Siemens'te patron-sendika el ele

İç pazara çalışan ve krizin ardından piyasanın yüzde 80'nine hakim olan Türk Siemens, krizi bahane ederek işçi çıkarmaya devam ediyor.

Siemens'te patron-sendika el eleSerpil İlgünKriz gerekçesiyle 150 işçinin işten atıldığı Türk Siemens, ocak ayında aralarında memurların da olduğu 1000 çalışanının daha işine son vermeyi planlıyor. Siemens'te işçilerin düşünmesi ya da tepki vermesi en büyük suç. Türk Metal'in örgütlü olduğu fabrikada temsilcilerine, "Yürüyüşler başlıyor, Ankara'da eylem yapılacak. Sendikamız ne düşünüyor?" sorusunu yönelten işçiler azarlanarak şu cevabı aldılar: "Nereden duydunuz, yok öyle bir şey." Kartal'da kurulu olan ve elektrik-elektronik aksamlar üreten Türk Siemens kriz öncesi Türkiye pazarının yüzde 56'sına sahipken, krizden sonra bu oran yüzde 80'ne çıktı. Bu, kriz gerekçesini çürütürken, Siemens kriz fırsatını kaçırmadı ve 150 işçinin işine son verdi. Çeşitli ayırımlarla işçilerin birbirlerine yabancılaştırıldığı, güven ve dayanışmanın ortadan kaldırıldığı fabrikada, röportaj isteğimizi kabul ederek bir araya gelen işçiler, bu fırsattan yararlanarak, Siemens koşullarını hem gazetemize anlattılar hem de birbirlerinden fabrikaya ilişkin yeni gelişmeleri öğrendiler. İşçilerin gerçek adlarını, işten atılmaları riskini gözönüne alarak veremiyor ve Ahmet, Mehmet, Ayşe olarak isimlerini değiştiriyoruz.

'Güvenmiyoruz' Ahmet, Siemens'e girmeden önce Uno'da çalışıyormuş. Siemens'e girmek sözkonusu olduğunda "Allah, yaşadık" diye geçirmiş içinden. Siemens'e girdikten kısa bir süre sonra ise bu kez "Aman Allahım" demiş, "Bu ne biçim bir yer!"Ahmet, fabrika içindeki işleyişi gruplaşmalardan, yönetici, usta ve onların yandaşlarının işçiler üzerindeki baskısından sözederek buna bir de sendika temsilcilerini ekliyor. Fabrikada 8 ayrı bölümün olduğunu, her bölümün de küçük birer fabrika gibi işletildiğini anlatan Mehmet de, "Ustabaşı kime taktıysa o gider" diyerek, şuları söylüyor: "Arkadaşlarla konuştuğumda acaba bir yerelere iletilir mi düşüncesi var. Ya yönetime ya sendikaya iletiliyor ve isim verilerek iletiliyor. Birbirimize güvenmiyoruz. Bu işsizlik ortamında bizler işimizi korumak zorundayız. O yüzden de 'lanet olsun' deyip susuyoruz. Yani, ben ustanın her dediğini yapıyorsam, karşı çıkmıyorsam, sendikayla aramı iyi tutuyorsam bana dokunmuyor. Ama ben birşeyleri ifade ediyorsam, tepki gösteriyorsam bir allahın kulu beni tutamıyor." Ayşe, "Şimdi sorsanız 'esnek çalışma' nedir diye pek çoğumuz yanıt veremeyiz ama bize esnek çalışma kurallarını çok güzel uyguluyorlar. Biz imalattan, EVS'ye, EVS'den manuele, bölüm bölüm gezdiriliriz" diyerek, emek sömürüsünü katlayan 'ödül'lerin Siemens'teki uygulamasını anlatıyor. "Biz de 'teklif' vardır. Tezgah altındaki malzemeyi tekrar geri kullanmaya çalışarak, fabrikaya ek kazanç sağlıyoruz. Eskiden bunun karşılığında maaşın belli bir miktarı kadar para verirlerdi. Şimdi iki milyonluk saat veriyorlar. İşçiye iki milyonluk saati verirken, işçilerden aldıkları teklifleri, kendi teklifleriymiş gibi Almanya'ya götürüp kariyerlerini de ücretlerini de arttıran çok fazla yönetici oldu."

'Sendika niçin var?'Peki ya sendika? Sözü Mehmet alıyor: "Dört temsilcimiz var. Biz onlara 'Dalton Kardeşler' diyoruz. Eğer dördü birlikte geziyorlarsa bilin ki fabrikada bir olay var ve bu kötüye işarettir. Bırakın diğer mevzuları, örneğin işten atmalar olduğunda sendikadan birinin fabrikada olması gerekiyor. Son işten çıkarmaların olduğu gün, bırak sendikadan birinin olmasını, temsilciler de o gün arabaya atlayıp fabrikadan ayrıldılar." Ayşe, işten atılan arkadaşlarıyla "göze batar korkusuyla" vedalaşamadıklarına "çok acıdır bu" diyerek dikkat çekiyor. Ahmet, verdiği örneklerle sendikanın kimden yana olduğunu ortaya koyuyor: "Diyelim ki, gidip başkanımızla konuştuk. İki gün sonra fabrikada temsilciler ufaktan ufaktan tehdit ediyorlar. Sendika nedir? Sendikalar niçin var? İşçinin hakkını hukukunu korumak için değil mi? Biz de böyle biliyoruz ama Türk Metal işçinin yanında değil karşısında. Fabrikada bir toplantıda kalıphaneden bir arkadaşımız kalktı sendikayı eleştirdi ve biraz ağır konuştu. O arkadaşımızı işten attılar. Bizim sendika işveren sendikası."

'Ne eylemi?' Ayşe, işçilerin yüzde 80'nin başlayan eylemliliklerden haberdar olmadığını aktarıyor. Temsilcilere "Konfederasyonların kararı var. Yürüyüşler başlatıyorlar. İkramiyelerimiz, kıdem tazminatlarımız elimizden alınıyor, sendika ne düşünüyor" diye sorduklarında, azarlanarak "Yok öyle bir şey. Nereden duydunuz?" yanıtını aldıklarını belirten Ayşe, "Sendikanın ne bir bilgilendirme çalışması, ne de eylemlilik gibi bir derdi var" diyerek şunları söylüyor: "Çay salonunda maç konuşabiliriz ama örneğin kıdem tazminatı konuşamayız. Bütün işçiler rahatsız ama üç arkadaş bir araya geldiğinde Allaha şükür maaşımızı aldık' deniyor." Söz yeniden eylemlere geldiğinde Ahmet, "Ben bu sendikayla bir yere gitmem" diyor öfkelenerek. "İhtiyaç duyduğum zaman sen beni dinlemiyorsan, dinlemeyi bırak, işten attırıyorsan, işçi çıkarlıdığı zaman sen kaçıyorsan, kusura bakmasın, ben de onun istediğini yapmam."Ahmet, eleştirilen sürece müdahale edecek olanın da yine işçiler olacağını kabul ediyor ancak, bu konuda umutsuzluğunu yenemediğini söylüyor. Ülkenin içinde bulunduğu duruma IMF'nin katkısının büyük olduğunu düşünüyor ama hükümetin "baltalayanlar" olmasa iyi şeyler yapacağına inanıyor. Genel işçi profilinin bir aynası olan siemens işçileri, "gidişatın gidişat olmadığını", "bir patlama olacağını" düşünüyor ve Meclis'i oluşturanların halkın oylarıyla geldikleri fikrinden hareketle "suçlu biziz" diyorlar. Fabrikalarında sömürü ve baskının ortadan kalkabilmesinin ilk koşulunun işçiler arasında birlik beraberliğin sağlanması olduğu konusunda aynı fikirde olan Siemens işçileri, bunun için daha çok gayret sarf edeceklerini ifade ettiler.
www.evrensel.net