Pamukta zor günler

Pamukta zor günler

Yıllardır pamukta çalışarak yılı çıkarmaya çalışan pamuk toplayıcılarının yaşamı, ekonomik krizin yarattığı sefalet ortamıyla çekilmez bir hale dönüştü.

Pamukta zor günlerDerya KaraçobanYıllardır pamukta çalışarak yılı çıkarmaya çalışan pamuk toplayıcılarının yaşamı, ekonomik krizin yarattığı sefalet ortamıyla çekilmez bir hale dönüştü. Yağmur ve soğukların başlamasıyla mağduriyetleri daha da artan pamuk işçileri, çoluk çocuk demeden tarlalarda.Diyarbakır merkez ve çevre illerden gelen ve Diyarbakır Dicle Nehri çevresindeki pamuk tarlalarında çalışan pamuk toplayıcıları, yokluk içinde yaşamaya çalışıyor. Getirdikleri yiyeceklerin artık tükendiğini söyleyen pamuk işçileri, "Ramazan başlayınca gitimek zorundayız. O zamana kadar kazandığımızı da yiyeceğiz. Bu kadar insan perişan oluyoruz. Zaten bize kilo başına geçen yılki fiyat olan elli bin liraya sayacaklarını söylüyorlar. Geçen yıldan bu yana fiyatlar kaç katına çıktı. Hiç vicdan yok mu bunlarda?" diye soruyorlar. Pamuk toplayıcıları, ihtiyaçlarını pamuk tarlası içindeki barakalarda karşılıyor: "Tuvalet yok, banyo yok. Burada pislik içindeyiz. Bu kadar eziyet çekiyoruz. Doğru dürüst yatacak yerimiz bile yok" .

'Her şey yokluktan'Akşam saatlarinde ziyaret ettiğimiz pamuk toplayıcıları kurumuş otları yakarak hem ısınmaya hem de ortalığı aydınlatmaya çalışıyorlar. Otuz yaşında beş çocuk babası olduğunu söyleyen Emin Tekdemir, 1979 yılında karayollarında çalıştığı sırada sağ eli sakat kalmış. En büyüğü 7 yaşında olan oğlunu okula gönderemediğini söyleyen Tekdemir, "Her şey parasızlıktan yokluktan" diyor.Tekdemir'in 7 çocuğu da şu an perişan durumda. Bir aydır banyo yapamamışlar. Siverek'in Gazi köyünden gelen Tekdemir'in sadece eşi çalışabiliyor. "Unumuz yok ki ekmek yapalım. Paramız da yok ki alalım. Geceleri barakalarımızda üşüyoruz. Yağmur yağınca daha da bir perişan oluyoruz. Devlet bize sahip çıkmazsa perişanız. Çocuklar aç, hasta" diyen Tekdemir, artık sıkıntı içinde yaşamaktan bıktıklarını söylüyor.On beş yıl önce eşini kaybettiğini söyleyen 60 yaşındaki Naciye Demir, barakaların bekçiliğini yapıyor. "Aldığım iki milyon para. Gelinim pamuk topluyor, oğlum Şırnak'ta asker. Savaşa yollayacaklar diye çok korkuyoruz. Askerdeki oğlumu Amerika'nın çıkarı için savaşa kurban edemem. Devlet önce bize sahip çıksın" diyor.

Savaş istemiyoruz!Otuz yaşında olan Fatma Kemik de öfkeli: "Biz Amerika'nın bekçiliğini yapamayız. Türkiye önce kendi sorunlarını çözsün. Biz çocuklarımızı Amerika'nın askeri olsunlar diye yetiştirmedik. Afganistan halkı da aç, yoksul. Biz de yoksuluz. Fakirlik yüzünden çocukları okuldan aldık. Yiyecek yok. Hayvan da para etmiyor. Geçen yıl süt için 740 milyona inek almıştık. Ekonomik krizden sonra 340 miyona bu yıl borca sattık. Beş çocuk var."Fato Tekdemir de, yoksulluktan şikâyet ederek başlıyor sözlerine. Tekdemir, "Barakalarda çoluk çocuk soğuk, yağmur içindeyiz. Çocuklar küçük. Her şey ateş pahası. Hastayım. Bu halimle sabahın altısından akşamın yedisine kadar çalışıyorum. Aldığımız üç kuruşla hangi açığımızı kapatacağız?" diye feryat ediyor. Yedi çocuğu olduğunu anlatan Tekdemir, "Otuzbeş yaşındayım. Kaç yıldır o toprak senin bu toprak benim bu işlerde çalıştık. Üç çocuğum okuyordu. Onları da alıp pamuğa geldik" dedi.

Açız açıktayız!Ahmet Eşekçalan, otuz iki yaşında ve dokuz çocuk babası. "Krizden sonra iyice perişan olduk. Ücretlerimiz iyice eridi. Bir torba şeker olmuş 26 milyon. Her şey zamlanıyor ama bizim ücretlerimiz yerinde sayıyor. On kiloluk bir teneke yağ yirmi beş gün önce geldiğimizde 11 milyonken şimdi olmuş yirmi bir milyon. Elimizdeki yağ da bitti" diyor.Üç dört gündür hasta olduğunu söyleyerek, sözlerini başlayan Kadir Taş ise, "Ücretlerimizi de zenginler belirliyor. 11 çocukla ne verirlerse almak zorunda kalacağız, açız, açıktayız, kimin umrunda. Devlet kendi vatandaşının halini görmezden gelip Amerikanın kuyruğunu bırakmıyor. Ha bize saldırmışlar ha Afganlılara..." diyor. Taş, çocuklarından hiçbirini okutamamanın ezikliğini yaşadığını söyleyemeden de geçemiyor.Celal Taş ise elli yaşında olduğunu ve eşiyle birlikte çalıştıklarını belirterek, yaşadıklarının rezillik olduğunu dile getiriyor. Taş, "Açız. Paramız yok. Rezil olmuşuz buralarda!" diyor. Gazi köyünden, otuz beş yaşında olduğunu söyleyen Vesfa Kızoğlu da, "Kalbimden rahatsızım. Pamuktan aldığım para hastalığımın tedavisi için bile yetmiyor" diyor.
www.evrensel.net