Global 28 Şubat

Global 28 Şubat'ı mı yaşıyoruz?

11 Eylül'den sonraki gelişmeleri Gazeteci Ruşen Çakır, "Global 28 Şubat" olarak tanımlamıştı. Bu kavram medyada da çok tartışıldı. Gerçekten süreç RP'li hükümetin düşürüldüğü 28 Şubat'a mı benziyor?

Global 28 Şubat'ı mı yaşıyoruz?Hazırlayan: Nuray SancarBundan iki yıl önce, Avusturya'da hükümete gelen neofaşist Jörg Haider kıtasal bir seferberlik düzenlenerek alaşağı edildi. AB'nin düzenlediği ve kitlesel gösterilerle süren bu kısa süreli kampanyada, Avrupa halklarının belleğinde derin izler bırakan Hitler faşizmine duyulan öfke Haider'e yönlendirilmiş, sonunda da eski kıtanın ortasında "demokrasi"ye balans ayarı yapılmıştı.

'YEREL' 28 ŞUBATBenzer yöntem ondan bir süre önce Türkiye'de, çetelere karşı ışık söndürme eyleminde, ardından 28 Şubat MGK toplantısından sonra RP'li hükümetin düşürülmesinde uygulandı. Her üçünün de ortak noktası, sistemin uçlarına düşmüş, geniş kitleler tarafından tepki duyulan bir politik yapılanmanın hedef alınması yoluyla, "milli birlik ve beraberliğin" yeniden tesisi idi. Bu kampanyaların amacı; bir yandan bu balans ayarı çekilirken, diğer yandan sistemden hoşnutsuz kitlelerin devlet politikalarına kenetlenmesinin sağlanmasıydı. Zira genel oy hakkı ve çok partili seçim sistemine dayalı liberal demokrasinin, karar alma süreçlerine katılım duygusu çoktan beri aşınmıştı. Küreselleşme süreci, iktidarların politik meşruiyet kazanabilmesi için sivil toplum örgütlerinden sendikalara, meslek örgütlerinden partilere kadar tüm kesimlerin asgari müşterekler etrafında harekete geçirilmesini bir demokrasi konsepti olarak öngörüyordu.Ama sadece bu değil; bu çoğunluk, küçük ve marjinal bir hedef karşısında sağlanmalı, hedef gitgide genişlemeli ve toplum, hedef genişledikçe meşru bir biçimde ikiye bölünmeliydi. 28 Şubat'ta, "sapkın ilişkileri" belirlenmiş tarikatlardan başlanarak seçilmiş RP hükümetinin düşürülmesine kadar geçen sürede, toplum her sınıftan laikler ve şeriatçılar olmak üzere iki kutba bölündü. Laikler, MGK politikalarına yedeklenmiş "iyi unsurlardı", diğerleri ise sistem dışına çıkmışlardı. Toplumun sosyal yapısının bu bölünmüş haliyle yeniden yapılandırılması öteki toplumsal çelişkilerin üstünün örtülmesini de amaçlıyordu. Dolayısıyla emekçilerin kazanılmış haklarının, örgütlenme özgürlüklerinin birer birer tasfiye edilmesi için bu "hassas" ortamdan oldukça iyi yararlanıldı.

SAHTE İKİLEMLERİkiz Kuleler'in çöküşünden sonraki gelişmeler ile bizdeki 28 Şubat sürecinin benzerliği de bu noktadadır. Usame Bin Ladin (Müslüm Gündüz)'den başlayarak Afganistan'a (RP operasyonuna), oradan da tüm az gelişmiş ülkelere (ülkemizde emekçilere) uzatılan operasyon, gösterilen hedeften daha fazlasını amaçlıyor. 28 Şubat'ın bizde ülkeyi laik ve şeriatçı olarak bölmesi gibi Afganistan operasyonu da dünya toplumunu terör ve ABD ikilemine hapsederek yönlendirmeyi umuyor. Ve bu sahte ikilem, çoğunun gözünde gerçek ilişkileri gizliyor.Bu ideolojik seferberlik Taner Timur'un da saptadığı gibi, kendi kolonyal bağlarını pekiştirme derdindeki ABD'nin iktisadi çıkarlarını gözetmekten başka bir amaç taşımıyor. IMF ve Dünya Bankası politikalarıyla güçten düşürülen yoksul ülkelerin yeniden sömürgeleştirilmesi için uygulanan şiddetin meşru gösterilmesi ve ABD'nin müttefiklerini çoğaltmasının yolu, böyle bir ikilemin hayat bulmasına bağlı. Savaşı açanlar bunun bir medeniyetler savaşı olduğunu istedikleri kadar söyleyedursunlar, Haçlı Seferi'nin artık gizleyemediği gerçek, bu harekâtın bölgede ekonomik, sosyal ve politik bir hegemonya kurmaya yönelik oluşudur. Öte yandan sorunun sadece Afganistan veya Asya ile ilgili olmadığı da açığa çıktı. Daha şimdiden Batı demokrasisinin ve sosyal devletin ölüm çanları çalınmaya başladı; Avrupa'da ve ABD'de alınan "terör önlemleri" bu yola evriliyor. Nuray Mert'in dediği gibi, "Küresel kapitalizm yeni düşmanıyla boğuşurken" sıra herkese gelmek üzere.

28 ŞUBAT ŞİMDİ DAHA İYİ ANLAŞILABİLİRGelişmelerden çıkan sonuç şu: Asya'ya yönelik bir harekâtı çok önceden tasarım kapsamına alan ABD, tek Müslüman NATO ülkesi Türkiye'yi pürüzsüz bir lojistik destek haline getirebilmek için, şimdiki sürecin argümanlarını 28 Şubat ile bir iç politika meselesi haline getirmişti! Anlaşılır bir şey; ne de olsa Türkiye'yi ilgilendiren konular da Afganistan savaşını planlayan ABD'nin jeopolitik çıkarları tarafından belirleniyor. Ve yöntem barışçıl ve demokratik bir manevrada da, savaş sürecinde de aynı. Akan kan her zaman dünya yoksullarınınki.


DÜŞMAN ÖLDÜ, YAŞASIN DÜŞMAN!Dr. Nuray Mert (Siyaset bilimci)Sovyetler'in çöküşünün ardından, hatta o bile değil, Glasnost'dan bu yana kapitalizm kendini hükmen galip ilan etti. Kapitalizmin kurduğu dünya, laftan anlayan, söze kulak veren, kendisine yönelik itirazları muhatap kabul eden bir dünya değildi. Kendisine yönelik tüm sorgulamaları, bir güç savaşına döndürmüş, bu savaşta Sovyetler'i kendine hasım ilan etmişti. Eşitlik, adalet, hatta vicdan ve insaf gibi kavramları insanlık için anlamları çerçevesinde değil, toplu, tüfekli bir düşman olarak görmüş, göstermişti. Sovyetler çökünce, hasmını öldüren muzaffer bir komutan tavrına bürünmesi bu açıdan şaşılacak şey değil. Ama bu mantığın, bu anlayışın kendisi, en azından hedef şaşırtıcı, yadırganması gereken bir anlayış. Yeterince yadırganmadı. Hedef şaşırtma taktiği tuttu, bırakın sosyalizmi, soyal adalet ve eşitliğe ilişkin tüm söylenenlerin Sovyetler'le özdeşleştirilerek düşman ilan edilmesi, iyi bir taktik olarak işlemekle kalmadı, sonunda bu taktiğe itirazı olan veya olması gereken solcuların bile gözünü bağladı. Nihayetinde, sosyalizm, sosyal adalet, eşitlik, hepsi mağlup sayıldı, ses soluk kesildi. Sol, büyük ölçüde kendini düşmanının gözünden görmeye başladı.Diğer taraftan, kapitalizmin düşmansız ayakta kalabilmesi imkânsız. Sıkça iddia edildiği gibi, sadece silah sanayiinin vesairenin ayakta kalabilmesi için değil, kapitalizmin kendini haklı çıkarması, meşrulaştırması için düşmana ihtiyacı var. Ama, hem düşmana ihtiyacı var, hem de gerçek düşmanları ile yüzleşmeye cesareti, mecali yok; bu nedenle, kendi düşmanını kendi tasarlamak durumunda. Gerçek düşmanı eşitlik, adalet iddiaları; bunlara verilecek cevabı yok, o yüzden topla tüfekle savaşacağı düşmanlar bulmak zorunda. Soğuk savaş döneminin, sosyalizmin ardından, gözüne kestiği düşman; İslam. Küresel kapitalizmin, eli kalemli muhafızları, yeni düşmanı kendileri tanımlayıp, tarif ettiler; 'düşman öldü, yaşasın yeni düşman' anlayışına uygun, kuramlar çiziktirdiler. Gerçi, 11 Eylül gibi bir facia, öngörülen bir şey değildi; bu yüzden sarsıcı oldu. Ancak, hiçbir engel tanımadan, önündeki tüm engelleri yıkıp yoluna devamdan başka bir şey bilemeyen küresel kapitalizm ve savunucularının, sarsıntının şiddetine rağmen işe başka bir açıdan bakmak gibi bir niyetleri yok. İslam coğrafyasından yükselen seslerin ardında ne var, diye kurcalamaları söz konusu değil. Onun ardından çıkacak olan, öncelikle kendi yarattığı çirkin tablodan arta kalanlar ve küresel kapitalizmin genel tahribatına karşı muazzam bir tepki. İşin bu boyutu ile yüzleşmek, küresel kapitalizmin toptan sorgulanması ile mümkün. Artık, bu sorgulamayı yapmadan, işi geçiştirmek, geçiştime üzerinden siyaset yapmak ve tartışmak mümkün değil.İngiltere'de sol adına üretilen 'üçüncü yol' siyaseti, onun önderi Tony Blair ve yeni İşçi Partisi çizgisinin ikiyüzlülüğünü hiçbir şey 11 Eylül kadar deşifre edemezdi. Aynı şey, sanal özgürlüklerin savaşçıları gibi ortalarda dolaşan, postmodern panayır bezirganları için de geçerli. Kapitalizmi dert etmeyen, köklü biçimde eleştiriye tabi tutmayan hiçbir şey, 11 Eylül'ün ardından, sağ siyasetlere, en berbat statüko savunuculuğuna savrulmadan, durduğu yerde tutunamadı. O nedenle, 11 Eylül sonrası, görünen o ki, kuşkusuz bir 'global 28 Şubat' havası esecek; ama o kadarla kalmayacak. Soğuk savaş döneminde her siyasi veya düşünsel itiraz, bir şekilde, Sovyetler'e yani 'düşman'a doğrudan veya dolaylı destek sayılıp mahkûm ediliyordu; şimdi aynı şey, yeniden önümüze konuluyor. İngiliz muhafazakârları, Afganistan harekâtına karşı çıkanları, soğuk savaş döneminden kalma bir terimle, 'faydalı budalalar' olmakla suçlamaya başladı bile. Üstelik şimdi işin içinde İslam var; bu, önyargıları devreye sokacak, kafa karışıklığını artıracak. Hedef yine şaşacak, küresel kapitalizm yeni düşmanıyla boğuşuyor gözükürken, müttefik bulmakta zorlanmayacak.
www.evrensel.net