Küreselleşme, YDD ve NATO

Küreselleşme, YDD ve NATO

Küreselleşme, kısaca, sermayenin uluslararasılaşmasını ifade ediyor. Her gün birkaç trilyon dolar yerküreyi dolaşıyor.

Küreselleşme, YDD ve NATOHaluk GergerKüreselleşme, kısaca, sermayenin uluslararasılaşmasını ifade ediyor. Daha özgül olarak ise, üretimden kopuk finans sermayesinin, dünyanın dört bir yanında borsa, spekülasyon, kara para, döviz işlemleri, bono ve tahvil alım satımı gibi biçimlerle dolanması olarak ortaya çıkıyor. Her gün birkaç trilyon dolar böylece yerküreyi dolaşıyor. Dünyadaki dolaşımın sadece yüzde 10-15 kadarı fiziki metaları kapsıyor, büyük bölüm sanal bir mali hacime tekabül ediyor. İşte Yeni Dünya Düzeni (YDD) bu altyapı üzerine inşa edilemekte olan siyasi/hukuki üstyapıyı ifade ediyor. YDD, sermayenin dünya pazarında rahatça dolaşabilmesinin gerekli politik, hukuki, sosyal, askeri önlemlerinin tümünün ifadesi olarak da tanımlanabilir. Bu hedeflere koşut olarak da, biri sınıfsal öteki ulusal, iki tarihsel eğilimin, önce durdurulması, sonra da geriye çevrilmesi amaçlanıyor. Bunlardan biri, emeğin sermaye karşısında kazandığı mevziler. Emek, en azından bir yüzyıldır, inişli-çıkışlı bir çizgide zorlu mücadelelerle burjuvazi karşısında politik, ekonomik, hukuki ve sosyal haklar elde ediyor ve bu bir tarihsel eğilim. Şimdi dünyanın her yerinde bu süreç durduruluyor ve haklar geri alınarak eğilim tersine çevriliyor; çarklar hiç olmadığı ölçüde burjuvaziden yana ödünsüz dönüyor. İkincisi, ulusal kurtuluş savaşlarıyla başlayan ve üçüncü dünya devletlerinin ortaya çıkışıyla süren bir başka eğilim. Bu süreçte de mazlum dünyanın emperyalist talan karşısında adım adım kazandığı ulusal haklar var. Bolşevik Devrimi'nden Çin Devrimi'ne, Doğu Avrupa'daki gelişmelerden Vietnam, Kore, Küba deneyimlerine kadar bir dizi oluşumu da dikkate aldığımızda, yeryüzünün önemli bölümlerinde kapıların emperyalist sermayeye kapandığını, ya da daha doğru bir ifadeyle, kontrollü bir biçimde açık tutulmaya başlandığını görürüz. Şimdi bu eğilim de tersine çevriliyor, yeryüzünün bütün kapıları tek tek uluslararası sermayenin yağmasına ardına kadar açılıyor; halkların temel politik, ekonomik, hukuki hakları ellerinden alınıyor.Bütün bunların olabilmesi ve YDD'nin tam olarak oturtulabilmesi için üç şey gerekli. Bunlardan biri ideolojik: Özelleştirmenin daha iyi işleyen bir ekonomi demek olduğu; pazarın demokrasi, serbest ticaretin refah ve barış getireceği yönündeki tezler... Üçüncü dünyadaki muhalif hareketlerin "suçlu" olarak gösterilmesi; Amerikan hayat tarzının, yozlaşmanın, umutsuzluğun kutsallaştırılarak ve paylaşma, bağımsızlık, adalet, eşitlik gibi toplumsal değerler ahmaklaştırılmış bir bireyciliğe kurban edilerek, dünya çapında bir ideolojik saldırı başlatıldı. YDD de bu "ortak çimento" üzerine inşa ediliyor. Elbette YDD'nin de belirli kurallara, normlara ihtiyacı var. En önemlisi; emperyalizmin ABD önderliğinde yeryüzünün her tarafına, gerekirse askeri olarak müdahale edebilmesine olanak sağlayan bir tür "müdahale hukuku"nun ve ona meşruiyet tanıyan bir politik/sosyal çerçevenin oluşturulması. Kuşkusuz, sonraki aşama ise, düzenin kurallarına işlerlik kazandıracak kurumların oluşturulması. Bu kurumlar oluşana kadar, eski kurumlar, örneğin BM ve NATO bu işlevi görmekteler. Askeri bir mekanizma olarak NATO özel bir öneme sahip. YDD'nin henüz kendi öz kurumlarını oluşturmadığı (kendi hukukunun da henüz legal olarak oluşmadığı, fiilen uygulandığı) günümüz koşullarında, NATO'ya yeni roller biçildi. Örgüt'ün 50.Yılı vesilesiyle Washington'da yapılan toplantıda, NATO'nun YDD'nin temel vurucu gücü olması kararlaştırıldı. Böylece Soğuk Savaş'ta, Sovyet Bloku'na karşı savunma maskesiyle kurulan örgüt, bu kamuflajını üzerinden atmış oldu; çıplak bir emperyalist saldırı ve savaş makinası olarak gerçek yüzüyle tescil edildi.
www.evrensel.net