Dekan Amerikalı mı?

Dekan Amerikalı mı?

Ankara Üniversitesi DTCF Dekanı Necdet Adabağ, barış için eylem yapmaları nedeniyle disipline verilen öğrencilerin kendisine soru sormasına bile tahammül edemedi.

Dekan Amerikalı mı?Şebnem TurhanYüksek Öğretim Kurulu Başkanı Kemal Gürüz'ün ABD genelgesini uygulamakla öne çıkan Ankara Üniversitesi Dil Tarih ve Coğrafya Fakültesi yetkilileri 'Savaşa hayır' diyen öğrencilere ilginç sorular sordu. DTCF Dekanlığı, YÖK genelgesine uyarak öğrencilerine barış istedikleri için soruşturma açmış ve 8 öğrenciden savunma istemişti. Dekan Necdet Adabağ, "düşüncede kaldığı sürece" kendisinin de barıştan yana olduğunu söylemiş, öğrencilerin de 'çevreye rahatsız etmeden' barış istemeleri gerektiğini anlatmıştı. Soruşturma günü öğrencilerle karşılaşan Dekan Adabağ, öğrenciler karşısında da bu görüşleri savunarak, kendisine karşı çıkan öğrencilerin üzerine yürüdü. Öğrencilerin "Niçin soruşturma açtınız?" sorusunu, "Sloganlar atılması ders işleyenleri rahatsız ediyor, aslında ben de savaşa karşıyım" diyerek yanıtlayan Adabağ, öğrencilerin "Savaş karşıtı olan dekan rahatsız olmaz" sözleri karşısında eylemlerin yanlış olduğunu savundu. Öğrenciler dekan Adabağ'dan soruşturma açılan öğrencilerin isimlerini polisin mi yoksa kendisinin mi belirlediğine yanıt vermesi istemesinin ardından "Siz bana soru soramazsınız" diyerek öğrencilerin üzerine yürüdü. Özel güvenlik görevlileri, Dekan Adabağ ile öğrencilerin arasına girerek, olaya son verdi. Öğrencilerin birkaç sorusuna bile tahammül göstermeyen Dekan Adabağ, öğrencilerinin kendisiyle ne denli rahat rahat tartışabileceği yolundaki konuşmalarıyla da tanınıyor.

Polis sorgusu gibiDisiplin Kurulu'ndaki öğretim üyelerinin sorgulanan öğrencilere yönelttikleri soruların bazıları ise şöyle:- Eyleme katıldınız mı? - Eyleme isteğinizle mi, zorla mı katıldınız? - Daha önce disiplin cezası aldınız mı?- Toplu gösterinin okulda yasak olduğunu bilmiyor muydunuz?" - O tarihte ve o sırada etrafta ABD ve ABD'nin neden olduğu bir savaş olmadığına göre bu sözleri bağırmanın ve toplu gösteri yapmanın amacı neydi? src=/resim/b1.gif width=5>
Başa dön


Operasyon mağdurları devlete dava açtıHacer YücelF tipi cezaevlerine geçişi sağlamak için düzenlenen kanlı cezevi operasyonlarında ağır şekilde yaralanan tutuklular, mahkemeye başvurdu. 19 Aralık 2000 tarihinde düzenlenen ve "Hayata dönüş" olarak adlandırılan operasyonlarda bacağını kaybeden Mızrap Ateş ile görme yetilerini kaybeden Taylan Yıldız ve Orhan Dağdelen, İstanbul İdare Mahkemesi'ne başvurdu. Tutuklular, aldıkları ağır yaralara rağmen, zamanında tedavi görmedikleri için bacak ve gözlerini kaybetmişlerdi. Operasyon mağduru tutukluların avukatı Mehmet Ali Kırdök, devletin operasyon sırasında ve sonrasındaki uygulamalarıyla, kişilerin yaşam hakkını tehlikeye attığını söyledi. Kırdök, daha önce Adalet ve İçişleri Bakanlıkları'na başvurarak, müvekkilerinin "Hayata dönüş" operasyonu sonucu uğradığı maddi ve manevi kayıpların giderilmesini istediklerini; fakat, "Operasyondan sonra tutuklu ve hükümlüler aleyhine açılan davaların sonuçlarının bekleneceği" cevabını aldıklarını belirtti. Bunun üzerine, operasyon mağdurları adına Kırdök, İstanbul İdare Mahkemesi'ne Adalet ve İçişleri Bakanlıkları hakkında dava açılması talebinde bulundu.

Hastaneye götürmedilerMızrap Ateş, operasyon sırasında Ümraniye Cezaevi'nde tutuklu bulunuyordu. Operasyon sırasında bacağından ciddi şekilde yaralanan Ateş, diğer tutuklularla birlikte dışarı çıkarılırken de, jandarma tarafından oluşturulan "güvenlik koridoru"nda dövüldü. Ateş'in yarası iyice kötüleşti ve sol bacağı diz üstünden kesildi. Bayrampaşa Cezaevi'nde tutuklu bulunan Taylan Yılmaz, operasyon sırasında koğuşlara büyük miktarda atılan gaz bombalarından etkilendi. Götürüldüğü Bayrampaşa Hastanesi'nde doktorların gaz bombalarının etkisiyle görme kaybı teşhisine rağmen, Yılmaz tedavi edilmeksizin Edirne F Tipi Cezaevi'ne götürüldü. Yılmaz, sağlık durumunun kötüleşmesi üzerine, Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde tekrar doktorların karşısına çıkarıldığında artık çok geç kalınmış, sağ gözü tamamen görmez olmuştu. Ümraniye Cezaevi'nde başına ve gözüne şarapnel parçaları saplanan Orhan Dağdelen ise, o haldeyken Kandıra F Tipi Cezaevi'ne gönderildi. 20 gün burada tutulan Dağdelen, sağlığının iyice kötüleşmesi üzerine, İstanbul Üniversitesi Çapa Tıp Fakültesi'ne kaldırıldı. Doktorlar çok geç kalındığını söylediler ve ameliyatla Dağdelen'in sağ gözünü aldılar.

Devlet zararları karşılamalıMağdurların avukatı Mehmet Ali Kırdök, İdare Mahkemesi'ne sunduğu başvuru dilekçesinde, özetle, tutukluların operasyon sırasında yaralandıklarını, sevkler sırasında uygulanan şiddet sonucunda ise bu yaraların derinleştiğini ve zamanında tedavi olmadıkları için bacak ve gözlerini kaybettiklerini yitirdiklerini belirtiyor. Devlet yetkililerinin operasyonun amacını açıklarken, "Örgütler tarafından zorla ölüm orucu eylemine sokulanların hayatını kurtarmak"tan söz ettiğini hatırlatan Kırdök, amacı bu şekilde açıklanan bir operasyonda gaz bombalarının ve ateşli silahların toplu ölümlere yol açan yoğunlukta kullanılmasındaki çelişkiye dikkat çekiyor. Kırdök, buradan hareketle, Anayasa hükümleri gereğince, idarenin tutukluların mağduriyetini tazmin etmekle yükümlü olduğunu belirtiyor. Anayasa'nın 125. maddesinde, "İdare kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlüdür" ibaresini yer alıyor. 40. maddenin 2. fıkrasında ise, "Kişinin resmi görevliler tarafından haksız işlemler sonucu uğradığı zarar da, kanuna göre, devletçe tazmin edilir" deniyor. Operasyon sebebiyle kişilerin yaşam hakkının tehlikeye atıldığını ve kişi dokunulmazlığına aykırı davranıldığını bir kez daha yineleyen Av. Kırdök, müvekkillerinin maddi ve manevi zararlarının karşılanması talebini dile getiriyor.
www.evrensel.net