YÖK yeniden sorgulanıyor

YÖK ve üniversiteler üzerine Çukurova Üniversitesi öğretim elamanı ve görevlileri ile görüştük.

YÖK yeniden sorgulanıyor

ÜNİVERSİTENİN BASİRET GÖSTERMESİ LAZIM Doç. Dr. Adnan Gümüş YÖK tam otokratik dediğimiz, hatta daha da ileri giderek tamamıyla totaliter olarak tanımlanabilecek bir mantığı üretiyor. Mutlak gerçekliğe ulaştığımızı söylediğimiz zaman, bu dogmatik bir yapı olur. Bilim ise dogmatizmi reddeder. Gerçekliğe ulaşabilecek farklı görüşlerin ve örgütlenmelerin temsil edileceği yerlerden birinin üniversite olması gerekiyor. Böyle bir üniversite var mı ülkemizde ve dünyada? Üniversitenin normal işlevi, sistemlerin beklediği şeyler. Bunlar üniversitelerin ortalama işlevleri: Eğitim-öğretim, eleman yetiştirme... Ama ana akademik işlevinin dışındaki ortalama işlevler bunlar. Biz üniversiteden yaratıcı bir işlev, akademik bir işlev bekliyoruz. Sorunları görebilmesi, gerçekliğin girilemeyen noktalarını yakalayabilmesi. Bu gerçekliği, YÖK veya bir merkezi yürütme kurulu görüyor zaten ve kendince mutlak gerçekler yaratıyor! Bu şekliyle enstitülere, anabilim dallarına vs. ihtiyaç kalmıyor. Oysa, biz o ulaşılamayanın, farklı olanın, henüz bilinemeyenin üzerinde bir çözümleme ve analiz yapmak zorundayız; ortalama üretimimizin dışında.Eğer bu "merkezden" yapılıyor ise farklılığı görme, çalışma üretebilme şansınız ortadan kaldırılmış oluyor. Kişilerin bağımsız varlık olarak gelişmesi gerekiyor ki kurumların ve toplumun çeşitli özelliklerini, sıkıntılarını görebilsin. Basiretsizlikleri görebilsin ve buna karşı özgür birey olarak tavır alabilsin ve bununla ilgili çözümler üretebilsin. Ülke ve dünya genelindeki demokratik haklara saygılı ve aynı zamanda eleştirel, sorgulayıcı ve çözümleyici bir bakış açısıdır bu. Eğer bize bu özerklik verilmezse, öğrenci ve akademisyenler olarak, bağımlı kişilikleri ve kendi bağımsız tavrını koyamayan, bastırılmış kişilikleri yaratıyoruz demektir. Onun için de bilimde katkımız olmadığı gibi, herhangi bir problem durumunda çözüm üretemeyecek bir toplum yaratmış oluyoruz. Sadece akademik alanda kötülük yapmış olmuyoruz yani. Toplumsal anlamda da üniversite kendi işlevini yerine getirmemiş oluyor ve topluma kötülük yapılmış oluyor. Bu tür bir işleyiş gerekliyse, bunu polis akademilerinde, harp akademilerinde ve kısmen lise eğitiminde yapabilirler. Gidip oralarda yapılsın. Oralardaki konseptin üniversite içine taşınması, YÖK'ün hiyerarşik yapılanması 12 Eylül'le birlikte oldu. Ama bu, 12 Eylül dışında da oluşabilirdi. Önemli yanı, bu örgütleniş tarzının yanlış bir model oluşu. Bu bastırıcı modelin bir an önce, hem bireysel özgürlüklerin kavranması, hem özgür yurttaşların yetiştirilmesi, hem de akademik buluşların gerçekleştirilmesi için dönüştürülmesi gerekiyor. Kendine yeterli, yetenekli öğrencilerin alt birimlere katılabilmeleri ve bunun planlayıcıları olacakları birimlere doğru çekilmesi lazım.YÖK'ün kuruluş aşamasından sonraki süreçlere doğru, yapısal anlamda bir açılma, rahatlama duygusu egemendi. Ama tam tersine; kuruluşunda YÖK'e otokratik deniyorsa, şimdi tamamen totaliter bir şekle büründü. Yani kendi içindeki nefes alma açıklarını da kapatacak, giderek özgürlüğü sınırlandıracak ve üniversitenin özerkliğini, öğrencileri, akademisyenleri ve çalışma atmosferini giderek daha da kısır bir hale getirecek mekanizmalar üretebiliyor. Her mikro noktaya kadar ulaşabiliyor. Zaten makrodaki egemenliğini oluşturmuş durumda. En totoliteri de herhalde Kemal Gürüz yönetimi. Bu süreç kendi içinde de klilitlenen bir süreç. Her ne kadar Cumhurbaşkanı Sezer tarafından bir açılım getirme girişimi varmış gibi gözükse de, sonuçta bu tip düşüncelerin yapısal bir dönüşüme bürünme şansı yok. Bu davranış bana çok suni, dışarıdan bir müdahale gibi geliyor. Bunları toplumun, üniversitenin tartışması lazım. Bu dönüşümün içeriden yaşanabilmesi gerekiyor. Üniversitenin kendi özerk varlığını kendisinin oluşturması için gerekli basireti göstermesi lazım. Henüz bu duyarlılık aşamasına gelindi mi, bilemiyorum.YÖK düzenini değiştirmek için yapılan eylemlikler de, giderek seviye kaybediyor. Alternatif çözüm üretme şansınız da o kadar azalıyor. Sıkıntıyı çeken herkesin gerekli duyarlılığı hissetmesi ve bunu göstermesi gerekiyor. Ama giderek bu da kayboluyor. Çünkü yaklaşık 20 yıldır böyle bir otoriter yapı var. Biraz da bu durma alışıldı gibi. Ama tabi ki, bu durum, çözüm üretilmemesi ve ideallerin söylenmemesi anlamına gelmiyor. Sorun şu ki, üniversitenin kendi içinde bu potansiyeli yaratma kapasitesi giderek kayboluyor.

'YÖK ÜNİVERSİTEYE EN BÜYÜK DARBE'Praf. Dr. Atilla Yazar YÖK sistemi 1982'den bu yana üniversitelerde merkeziyetçi bir yapı oluşturdu. Rektörler YÖK tarafından atanıyor. Her ne kadar bir seçim sistemi geldiyse de bu göstermelik. Rektörler dekanları seçiyor, dekanlar bölüm başkanlarını atıyor. Böylece tepeden inme bir silsile geldi ve bu işi sürdürüyor. Atanmışlar hep kendisini atayanlara karşı sorumluluk hissediyor, yönettiklerine değil. Böyle olunca da diktatorya havası oluşmaya başladı. Fakülte kurullarının, yönetim kurullarının aldığı kararlar sadece dekana öneri niteliğinde. Dekanların aldığı kararlar senatoya gidiyor. Senatonun aldığı kararlar rektöre öneri niteliğinde yansıyor. Dolayısıyla rektör ve dekanlar altyapıların aldığı kararları gözardı edip kendi istediklerini gerçekleştirebiliyorlar. Bu tepeden inme, merkeziyetçi sistem akademik özerkliği ortadan kaldırdı. Önceki sistemde üniversite, 1757 sayılı yasaya göre biraz daha özerkti. En azından kendi yöneticilerimizi kendi irademizle seçebiliyorduk. YÖK gerçekten akademik özgürlüğü ortadan kaldırdı. Akademik özgürlüğün olmadığı yerde idari özgürlük zaten olamazdı. Bunlar nedeniyle üniversiteler tek tip düşünen, tek tip insan yetiştiren, baskıcı, fikir üretmeyen insanlar yetiştirmeye çalıştı. Bunlar yetmiyormuş gibi bir de gecekondu üniversiteler açıldı. Birçok üniversite mezunu işsiz geziyor. Bütün bunlar YÖK'ün plansız, programsız uygulamalarının sonucu. Bugün itibariyle bu uygulamalar ekseninde YÖK'ün ürettiği öğrenci tipi şöyle; düşünmeyen, üretmeyen, tartışmayan, eleştirmeyen, bananeci, Özalist yani kısa zamanda köşeyi dönmenin yollarını arayan, toplumsal sorunlara hiçbir şekilde duyarlı olmayan bir nesil. Bunda ilköğretimden bu yana ezberci bir öğrenci yapısının var oluşu da etkili. Üniversitelerde öğrenciye hiçbir şey verilmiyor. Bu YÖK'ün var olup olmamasından öte siyasi konjöktürle de ilgili. YÖK olmasaydı da böyle bir süreç yaşanabilirdi üniversitelerde. Öğrencilerin yaptıkları protesto eylemliklerinin yanı sıra panel, konferans gibi etkinlikler düzenlenirse daha çok ses getireceğine inanıyorum. Ayrıca bu tip etkinlikler üniversitenin çeşitli bileşenlerinin bir araya gelmesini sağlar.Emek Platformu'nun geçen sene düzenlediği mitinglerin yetersizliği, kararlı olunmamasıydı. Bugün Emek Platformu'nun gerçekleştireceği mitinglerde üniversitenin de kendi talepleriyle orada olması gerekiyor.

'DEMOKRATİK SENATOLAR'Gonca Vatansever/ Araştırma Görevlisi YÖK kuruluşundan bugüne kadar hep bildiğini yapıyor. İşleyişi tamamen yanlış. Bu işleyişin üniversiteler için olumlu sonuçlar doğuracağını sanmıyorum. Bunu görmekteyiz: YÖK, bugün daha saldırgan, daha kuralcı ve daha dediğim dedik bir tutum içerisinde. 6 Kasım'da da yapılacak eylemler ve etkinlikler konusunda öğrencileri destekliyorum. En son Emek Platformu'nun düzenlediği mitinge katıldım. Ancak ÖES pankartı arkasında çok az kişiydik. Fakat bu eylemlerin kitlesel olmadığı, kararlıca yapılmadığı sürece değiştirici, dönüştürücü bir rolünün olacağını düşünmüyorum. Emek Platformu'nun düzenleyeceği mitinglerde, etkinliklerde daha kararlı olunması gerekiyor.

'YÖK YASASI DEĞİŞMELİ'Rıza Kanber YÖK merkeziyetçi, kısmen baskıcı bir kuruluştur. Tabi YÖK bu geniş yetkilerini yasadan almaktadır. Bu nedenle YÖK'ün ilk döneminde üniversiteler üniversite olmaktan çıktı ve tamamen, lise düzeyine indirgenmiş yüksekokullar haline getirildi.1980'li yıllardaki YÖK ile bugünkü YÖK arasında nitelik açısından pek fazla fark görmüyorum. Çünkü YÖK'ü yaşama geçiren yasada herhangi bir değişikliğin yapılmaması nedeniyle YÖK bu yasanın verdiği hakları istediği gibi kullanıyor. Yani YÖK bugüne biçimsel düzeyde yenilenmelerle ulaşmıştır. Son yıllarda YÖK üyeliğine atanan bazı kişilerin de YÖK'ün bu baskıcı, merkeziyetçi yapısını değiştirmeye yeteceğini düşünmüyorum. Bizim, ÖES olarak, kabul edilen memur sendikaları yasasıyla birlikte, yaşam süremiz sona erdi. Bundan sonra, memur sendikaları içine girecek öğretim elemanlarının etkinliklerinin çok daha etkili ve yerinde olacağını düşünüyorum.YÖK'e benzer bir kurum mutlaka gerekmektedir Türkiye üniversite yaşamında. Öyle bir sistem oluşturulmalıdır ki YÖK'ün fonksiyonu sadece üniversiteler arsında eşgüdümü sağlamak olmalıdır. Ama üniversiteler her konuda özerk olmalıdır.

www.evrensel.net