'Avukata iyi davran' genelgesi

İstanbul Emniyet Müdürlüğü, yayınladığı genelgede, avukatlara suçlu muamelesi yapılmamasını emretti.

'Avukata iyi davran' genelgesiHacer Yücelİstanbul Emniyet Müdürlüğü, bir genelge yayınlayarak, avukatlara "iyi davranılmasını" istedi. Avukatların üst aramasına tabi tutulması, evraklarının karıştırılması, Genel Bilgi Taraması (GBT)'ndan geçirilmeleri ve hatta bürolarının basılması gibi olaylar üzerine yayınlanan genelgede, -tıpkı önceki genelgelerde olduğu gibi- "Avukatlara şüpeli şahıs gibi davranılmayacaktır. Her türlü yardımda bulunulacaktır" deniliyor. İstanbul Barosu Genel sekreteri Ali Saydı ise yayınlanan bu genelgeden umutsuz. Saydı, devletin savunmaya bakış açısının değişmesi gerektiğini, aksi takdirde genelgelerin bir şeyi değiştirmeyeceğini söylüyor.Avukatlar, şikayetçi oldukları davranışlara genellikle cezaevlerinde ve karakollarda maruz kalıyor. Müvekkileriyle görüşmek isteyen avukatlar "suçlu" muamelesi görüyor. Üstleri ve evrakları aranan avukatların, ayaküstü sorguya çekilmesi, "GBT sonuçlarını bekleme" adı altında fiilen gözaltına alınmaları sık yaşanan olaylardan. Oysa Avukatlık Kanunu, bu meslektekilere bazı güvenceler sağlıyor. Avukatlar yasal olarak, ancak ağır cezayı gerektiren suçüstü hallerinde üst araması, gözaltı vb. muamelelere tabi tutulabiliyor. Bir avukatın evinin veya bürosunun aranması cumhuriyet savcısı ve baro temsilcisinin denetiminde yapılabilirken, soruşturma açılması ise Adalet Bakanlığı'nın iznine bağlı.Bu yasal güvenceler, genellikle kolluk güçleri tarafından dikkate alınmıyor. İstanbul Emniyet Müdürlüğü de, yaşanan olaylardan sonra, bu tür genelgeler yayınlıyor. Son genelgenin yayınlanmasına yol açan olay ise şöyle gelişti.

Savunmaya GBT!İstanbul Emniyet Müdürlüğü Gayrettepe İnfaz Büro Amirliği'nce gözaltına alınan kişilere hukuki yardımda bulunmak üzere şubeye giden avukatlar, GBT soruşturmasına maruz kaldılar. Avukatların durumu bildirmeleri üzerine harekete geçen İstanbul Barosu, olayı İçişleri Bakanlığı ve İstanbul Emniyet Müdürlüğü'ne bir dilekçe ile bildirdi. Dilekçede "Avukatın gözaltına alınan kişi ile görüşmesinin savunma faaliyetinin bir parçası olduğu, avukata şüpeli şahıs işlemi yapılmasının savunma hakkının kısıtlanması ve baskı altına alınması anlamı taşıdığı" kaydedildi. Adalet Bakanlığı'nın izni ile ilgili cumhuriyet savcısının avukat hakkında soruşturma başlatabileceği belirtilen dilekçede, bu tür olayların önüne geçilmesi istendi.Bunun üzerine İstanbul Emniyet Müdürlüğü 15 Ekim 2001 tarihinde "Avukatlara şüpeli şahıs muamelesi yapılmayacaktır" emrini içeren bir genelge yayınlandı. Genelgede, emniyet binalarına çeşitli nedenlerle gelen avukatlara şüpeli şahıs muamelesi yapılmaması, kanunlar çerçevesinde yardımcı olunması ve bu konuda herhangi bir aksaklığa meydan verilmemesi istendi. Genelgenin sonuç kısmında da, bu hususların yerine getirilmesi için imza karşılığında bu tebligatın ilgili birimlere yapılması gerektiği belirtildi.

'Bakış açısı değişmeli'Peki, şimdi avukatlar yasal güvencelerini kullanabilecek mi? İstanbul Barosu Genel Sekreteri Ali Saydı öyle düşünmüyor. Genelge hakkında gazetemize görüşlerini açıklayan Saydı, Türkiye'de "savunmayı sindirme" politikasının yerleşmiş olduğuna değinerek, örnekleri sıraladı: Cezaevi girişlerinide avukatların üstünün aranmasını düzenleyen Üçlü Protokol, avukatların staj sonrası girmesi gereken sınavın YÖK tarafından yapılmasını düzenleyen kanun ve kolluk güçlerinin bu tür uygulamalarının hep bu amaca hizmet ettiğini belirtiyor. Saydı, yetersiz de olsa kanunlarla avukatlara birtakım haklar verildiğini ancak kolluk güçlerinin bu yasa ve genelgeleri görmezden geldiğini, çünkü devletin savunmanın güvence altına alınmasında samimi olmadığını söylüyor. Saydı, avukatların zapturapt altına alınarak, "devlet memurlarına" dönüştürülmek istendiğine vurgu yapıyor ve devletin savunmaya bakış açısı değişmedikçe sorunların çözülmeyeceğini ifade ediyor. Saydı'nın işaret ettiği bir şey de, daha önceki genelgeler...

Genelgeler neye yarıyor?Daha önce de, avukatların lehine birçok genelge yayınlanmıştı. Bir önceki, Avukatlık Kanunu'nun değişmesinin ardından 30 Mayıs 2001 tarihinde İçişleri Bakanlığı tarafından yayınlamıştı. Genelgede Avukatlık Kanunu ile gelen yeni düzenlemeler belirtilerek kolluk güçlerinden avukatlara yardımcı olunması, ihtiyaç duyduğu belgelerin gösterilmesi, vekaletname beyan etmesi halinde belgelerin kopyalarının verilmesi istenmişti. Genelgede avukatların sahip olduğu yasal güvenceler de hatırlatılıyordu. Mayıs ayındaki genelgeye rağmen, avukatlara "suçlu muamelesi" yapılmaya devam edildiyse, şimdi de edilebilir. src=/resim/b1.gif width=5>
Başa dön


Bakanlık 'savaş' açtıTuna ArıgüçAdalet Bakanlığı'nca hazırlanan ve ölüm orucu eylemcilerine zorla tıbbi müdahalede bulunulmasını ve ölüm oruçlarını destekleyenlerin ağır hapis cezalarına çarptırılmalarını öngören yasa tasarısı tepki topladı. Ankara Tabip Odası (ATO) ve İnsan Hakları Derneği (İHD), tasarının hekimlik ilkeleri ile insan haklarına aykırı olduğunu vurguladı. Adalet Bakanlığı'nın kamuoyuna yansıyan, "Ölüm orucunda bulunan tutuklulara tıbbi müdahalede bulunmayan hekimler ölüme sebebiyet veriyor" şeklindeki beyanları ile gündeme getirdiği zorla beslemeye karşı çıkanlar, tasarıya göre 2 ile 4 yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılacak. Ayrıca beslenmenin engellenmesi nedeniyle ölüm ya da sakatlık olduğunda faillerine 10 yıldan 20 yıla kadar hapis cezasının öngörüldüğü tasarıya göre, zorla müdahaleye karşı çıkan hekim ile tutuklu yakınları da yaşanan ölümlerden dolayı sorumlu tutulacak.

Meslek ilkelerine aykırıTasarıya tepki gösteren Ankara Tabip Odası (ATO) Başkanı Ümit Erkol, gazetemize yaptığı açıklamada, "Tasarı hekimlik meslek ilkelerini ortadan kaldırıyor. Bu yasa, Sağlık Bakanlığı'nın hasta hakları düzenlemelerine de aykırı. Tasarı yasalaştığında uluslararası hekimlik ilkeleri ve insan hakları ihlal edilecek" dedi. Tasarının yasalaşması halinde zorla müdahaleyi kimin yapacağı sorusunun gündeme geleceğine işaret eden Erkol, "Kim hastanın kollarından, bacaklarından tutacak. Hekimlerin görev kapsamında bu yok. Güvenlik görevlileri hastayı etkisizleştirecek de ondan sonra doktorlar müdahale mi edecek? Bu yasa tasarısı hekimleri, hastayı, aileleri ve güvenlik görevlilerini kaosa sürüklemekten başka bir anlam ifade etmiyor. Uygulanabilirliği de bu ölçüde tartışmalı" uyarısında bulundu.ATO doktorlarından Çağrı Temuçin ise ölüm oruçları süresince sağlıklı hasta-hekim ilişkisinin kurulamadığına dikkat çekerek, sağlıklı ilişki kurulmaksızın hasta hakkında karar vermenin olanaksız olduğunu ifade etti. Temuçin, "Hekim davranışlarını tıbbi otoritelerin dışındaki hiçbir otorite belirleyemez. Bu yasa tasarısı hekim ilkeleri ile yasayı karşı karşıya getiriyor. Hekimler açısından oldukça olumsuz sonuçlar doğuracak" dedi.

Çözüm diyalogdaİHD Genel Başkanı Hüsnü Öndül de, Adalet Bakanlığı'nın, ölüm oruçlarına neden olan sorunları diyalog yöntemi ile çözmek yerine insani olmayan yasal düzenlemelere başvurduğunu belirterek, demokratik toplumlarda böyle sorunların diyalog yolu ile çözüldüğünü ifade etti. Öndül, "Ölüm orucu meselesinde Türkiye yargısı, yürütme organının taşıdığı eğilimler doğrultusunda kendi yöntemleriyle sorunları hallediyordu. Yani, açlık grevi ve cezaevleri ile ilgili görüş açıklayanları, yasadışı örgütlere yardım ve yataklık suçlamasıyla yargılıyordu. Şimdi sanırım bu düzenlemeyi hekimler için de yaptılar" dedi. Tasarı ile hekimlerin, insanlık değerleri ile yasaya uygunluk arasında tercih yapmak zorunda bırakıldığını vurgulayan Öndül, tarihte faşist iktidarların işledikleri insanlık suçlarını "Yasalara uygun davrandık" bahanesi ile savunduklarını hatırlatarak, "İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra faşistlerin yargılandıkları mahkemeler, hekimlerin ya da hakimlerin yaşamları tehlikede değilse eğer faşist yasalara uyarak işledikleri insanlık suçlarını mahkûm etmiştir. Yani hekimliğin dünya ölçeğinde etik ilkeleri vardır. Bu yeni yasa tasarısı ile hekimlik ilkeleri çelişmektedir" eleştirisinde bulundu.İHD Ankara Şubesi Başkanı Ender Büyükçulha ise şu değerlendirmede bulundu: "Görünen o ki, o kadar insan ölmesine rağmen Adalet Bakanlığı sorunun çözümünden oldukça uzakta. Öncelikle F tipi cezaevlerine ilişkin kamuoyu tepkisine kulak verilmesi gerekiyor. Sorunun çözümü diyalogdan geçer, yeni yasalar ve yasaklardan değil." Büyükçulha, yeni ölümlere yol açacak yasa tasarısının yasalaşmaması gerektiğini sözlerine ekledi.
www.evrensel.net