Rüya: Yeni Türk Mitolojisi

Rüya: Yeni Türk Mitolojisi

Dizinin ilk kitabı Kâbus'ta, 1980 yılından sonra Türkiye'deki 'değişimi' ve bu 'değişimin gideceği yere' ilişkin bir ters-ütopya denemesi yapan Alatlı, ikinci kitap Rüya'da bu kez 'kurtuluş'un reçetesini veriyor.

Rüya: Yeni Türk Mitolojisiİlhan ulusoy Alev Alatlı'nın 'beklenen' kitabı "Schrödinger'in Kedisi [RÜYA]" geçtiğimiz hafta çıktı. Dizinin ilk kitabı Kâbus'un yarattığı tartışmanın ardından 'meraklılarınca sabırsızlıkla' beklenen ikinci kitap Rüya'nın, birinci kitap kadar tartışmalara yol açacağını söylemek zor. Kanal 7'de yapılan promosyon söyleşilerini bir tarafa bırakırsak, Rüya kitabevlerinin raflarına çıkalı iki hafta geçmesine rağmen henüz tartışılmaya başlanmadı bile. Kitap, Alatlı'nın önceki tüm romanlarının izlerini taşıyor. Viva la Murte, Valla Kurda Yedirdin Beni, O.K. Musti Türkiye Tamamdır, Nuka Türkiye dizisinden sonra Schrödinger'in Kedisi dizisi ile yakın Türkiye tarihine ilişkin değerlendirmelerini ve tespitlerini romanlaştıran Alatlı, "Tanrı dağı kadar Türk" olan, ancak "Kürtleri" kendi kimliklerine sahip çıkmaya çağıran Günay Rodoplu'nun yerine ise bu kez Çankırı Körkuyu doğumlu Imre Kadızade'yi öne çıkarıyor. Dizinin ilk kitabı Kâbus'ta, 1980 yılından sonra Türkiye'deki 'değişimi' ve bu 'değişimin gideceği yere' ilişkin bir ters-ütopya denemesi yapan Alatlı, ikinci kitap Rüya'da bu kez 'kurtuluş'un reçetesini veriyor. Her ne kadar kendisi 'reçetelere' ve 'yüzde yüz doğrulara karşı' ise de Rüya'da 'Türklerin Göksel Tanrıların Temel Yasaları'nı uyguladıklarında kurtulacakları temasını öne çıkarıyor. Kâbus'la başlayan seri 2030 yılında, Türkiye'nin ahlaki, siyasi, iktisadi ve sosyal değerlerinin 'Batı taklitçiliği' ile nasıl yozlaşacağı işlenirken, Rüya'da Türklerin tekrardan Türkleşmeleri ve 'özlerine dönmeleri' Cemil Meriç'in sözleri ve tezleriyle desteklenerek anlatılıyor. Bunun içn de yeni bir Türkiye mitolojisi kurulması gerekliliği ortaya çıkıyor. Alatlı burada çözümü hemen buluyor. Yıldızlar!Orta Asya dinlerinde var olan Gök Tengri bunun için temel kaynak oluyor, Türklerin en fazla ilgi gösterdiği bilim dallarından birisi olan astronomi, ya da Alatlı'nın deyişi ile "Heyet Bilimi" de yeterli kaynağı sağlayacak olgunlukta. Bir de 'küçük' hile, astronomi ile astroloji arasındaki fark görmezden geliniyor. Gerisi artık yıldız isimleri ile tanrıları birleştirmekte.. Alatlı da bu konuda elinden geleni yapıyor. Öyle ki Rüya'nın ilk birkaç bölümü neredeyse sıkıcı bir biçimde yıldızların hareketlerinin anlatılmasından oluşuyor. Okuyucu astronomiye yakın değilse, bilmiyorsa, sıkılıyor ama bir süre sonra bütün bu yıldız isimleri giderek anlamsızlaşıyor. Eğer Alatlı bunlara bir anlam yüklemişse de bunu sadece astroloji -astronomi değil- ile yakından ilgilenenler çıkarabilir herhalde. Ancak arada sırada gazetedeki yükselen-alçalan burç fallarına bakarak öğrenilen astroloji bile bunun için yeterli olmayabilir!Türkiye'deki bilim adamlarını 'malumat yığınakçıları' olarak suçlamayı bütün kitaplarında en az bir kere tekrarlayan Alatlı özellikle son iki kitabında kullandığı kavramlarla, suçladığı bilim adamları ile aynı duruma düşüyor. Kendisinin çeşitli söyleşilerinde dile getirdiği üzere, kitaplarını yazarken psikiyatri, fizik, felsefe, nöroloji, psikoloji, ilahiyat, astronomi ve astrolojiden yararlanması, son iki kitabının bu bilim dallarına ait 'bilgilerin' ve kavramların uçuştuğu metinlere dönüşmesine yol açıyor. Kâbus'ta 2020'li yılların Türkiye'sini, Türkleri "Yeni Dünya Düzeni" içerisinde "biz neden böyleyiz" sorusu etrafında anlatan Alatlı, kaosun kâbustan çıkış için tek gerçek yol olduğunu özellikle vurguluyor. Her iki roman da parçalanmış bir Türkiye'de geçiyor; parçalanmışlık, ortak noktaların anlamını ve geçerliliğini kaybetmesi, bir kırılma noktası, birbirini anlamakta güçlük çeken, ortak sembol, değer ve kavramlarını kaybedenlerin ayrışması. Toplumsal bir hafıza yitimi, bir afazi.Ve ikinci kitap bu kâbustan uyanmanın reçetesi. Bu reçetenin ilk ilacı da "Onarımcılar." Alatlı, kaosu anlayan Onarımcıların, ya da bir başka deyişle özüne dönen Türklerin, Gök Tengri'nin Göksel Yasalarını şehircilikten, toplumbilime kadar hayatın bütün alanlarında uygulamayı başaranların sağlayacağı kurtuluşun "tek yol" olduğunu söylüyor. Ona göre, onarımcılar parçalanmış Türkiye'yi onarmak için çaba harcıyorlar. Temel sloganları ise İstiklal Marşı'nın ilk kelimesidir.

Korkma! Korkma ve inan! Neden Türklük ve Türkleşme sorusunu ise fuzzy -saçaklı- mantık önermesine sığınarak cevaplıyor: "Çünkü Türk yoktan çok var."
www.evrensel.net