Doğulu bilge, batılı sözler

Doğulu bilge, batılı sözler

Serdar Akar'ın son filmi "Maruf", hem senaryosundaki sıkıntıları, hem de mekân ile oyun arasındaki uçurumla iyi bir film olmaktan uzak.

Doğulu bilge, batılı sözlerŞenay AydemirSinema ile edebiyat arasındaki ilişki, netameli bir konudur. Çünkü yönetmen bir taraftan seyirciyi filme bağlayacak akıcılığı yaratmak, diğer taraftan da en az yazılı bir metin kadar etkili bir film ortaya çıkarmak zorundadır. Türkiye sinemasının son yıllarda öne çıkan yönetmenlerinden Serdar Akar'ın son filmi "Maruf" da yoğun edebi metinlerle bezenmiş, kimi zaman doğu bilgelerinin ağzıyla, kimi zaman batının soğukkanlı insanları gibi konuşan kahramanlarla dolu. Bazı sinema eleştirmenlerince 'Türkiye sinema tarihinin en edebi filmi' olarak değerlendirilse de, ilk kez gösterildiği Altın Portakal Film Festivali'nde filmle ilgili ortak kanı, 'hayal kırıklığı' olmuştu. İlk filmi "Gemide" ile dikkatleri üzerine çeken Serdar Akar, geçtiğimiz yıl gösterime giren "Dar Alanda Kısa Paslaşmalar" isimli filmle birçok sinema festivalinde ödüller kazandı. "Maruf"; töre, kader, iyilik, kötülük ve doğruluk temaları üzerine, doğunun bilgeliği ile, batının şüphesini birleştirmeye çalışan ama bunu gerçekleştirmede pek de başarılı olmayan bir yapım. Serdar Akar'ın daha önceki iki filminin senaryosunu birlikte yazdığı Önder Çakar ile olan beraberliği bu sefer ortaya edebi yoğunluğu fazla, ama toplam olarak sorunlu bir senaryo çıkarmış. Klasik Yeşilçam melodramlarının çokça işlenmiş konularının başında gelen 'töre' ve 'aşk'ın merkeze oturdulduğu senaryo; farklı dinlerden insanların ilişkilerine, gerçekliğinin farklı görünümlerine dair tezlere doğru dallanıp budaklandıkça iç bütünlüğünü kaybetmekten kurtulamıyor. Mardin'in Midyat ilçesinin Gülgöze ( Aynvert ) köyünde çekilen Maruf, kendisini doğururken sakat kaldığını düşünündüğü annesi, sert mizaçlı babası, bilge kişilikli amcası, amcasının genç ve güzel karısı ve Hıristiyan sevgilisiyle birlikte yaşamaktadır. Tek sıkıntısı bir an önce askere gitmek ve dönüşte sevgilisiyle evlenmek olan Maruf'un bütün bu hayalleri amcasının öldürülmesiyle tamamen değişecektir. Senaryonun sıkıntılarından birisi de burada ortaya çıkıyor. Amcayı öldüren kişinin kim olduğuna dair seyircide oluşan kanı, en azından filmin 'polisiye' yönünü ortadan kaldırıyor. Bu yönetmenin tercihi olsa bile, filmin ilerleyen sahnelerinde gelişen diyaloglar 'katil kim' sorusunu yeniden gündeme getiriyor. Serdar Akar'ın bir doğu masalı anlatmak için seçtiği mekân sinema fonu olarak etkin kullanılmaya müsait bir alan. Akar da bunu kullanırken ustaca görüntüler yakalıyor. Ancak, mekân ile oyun arasındaki uçurum oldukça fazla. Ortalama bir sinema seyircisi tarafından bilinen bir yörede, kılığı kıyafeti ve diliyle tamamen kentli diyalogların hakim olduğu bir film yaratmanın risklerinin altından kalkılamadığı görülüyor. Bu durum, doğu bilgelerine has sözlerin, bir doğu kentinde, İstanbullulara okutulması sonucunu ortaya çıkarıyor. Aslında filmin sıkıntısı dilini bölgenin şivesiyle yapmamasında değil, yaratılan diyaloglarla mekân arasındaki uyumsuzlukta yatıyor. Yönetmen Serdar Akar, her ne kadar 'unutulan' sinema dilini yeniden yaratmak için böyle bir film yaptıklarını ifade etse de, "Maruf" dağınık bir film olmaktan kendinisin kurtaramamış.Bütün bunların dışında Serdar Akar'ın Türkiye sineması tarihinin kendine has özellikleri en yoğun filmlerinden birisinin yaptığını ifade etmek gerekiyor. Birçok eksiğine rağmen "Maruf" önümüzdeki dönemde tartışılacak bir film. Meltem Cumbul, Ruhi Sarı, Nihat İleri, Emine Umar, Arzu Oş ve Haldun Boysan'dan oluşan oyuncu kadrosunun ise Nihat İleri dışında etkili bir oyun ortaya koyduklarını söylemek zor. Bu açıdan sinemanın Arzu Oş ile yeni bir oyuncu kazandığını da eklemek gerekiyor.
www.evrensel.net