçok araştırmacının varlığını bildiği Mordoğan'ın tarihi bir hayli eski fakat keşfi, tarihi kadar eski değil.Buradaki tarih hazinesini bulan ilkokul mezunu bir Gazeteci Neşet Öztekin. Vakti zamanında turistler, Öztekin'e Mordoğan'ı anlatan tarih kitaplarını gösterir. Sarayların, yolların ve sütunların tarifi pek de yabancı gelmez. Sabahları kayıklarla İzmir'e gelen balıkçıların, denizin içinde tepeleri görünen şehirden bahsettiklerini bilen Öztekin'in çocukluktan beri bu yapılara merakı vardır. Halihazırdaki bir kitapla ayağına kadar gelen bu yabancı araştırmacılarla keşfe çıkan Öztekin'in çalışmaları yoğunlaştıkça tarih yatağı aydınlanmaya başlar. Bir sarayın gizli geçidi bulunur, sarayın olduğu yöne doğru kademe kademe yükselen 5000 kişilik anfitiyatro keşfedilir. Zamanın bütün gazetelerinde açığa çıkan bu saklı kent, Öztekin'i hummalı bir araştırmaya iter ve daha önce, tütüne giderken, dağlarda gezerken gördüğü bütün kalıntıları araştırmaya koyulur.

Talana açık kentBu olay üzerine bütün tarihi eser kaçakçılarının buraya hücum ettiğini anlatan Öztekin, bunun önüne geçmek için de "Tarihi Eserler Kaçırılıyor" başlıklı haberler yapar. Araştırmaları neticesinde birçok kalıntıya rastlayan Öztekin, bulduğu bütün eserleri ve kalıntıları üniversitelerle bağlantılı olarak araştırır.Kendisinin en çok üzüldüğü olaysa anfitiyatro ve sarayın karada kalan kalıntıları üzerine Sağlık Bakanlığı'nın dinlenme tesisi inşa etmesi olmuş. Bakanlığın buraların tarihi dokusunu bildiği halde yapıyı inşa etmesi ve buralara su bağlamak için yapılan çalışmalarda iki kişinin kucaklayamayacağı sütun başlarının çıkması tarihe devlet nezninde ne derece önem verildiğinin göstergesi ona göre.

Metrodaki sütunlarGelişmelerin bundan sonraki bölümüyse günümüz İzmir'ine uzanmakta. Mordoğan Yarımadası'nda, üç yerde 2000 yıl öncesine ait mermer sütun atölyeleri bulunur. Burada üretilen mermerlerin işlemesi ve yapım şekliyse İzmir Metrosu'nun yapımında bulunan ve metro içinde dört beş parça olarak sergilenen sütunlarla aynıdır. Agora'da da rastlanan bu sütunlar kuşkusuz bir şehrin ve medeniyetin kalıntılarıdır. Olaya duyarsız yaklaşarak, metroyu inşa eden Büyükşehir Belediyesi'nin bu sütunları "Kazı esnasında bulundu" diyerek sergilemesi, bir şehrin adeta parçalandığını kanıtlar nitelikte. Neşet Öztekin ise olayı şöyle anlatıyor: "Denizin kıyısından baktığımızda şehrin sütun başları ve evleri muntazam bir şekilde görülebilmekte. Çocukluğumdan bu yana bahsini duyduğum bu şehrin, hemen arkasında bir mermer ocağı buldum. Buradaki kalıntıları araştırdım, benzeri diğer İyon kentlerinde de kullanılmış, tıpkı İzmir Metrosu'ndan çıkan kalıntılar gibi..."Araştırmalar devam ederken, önemli başka bulgulara da ulaşılır. Bir yandan Börklüce Mustafa'nın yaşadığı mekânları keşfeden Öztekin, öbür yandan beşer kişilik işkence odalarına rastlar. Her keşfinde farklı kütüphanelerde soluğu alan Öztekin, insanların eser bulunmasından korktuğunu belirterek, "Eser çıktığında buraların SİT alanı yapılmasından korkan insanlar, yapılaşmayı engellediği için çarçabuk eserleri kapatıyorlar" diyor.

Fillerin son durağıHalkın Ayıbalığı diye tanımladığı bir bölgede yüzen gençlerden biri eski bir antilop boynuzuna rastlar. Boynuzun varlığından haberdar olan Öztekin, bu boynuzu üniversiteye götürdüğünde herkes hayretler içinde kalır. Hızla bölgede araştırmaya başlar; fil kalıntıları ve kaplan çenesi çıkarılır. Benzeri Yunanistan ve İtalya'da da bulunan en az on milyon yıllık olduğu tahmin edilen bu fil kalıntıları, Ege Denizi'nin varlığından önce Yunanistan ve Türkiye arasında bu fillerin gidip geldiğinin en açık kanıtıdır."Mordoğan'da Jurassic Park" diye medyaya yansıyan bu kalıntılar şu anda Ege Üniversitesi'ndeki müzede sergileniyor. Yaptığı çalışmaları "Bir Tarih Kenti Mordoğan" adlı kitapta toplayan Neşet Öztekin'in şu andaki amacı Mordoğan'da bir tarih müzesi açmak.
www.evrensel.net