Barbarları beklerken

Barbarları beklerken

11 Eylül'de yaşanan saldırıların "neyi temsil ettiği" çok tartışıldı. Amerikalı yetkililerin her hareketi, saldırıların, her krizde olduğu gibi, yeni bir fırsat olarak değerlendirildiğini gösteriyor.

Barbarları beklerkenMorris Berman"Amerikan Kültürünün Alacakaranlığı"nı yazdığımda, "iç" barbarlık olarak tanımlanabilecek şeye odaklanmıştım; Amerikan toplumunun çözülmesine yol açacağına inandığım yapısal faktörlere.Çağdaş Amerika'nın durumu, Geç İmparatorluk döneminin Roma'sı ile kıyaslanabilir. Her iki vakada da gerileme sürecinin unsurları oldukça benzer: Zengin ve yoksul arasındaki uçurumun sürekli açılması, sosyoekonomik sorunlara örgütsel çözümler getirmeye yatırım bağlamında marjinal kazancın düşmesi (ABD'de, sosyal güvenlik ve sağlığa ayrılan bütçenin küçülmesi); okuma-yazma oranı, eleştirel kavrayış ve genel entelektüel uyanıklığın hızla azalması ve nihayet "ruhsal ölüm" olarak tanımlanabilecek şey: Duyarsızlık, siniklik, siyasi çürüme, kamusal canlılığın kaybı ve kültürel içeriğin, slogan ve formüller olarak yeniden paketlenmesi (örneğin, "demokrasi"). Oysa, belki de en belirgin karşılaştırma noktasını gözden kaçırmıştım. Bu, dışsal barbarlık unsuruydu; dışarıdan yıkım. 11 Eylül, bu olasılığı yalın bir biçimde gündeme getirdi.

Edirne bozgunuRoma'nın tarihsel hatları yeterince açık. Üçüncü yüzyıl sonlarından itibaren Gotlar, Roma İmparatorluğu sınırlarına dayanmaya başladılar ve 378 yılında, Roma lejyonları Edirne'de gürültülü bir biçimde bozguna uğratıldığında, belirleyici bir zafer kazandılar.Tarihçi Solomon Katz, "Savaş, Roma'nın ne kadar zayıf olduğunu barbarlara göstermekle kalmadı" diyor, "saldırılarını yinelemeleri için onları teşvik etti. Bir daha asla, Roma topraklarından çıkmadılar."Bu tarihten itibaren, kuşatma ve potansiyel bir istila, Roma yaşamının ayrılmaz parçası haline geldi. Vizigot lideri Alaric, 401'de İtalya'yı işgal etti ve nihayet 410'da, Roma'yı ele geçirip yağmaladı. Şehir, 455'te Vandallar tarafından bir kez daha yağmalandı. 476'da, barbar askerler, son Roma imparatorunu tahttan indirip, yerine "batı imparatorluğunun kralı" olarak Alman kabile reisi Odoacer'i getirdiler.

Sürekli savaş formülüÖyle görünüyor ki Amerika'nın da barbarları kapıda; üstelik içeride de varlar. Amerika da, sonuna kadar gidecek bir savaş taahhüt etmekte. ABD Başkanı Bush, "tam zafer"i, uluslararası erime sahip olan hiçbir terörist örgütün kalmadığı bir nokta olarak tarif ediyor. Kimilerine göre bu, bir sürekli savaş formülü.Dünya Ticaret Merkezi'nin (DTM) yok edilmesi, Amerika'nın yenilmez olmadığını gösterdi.

Gelmeye devam ettilerEdirne vakasına dönersek, hiçbir şey bir daha eskisi gibi olmamıştı. Köpekbalıkları kanı kokladı ve geri gelmeye devam ettiler. Amerika da, benzer bir şey bekleyebilir. (Belirtilmeli ki barbarlar, istilalarını gerçekleştirmek için Roma'nın mükemmel yol ağlarını kullanmıştı. 11 Eylül teröristleri de, kendi saldırıları için Amerika'nın havacılık okullarını, bankacılık sistemlerini, internet erişimini ve diğerlerini kullandılar.)İmparatorluğun tepkisi, saldırganları "Öteki" olarak damgalamak oldu. "Barbar" sözcüğü, eski bir Yunan öyküsünden gelir; öyküde Yunanca konuşamayanlar "bar bar" şeklinde tuhaf sesler çıkarmakta, gerçek bir dille konuşamamaktadırlar. Esas olarak Romalılar; uygarlık-olmayan, farklı değerler ve göçebe yaşam tarzı hakkında bir fikre sahip değillerdi.

Din savaşının diliBenzer bir biçimde, Amerika da İslami terörizmi mantık dışı görüyor; bu faaliyetin siyasi bağlamına (bir dizi Arap devletine yönelik Amerikan saldırıları veya boğucu ekonomik yaptırımlar, merkezi bir açık yara olarak da İsrail'e verilen tek taraflı destek) dair bir kavrayış yok. Bunun yerine, düşman, "yaşam tarzımızı kıskanmak", "özgürlükten nefret etmek" gibi şeylerle tanımlanıyor. Dolayısıyla ABD Başkanı Bush, İslami teröristlerden hiç de aşağı kalmayarak, din savaşının dilini kullanıyor: Biz bir "haçlı seferi"ndeyiz, askeri operasyonun ilk adı "Sonsuz Adalet" idi ve düşman da "şeytanın ta kendisi". Bir de, Pax Romana/Amerikana'nın yaşamanın tek "mantıklı" yolu olduğu inancı var. Amerika şahsında, dünyayı tek bir mutlu pazar olarak gören ve herkesin gemiye atlaması gerektiğine inanan askeri-ekonomik bir imparatorluk görmekteyiz. Biz, yani küresel ticari tüketicilik, geleceğiz, 'ilerleme' budur. Eğer "barbarlar" bu vizyonu paylaşmayı reddediyorlarsa "Ortaçağ'dan kalma", ona direniyorlarsa "şeytan" oluyorlar.

İç çürümenin etkisiBirçok tarihçi, Roma'nın iç çürümesi ile, istilaya karşı savunmasız kalması arasında bağlantı kurar. Roma, en geç dördüncü yüzyıl itibarıyla, merkezi değeri olan Grek kültürünün mirasını yitirmişti ve esas olarak sadece askeri ve idari amaçlar uğruna varlığına sürdürüyordu. Aşırı ölçüde yayılmıştı, devasa bir hazır ordu ve şişkin bir askeri bütçeye sahipti. Orta sınıf yok olmaya başladı ve bir yanda içsel çürüme ve istikrarsızlık, diğer yanda ise dışsal savunmasızlık arasında karşılıklı, zorlayıcı bir etkileşim bulunmaktaydı.ABD de, aydınlanma geleneğine sahip çıkmıyor. Tek amacı, askeri-siyasi hegemonya ve yaşamın tamamen metalaştırılması. Teröristlerin hedefinin, küresel finansın simgesi olan DTC ile Pentagon olması tesadüf değil. Bunlar yerine Jefferson Anıtı ve Columbia Üniversitesi'ni seçmeleri ne tuhaf olurdu, değil mi?

Yeni İntifada'larIrak, Afganistan veya diğer Arap devletlerine karşı askeri harekât, yeni İntifada'ların tohumlarını atacaktır. Üçüncü yüzyıl itibarıyla, vergi olarak toplanan neredeyse tüm dinarlar, askeri ve idari harcamalara gitmekteydi. Öyle ki, devlet iflasın eşiğindeydi. Dinarın gümüş bileşimi, Neron iktidarında (M.S. 54-68) yüzde 92 idi; bu oran üçüncü yüzyıl başlarında yüzde 43'e düşmüştü.Üçüncü yüzyılda, ordu ve devlet bürokrasisi daha da büyüdü. Paranın değeri daha da azaldı ve korkunç bir enflasyon başgösterdi. Hazır ordu, M.S. 235'te 300 bin askerden oluşurken, 70 yıl sonra 600 bine fırlamıştı. Beşinci yüzyılın şafağı söktüğünde, Roma'nın sadece adı imparatorluktu. Ruhsal ve entelektüel çöküş kaçınılmazdı; şehirlerde ekonomik yaşam, tahrip olmuştu.Yüzyıllar boyunca hedef, nüfusun geri kalanını Helenleştirmek veya Romanlaştırmak, Grek-Roman uygarlığının öğretisi ve fikirlerini yaymak oldu. Fakat ekonomik kriz derinleştikçe, kitlelerde yeni bir ruh hali, dine dayanan ve yüksek kültürün başarılarına düşmanlık güden bir ruh hali belirdi.Yine, tıpkı çağdaş Amerika'da olduğu gibi, yeni "entelektüel" çabaların merkezinde kitlelerin temel ihtiyaçlarını karşılamak vardı; ta ki entelektüel yaşam, en alçak ortak birimine indirgenene dek. Büyük Roma tarihçisi MI Rostovtzeff'e göre, imparatorluk çağında eski dünyanın gelişiminin en dikkat çekici özelliği budur: İlkel yaşam formları, eninde sonunda tepedekileri boğar.

Hurafenin yayılışıÜçüncü yüzyıl, mistisizmin hızla yayılmasına ve ifşa yoluyla bilgiye inanca tanık oldu. Charles Radding, farklı bakış açıları veya perspektifleri karşılaştırma yeteneğinin (Augustine'in İtiraflar'ındaki gibi) altıncı yüzyıl geldiğinde çoktan ortadan kaybolduğunu yazar. Radding, daha dördüncü yüzyılda, Grek ve Roman felsefesinin ayakta kalan kırıntılarının, büyü ve hurafeyle afallatıldığını belirtir. Tıpkı, bugün birçok kitapçının felsefe bölümüne baktığımızda göreceğimiz, yeni-çağ inançları gibi. Klasik eski yapıt kültürü de, çarpıtılmıştı. "Kütüphanelerin toptan imhasını dışta tutarsak, klasik uygarlığın böylesi kesin bir biçimde çöküşünü hayal etmek bile güçtür" der Radding. Böylece, Batı Avrupa'nın ünlü ışığı, sönüp gitmiştir.

Güneş yine doğacakYine de, "Amerikan Kültürünün Alacakaranlığı", nihayet güneşin doğacağını sezindiriyor. Belli bir anda, çağdaş alacakaranlığımız ve karanlık geleceğimizden sıyrılacağız; çünkü hiçbir tarihsel biçim, tarihin sonu değildir. Roma örneğinde, yüzyıllar süren durgunluğun ardından, Latin batı kültürü, Roma uygarlığının entelektüel başarılarını parça parça alan ortaçağ manastırları, özellikle de İrlanda'dakiler sayesinde, bir kez daha sürdürülebilir bir seçenek haline geldi. ABD, mevcut dış politikasının, bu dünyanın mülksüzleri üzerindeki etkisini kavramıyor. Böylesi bir kavrayış olmadan, İsrail tarzı bir senaryo kaçınılmazdır: Bir garnizon devleti ve sonsuz kuşatma hali. Yeni yüzyılın geri kalan kısmında, Amerika'nın barbarları bekleyeceğini düşünmek, ürpertici.
www.evrensel.net