Susurluk

Susurluk'un örtbasına itiraz

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Sabih Kanadoğlu, Susurluk Davası'nda 14 sanık hakkında verilen mahkûmiyet kararını bozulmasına itiraz etti.

Susurluk'un örtbasına itirazYargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Sabih Kanadoğlu, Susurluk Davası'nda 14 sanık hakkında verilen mahkûmiyet kararını "eksik soruşturma" nedeniyle bozan Yargıtay Ceza Dairesi'nin kararına itiraz etti. İtirazı, Yargıtay Ceza Kurulu karara bağlayacak.Başsavı Kanadoğlu, itiraz başvurusunda, Susurluk Davası'nın Türkiye'nin temiz toplum özleminin simgesi haline geldiğini söyledi. Türk halkı umut ve sabırla yargı organından, olayın aydınlatılmasını varsa suçun tespitini ve suçluların bir an önce cezalandırılmasını beklediğine işaret eden Kanadoğlu, davaların sürüncemede kalmasının, zaman aşımı sürelerinin uzamasının yargının da yıpranmasına yol açacağını söyledi. Başsavcının imzasını taşıyan ve 5 sayfadan oluşan itiraz başvurusu bugün Yargıtay Ceza Kurulu'na gönderildi.Kanadoğlu, itiraz başvurusunda, "TBMM Susurluk Araştırma Komisyonu Raporu, Başbakanlık ve İçişleri Bakanlığı teftiş kurullarının çalışmaları ne yazıktır ki, toplumun olayın çözülmesi istemlerini karşılayamamış ve sorun, devletin bütün kurumlarını yıpratacak boyuta ulaşmıştır" dedi.Başsavcı Kanadoğlu, itiraz başvurusunu iki noktada topladı. Yargıtay 8. Ceza Dairesi'nin bir kısım sanıklar ile bir sanık vekilinin "Savunma haklarında ve olayların aydınlanmasına" ilişkin gizli celse taleplerinin, Ceza Muhakemeleri Usul Kanunu (CMUK)'nun 374. maddesi uyarınca kabulü ile açıklama yapmalarına olanak sağlanmamasına yönelik olduğunu ifade eden Kanadoğlu, yerel mahkemenin gizli celse yapılması talepleri hakkında olumlu veya olumsuz bir karar vermediğini kaydetti. Dairenin, bu eksikliğin sanıkların savunma hakklarına ve olayların aydınlanmasına etkisi üzerinde durmadığını, mutlak bozma sebebi olarak değerlendirilmesinin irdelenmesinin yapılmadığını ve gerekçelerin açıklanmadığını kaydeden Kanadoğlu, sanıkların "Devletin yüksek menfaatleri bahane edilerek, bazı sanıklar göz ardı edilmiştir" şeklindeki beyanlarının, savunmaları ile ilgisinin bulunmadığını ifade etti. Kanadoğlu, "Amaçları, suça katıldıklarını iddia ettikleri bazı kişilerin davaya dahil edilmedikleri yolundaki yakınma ve iddialarını açıklamaktan ibarettir. Bu açıklamaların 'o da yapıldığı takdirde' kendi hukuki durumlarına hiçbir etkisini olmayacağında kuşku bulunmamaktadır" dedi.Sanık Korkut Eken'in avukatının "müvekillinin kayıp silahlarla ilgili gizli oturumda açıklama yapacağına" ilişkin isteminin de, ne görülmekte olan davayla bağlantısı ne de savunma ile ilişkisi bulunduğunu kaydeden Kanadoğlu, şöyle devam etti: "Görülmekte olan dava 'cürüm oluşturmak için silahlı teşekkül oluşturmak' suçuna aittir ve teşekkülün silahlı olduğu kaza sonrası elde edilen silahlar ile kanıtlanmıştır. Kayıp silahlarla ilgili açıklamaların bu konuda açılan ve zaman aşımı nedeniyle ortadan kaldırıldığı öne sürülen davayla bağlantısı ileri sürülebilirse de görülmekte olan davaya etkili olacağı ve bu yöndeki açıklamaların sanığın hukuki durumunun değerlendirilmesini değiştirebileceği bir varsayım olarak dahi düşünülemez."

'Aleniyet' gerekçesi yersizBaşsavcı Kanadoğlu, itiraz başvurusunda, duruşmaların aleniyetinin sanıkların güvencesini doğrudan sağlayan bir ilke olduğunu, duruşmada aleniyetin asıl olduğunu kaydetti. CMUK'ta da bu durumun açıkça belirtildiğini ifade eden Kanadoğlu, duruşmaların aleniyetinin asıl yaş durumu dışında "gizliliğin istisna" ve "gizliliğin ihlali" gibi bir kavramın Ceza Usul Hukuku'nda yer almadığına işaret etti. 8. Ceza Dairesi'nin değindiği aleniyetin kaldırılması talebi üzerine veya resen mahkemece CMUK'un 374. maddesi uyarınca, duruşmanının gizli yapılabileceğini, ancak bu gizlilik kararının dahi yine CMUK 373. maddede gösterilen hallerde verilebileceğini vurgulayan Kanadoğlu, bu hallerin ise "Genel ahlakın veya kamu güvenliğinin kesin olarak gerekli kıldığı" ölçüsüne bağlandığını kaydetti.Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Kanadoğlu, "Yüksek Daire'nin bozma ilamına dayanak yaptığı 'savunma hakkı' ve 'olayların aydınlanması' ölçütlerine göre gizlilik kararı verilmesi kanunen mümkün değildir. O halde, bu yoldaki talep hakkında olumlu veya olumsuz bir karar verilmemesinin usulü veya esasa ilişkin bozma nedeni olmayacağında kuşku yoktur. Kaldı ki, duruşmanın gizliliği ile tutanakların gizliliğinin ayrı kavramlar olduğu da göz ardı edilmemelidir" dedi.

Ya konuşmazlarsa?Sanıkların gizli celsede konuşacakları varsayımına dayanılarak bozma kararı verilmesinin sakıncaları üzerinde de durulması gerektiğini anlatan Kanadoğlu, sanıkların değindikleri açıklamaları, gizliliği sağlayarak yetkili mercilere ulaştırmalarını önleyecek hiçbir engel bulunmadığını kaydetti. Bugüne kadar göz ardı edilen sanıklar hakkında açıklama yapmayanların, yarın 8. Ceza Dairesi'nin bozması üzerine sorulduğunda "Açıklamadan vazgeçtim" demeleri varsayımının gerçekleşmesi halinde, davanın zamanaşımı nedeniyle ortadan kaldırılmasının nasıl önleneceğini de soran Kanadoğlu, Bu kadar varsayımın sonucu olarak davadaki hukuki durumlarına etkisiz işlemler nedeniyle sanıkların, zaman aşımı süresinin tahakkuku ile cezasız kalmaları kaçınılmaz bir biçimde ortaya çıkacaktır. Açıklanan nedenlerle Yüksek Daire'nin gizliliğe ilişkin bozmasında isabet bulunmamaktadır."

Topal da isabetsizYargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Kanadoğlu, 8. Ceza Dairesi'nin, Ömer Lütfi Topal'ın öldürülmesine yönelik olarak Beyoğlu 1. Ağır Ceza Mahkemesi'nde açılmış olan dava sürecinin de tespit edildikten sonra sanıkların hukuki durumlarının bundan sonra belirlenmesine yönelik bozma gerekçesine de katılmadı. Bu bozma gerekçesinin yerinde olmadığını savunan Kanadoğlu, öncelikle TCK'nın 313. maddesinde yer alan "Cürüm işlemek için teşekkül oluşturmak" suçunun bir tehlike suçu olduğuna işaret etti.Kanadoğlu, bu özelliği nedeniyle suçun oluşması, başka bir deyimle teşekkülün oluşturulmasının yeterli olduğunu, ayrıca suç işlemenin aranmayacağını ifade etti. Sanıklar hakkındaki uygulama incelendiğinde gerekçeli kararın 183. sayfasında neden en üst seviyeden ceza verildiğinin açıklandığını kaydeden Kanadoğlu, "Görüldüğü üzere üst sınırdan uygulama yapılırken sanıkların güvenlik görevlisi olmalarına rağmen çete oluşturmaları olgusu temel alınmıştır. Ömer Lütfi Topal olayı, tek başına üst sınırdan ceza tayinine etkili sayılmamıştır. Bu nedenle Yüksek Daire'nin bozma gerekçesinde bu yönden de isabet bulunmamaktadır" tespitini yaptı. Kanadoğlu, itirazın sonuç bölümünde açıkladığı nedenlerle itirazın kabul edilerek, 8. Ceza Dairesi'nin 24 Ekim 2001 günü verdiği bozma kararının kaldırılmasını ve dosyanın esasının incelenmek üzere yine aynı daireye gönderilmesini talep etti.
www.evrensel.net