Tersten okunacak bir film yaptık

Yönetmen Serdar Akar, geçtiğimiz yıl seyirciye ulaşmakta sıkıntılar çeken "Dar Alanda Kısa Paslaşmalar" isimli filminin tekrar gösterime girmesinin ardından, dün de yeni filmi "Maruf" ile sinemaseverlerin karşısına çıktı.

Tersten okunacak bir film yaptıkŞenay Aydemir "Gemide" ve "Dar Alanda Kısa Paslaşmalar" isimli ilk iki filmiyle dikkatleri üzerine çeken Serdar Akar'ın "Maruf" isimli filmi dün gösterime girdi. Mardin Mityat'ta çekilen ve bir doğu masalı anlatan film, 38. Antalya Altın Portakal Film Festivali'nde eleştirilmişti. Serdar Akar'ın beğeni toplayan ilk iki filminin ardından beklenenin altında bulunan "Maruf"la ilgili eleştirileri yönelttiğimiz yönetmen, bu eleştirilere katılmadığını ifade etti. Serdar Akar ile Altın Portakal Film Festivali'nin devam ettiği günlerde, filminin galasının ardından yaptığımız ropörtajı yayınlıyoruz. Son filminiz "Maruf", Serdar Akar sinemasını takip eden sinemaseverler açısından bir hayal kırıklığı olarak değerlendirildi. Derdini anlatamadığına dair eleştiriler oldu. Siz görüşlere katılıyor musunuz?Katılmıyorum. Filmden çıkan bir seyirci bana "Yine çok şaşırtım. Bundan sonra da hep şaşıracak mıyız?" diye sordu. Ben de "şaşıracaksınız" dedim. Üç tane film yaptık, üçünün de birbiriyle ilgisi yokmuş gibi görülüyor. O yüzden bir şaşkınlık var tabii. "Şimdi bu da nerden çıktı" der gibi. Ama böyle şeyler oluyor. Ve olacak. Ben filmin derdini anlatamadığını da düşünmüyorum. Sadece tersten okuma gerektiren bir zorluğu var. O da filmin içeği gereği olması gerekiyordu. Yani filmi seyrettikçe çözmüyorsunuz. Sonu gelince bütün filmi yeniden gözden geçirerek çözebilirsiniz filmi. Solak bir film. Ama kendi yapısı gereği böyle. Ben bu düşüncenin gerçekleştirildiği düşünüyorum.Filmin diyaloglarında yoğun bir edebi dil kullanılıyor. Bunu Hamlet'e benzetenler oldu. Türkiye sinemasının en edebi filmi olduğu ifade edildi. Çok yoğun olduğuna dair eleştiriler var. Bu eleştirileri nasıl değerlendiriyorsunuz?Bunlar da normal, film gereği böyle olması gerekiyordu. Filmde, hayaletler çıkıyor. Çok içten içe kumpaslar kuruluyor, kimisi aklını kaçırıyor. Onları ben geldim, gittim, yedim, içtim diye kabaca anlatamazsınız. Edebi bir dil, bu filme gerekliydi. Bu, Doğu filmidir ve masallar da burdan çıkmıştır. Ama lafların içinde kaçırılan şeyler olsa bile, film son yıllarda kaybettiğimiz sinemasal olma ruhunu çok yoğun içinde barındıran bir film. Belki bu yüzden insanlara yabancı geldi. Mekân olarak Midyat seçilmiş, filmi izlerken mekânın kullanımının oldukça iyi olduğu gözleniyor. Ancak oyuncuların mekân içinde biraz İstanbullu gibi kalıyorlar. Bu bir tercih miydi?İstanbullu demeyelim, Kopenhaglı da olabilirdi. Sadece Doğu'da film çekiyorsan, niye Doğulular gibi konuşmuyorlar, onlar gibi yaşamıyorlar diye bir durum var. Ama filmde öyle bir şey yok. Orası bir mekân, o coğrafyayla anlatılmak istenen o masalsı durum, Doğu'yu çok ilgilendiren bir durum, Batı'daki çatısı kiremitli evlerin olduğu yerde böyle bir hava yaratamazsınız. Dile gelince, ben oyuncuların bu lafları Doğu şivesiyle söylemesini istemedim. Çok düşünülüp alınmış bir karar. Filmin kendi dilini yaratmasını tercih ettim. Bir yere, bir gruba malolmasını istemedim. İstanbullu değil de Türkçe konuşuyorlar. Sizinle birlikte Önder Çakar'ın senaryoları hep beğeni topluyor. Bu senaryoyu da oluştururken nasıl bir film için yola çıkmıştınız? Bir Doğu masalı anlatma derdi nerden çıktı ve bu süreç nasıl gelişti? Dediğim gibi sinema dilinin kaybolduğunu düşünüyorum. Günümüzde buna karşı bir örnek yapıp, sinemanın salt sinema olarak var olabileceğini de göstermek istedik. Abuk sabuk filmler çıkıyor ve "böyle de olabilir" deniliyor. O kadar fazla olmaya başladı ki, salt sinema olan bir şey de niye olmasın yani? Biz böyle düşünmüştük filmi ve böyle de gerçekleşti diye düşünüyorum. Çok fazla Batı etkisi var. Bir şeyler yükselince onun alternatifi kendiliğinden yükseliyor. Bu da öyle bir film.

"Maruf" nedir? "Maruf", bilinen demek. Filmde kimi metafizik öğeler ve sözler sıkça kullanılıyor. Sanki biraz idealizm seziliyor gibi. İnsanlar bildikleri en sağlam noktaya dayanmak zorunda kalıyorlar. Kontrol eden birileri çıkınca mecburen öyle oluyor. Kontrolü elinde bulunduran insan Maruf'un babası. Ama kontrolünü kaybettikçe en sağlam bildikleri dine yaslanıyorlar. Bu diyaloglar aradan geliyor. En sonunda anlıyoruz ki, öyle değil.
www.evrensel.net