Güvenliğin garantisi adalettir

Güvenliğin garantisi adalettir

ABD'ye yönelik saldırıların arkasında öğrenilecek bir ders var ancak çok yazık ki, hiç kimse buna aldırıyor gibi görünmüyor.

Güvenliğin garantisi adalettirNecip MahfuzABD'ye yönelik saldırıların arkasında öğrenilecek bir ders var ancak çok yazık ki, hiç kimse buna aldırıyor gibi görünmüyor.Felaket getiren olaylardan öğrenilebilecek birçok dersten en önemlisi, gücün tek başına güvenliğin garantisi olmadığı. Birileri insanlık tarihinin en üst düzeyde gelişmiş, en emsalsiz silahlarına -nükleer, biyolojik, kimyasal ve henüz adını duymadığımız başka silahlara- sahip olabiliyor ve bu şartlar altında bile yok edici bir darbe alabiliyor. Son yaşanan olayda da gördüğümüz gibi teröristlerin tek ihtiyaç duyduğu şey keskin bıçaklardı; bu gerçek tek başına katıksız askeri gücün yetersiz olduğunu net bir biçimde gösteriyor.Güvenliğin tek garantisi adalettir. Birleşik Devletler dünyanın lideri olarak daha adaletli olsaydı, hiç kimse onu yok etmeye kalkışmayacaktı.Saldırıların tek bir anlamı var: Bugün dünyada ABD gücünün kendilerine karşı kullanıldığını düşünenler var. Amerika'nın gücü gerçekten terörist örgütleri tasfiye edebilir ve şu ya da bu muhalifi ortadan kaldırabilir, ancak adaletsizlik sona ermedikçe şiddet ve kötülük sona ermeyecek. Eski bir Arap atasözünün dediği gibi, 'yönetmenin özü adalettir'; ABD'nin böyle suçların şeytani işleyicilerini değil dünyadaki adaletsizliğin nedenlerini ortadan kaldırması gerekir. Eğer dünyayı herhangi bir oranda başarılı bir biçimde yönetmek istiyorsa yapmak zorunda olduğu budur.Yakınlarda görüştüğüm İspanyol bir gazeteci, bu karışık günlerde barış ihtimali hakkındaki fikrimi sordu, basitçe ve ironi yapmadan barışın sırlarının sevgi, vicdan ve adalet olduğunu tekrarladım. Bazıları bunların gerçeğe dayanmayan salt kelimeler ya da düşler olduğunu söyleyebilir. Aslında birileri Washington'a ve New York'a yönelik saldırılar düzenlenmeden birkaç hafta önceden bildiriyorsa, birileri daha laf tüccarlığıyla ve hayalcilikle suçlanmalıydı. Eğer böyle kâbuslar geceleri gerçekliğe dönüşebiliyorsa, ahlaki olarak kurulan hayaller niye gerçeğe dönemesin? Onların da gerçek olabileceğini söylerim.

Dağın EfendisiBin Ladin'in şahsiyeti için tüm söyleyebileceğim bana Arap tarihinden ünü olmayan bir karakteri, tarihleri iyi kaydedilmiş olan suikastçilerin liderlerinden biri olan Şeyh El-Cabal'ı (Dağın Efendisi) hatırlatıyor olması. Onlar tepelerde inziva hayatı sürerler ve tüm İslam dünyasına terör saçarlardı. Ve benim mantığıma göre Afganistan dağlarında inziva hayatı süren ve terör operasyonlarını planlayan Suudi muhalifin yaptığı da bu ve bunu yapmaya devam edecek. O bizim zamanımız için Dağın Efendisi.

Ekim'i hatırlamakEkim Savaşı'nın anısı bu yıl belleklerimizde canlandığında sıradışı koşullar altındaydık: Araplar ve Müslümanlar kendilerine yönelik suçlamalar ne kadar yanlış olursa olsun, saldırıyla yüz yüze kaldılar. Batıdaki kinin, hatta düşmanlığın hedefi halindeler. Arapları ve İslam ülkelerini gerçekten zor bir pozisyona iten bir durum.Bu koşullar 1973 yılında savaşın patlak vermesinden önceki durumu anımsatıyor. Araplar o zaman da 1967 yenilgisiyle küçük düşmüş olarak aynı şekilde krizdeydiler. Sadece ordunun değil morallerin de yenilgisiydi. Tevfik El-Hakim'in ünlü deyimini kullanmak gerekirse zafer ruhun bir çeşit geri dönüşüydü. Arapları ve özellikle Mısırlıları hayata döndürdü ve topraklarını geri almalarını sağladı.Bu olayın ABD'ye yönelik saldırılar ve şimdi bizi etkisi altında tutan kriz ile rastlantısal benzerliği iyi geleceğin habercisi olabilir, 1973'te krizin üstesinden geldiğimiz gibi, bugünkü krizi de aşabiliriz.

Sıradan bir gün İnsanların önümüzdeki ay 90. doğum günümü nasıl kutlayacaklarını tartışma olasılıkları yersiz bir şey olarak beni vuruyor. Şu an Arap ve İslam dünyasını saran koşulların ışığında böyle bir kutlama uygun mu? Bugünkü iklim ziyafetleri ya da kutlamaları düşünmeyi çok zorlaştırıyor.Yani kastettiğim; ne pasta ne de mumlar. Bir arkadaşım işinin ortasında bir kalem ya da fırça kullanarak, "Yeni gelen her yıl mutlu ve dünya iyi olsun" yazsa bu bana fazla fazla yeter. Böyle bir şey bugün benim için yersiz bir kutlamaya göre sonsuz oranda büyük bir hoşnutluk verir.Eğer dostlarımdan biri bu basit kelimeler üzerinde çalışarak bir makaleye ya da bir resme, tam bir sanat eserine dönüştürecek ilhamı kendinde bulursa bu da beni hiç rahatsız etmez. Önemli olan şey, böyle bir makale ya da çalışmanın Arap edebiyatını ve kültürünü zenginleştirmesidir. Doğum günümde sessizliği ve sakinliği tercih etmeme karşın işte bunun için kalbimi onlara açabilirim. Sonuçta o gün gene de sıradan bir gündür.Tabii ki 11 Eylül'de hayatları yok olan binlerce masum sivil için acı duyduk. Ancak terörizme karşı ilan edildiği söylenen savaş onun kadar adi bir suç. Eğer bombardıman durmazsa bir milyon suçsuz Afgan ölecek. 11 Eylül saldırısını düzenleyen grup hiçbir yasaya ya da toplumsal standarda en küçük bir umursama göstermezken, şimdi bir dünya gücünün de aynı şeyi yaptığını görüyoruz. Amerika'nın mantıklı bir karar vermek için tüm araçları var ve cezalandırılmalarına kimsenin karşı çıkmadığı köktencilerin durumunda akıl dışılık anlaşılabilirken, bir süper güçten gelen aynı düzeydeki şey kabul edilemez.Amerika'nın terörizmin nedenleri ve doğasını dikkatle anlamaya çalışması gerekir. New York'ta ve Washington'da şahit olduklarımız terörizm denen hastalığın bir belirtisiydi ve tıpta da olduğu gibi hastalığı tedavi etmeden belirtileri ortadan kaldırmak mümkün değildir. Tedavinin arkasında terörizmin nedenleriyle etkili mücadele etmek yatar, sadece bilgelik değil aynı zamanda cesaret isteyen bir iştir. Tersine suçsuz sivilleri bombalamak ve terk edilmişliği yaygınlaştırmak basitçe askeri gücün bir alıştırmasıdır ve terörizme neden olan etkenlere katkıda bulunmak yerine terörizmin köklerine saldırmaya yönlendirmek için Amerika'da bundan bol bol var. ABD'nin eylemleri, terörizme kendini haklı çıkarmak için daha çok olanak vermiş durumda.

* 1998 Nobel Edebiyat Ödülü sahibi Mısırlı Yazar Necip Mahfuz'un El Ahram gazetesinde yayınlanan yazısından kısaltarak çeviren: Ali Karataş

www.evrensel.net