Bush'un yoksullara karşı savaşı

Yaklaşık on yıldır, varlıklı kesimle işçi sınıfı arasındaki gelir eşitsizliği ABD tarihinde görülmemiş biçimde arttı. Amerika'nın en zengin yüzde 1'lik kesimi, ABD servetinin yüzde 38'ini elinde bulunduruyor.

Bush'un yoksullara karşı savaşıTom TurnipseedABD Temsilciler Meclisi bu hafta, yoksulları ve işçi sınıfını gözardı etme pahasına, büyük şirketlerin ve servet sahiplerinin çıkarlarına hizmet eden ekonomik teşvik paketini gündeme getirdi. Bu bir sınıf mücadelesidir. 20 Ekim'de yayınlanan New York Times'ın başyazısına göre, peşin vergi kesintilerinden elde edilen 54 milyar dolarlık bütçenin her bir kuruşu en çok vergi ödeyen yüzde 30'luk dilimin cebine giderken, yarısı da en üst yüzde 5'lik dilime gidiyor. Alım satım vergilerinden elde edilen kazancın yüzde 80'ini ise, en üst yüzde 2'lik dilimdeki aileler alıyor. Kongre Bütçe Ofisi'nden alınan bilgiye göre, 2002 yılı için saptanan teşvik miktarı olan 100 milyar doların sadece 2.3 milyar doları, bu miktarı ekonomiyi teşvik edecek biçimde harcaması beklenen işsizler yararına harcanacak. Bu ekonomik planın bir başka zayıf yönü ise, bir yıldan fazla fakat beş yıldan az bir zaman diliminde yapılan alım satım değerleri düşer ve yatırımcılar düşük fiyatların avantajını kullanarak nakti kendilerinde toplayacak olurlarsa, hisse senedi fiyatlarının düşecek olması. Ortağın elenmesi sonucunda ortaya çıkan minimum vergi miktarı 2002'de 25 milyar dolar olacak ve hiçbir yeni yatırım garantisi sağlanmamasına rağmen, genellikle vergileri atlatmanın bir yolunu bulan şirketlere havadan para sağlanacak. Bu tip vergi çatlakları, şirketlerin vergi oranlarını eyalet seviyesine indirecek ve eyaletleri harcamalarını kısmaya yönelecektir ki bu da ekonomik iyileşmeyi engelleyecektir. Yaklaşık on yıldır, varlıklı kesimle işçi sınıfının arasındaki gelir eşitsizliği ABD tarihinde görülmemiş biçimde arttı. Üretimde çalışan işçilere verilen ortalama ücret, yöneticinin maaş zammı oranında arttırılmış olsaydı, bir işçinin yıllık kazancı şu anda kazandığının tam 6 katı olurdu. Amerika'nın en zengin yüzde 1'lik kesimi ABD'nin servetinin yüzde 38'ini elinde bulunduruyor. Tabanda yer alan yüzde 80 ise bu servetin yüzde 17'sini bölüşmek durumunda. Kongre bu yılın başlarında, "sadakasının" yüzde 25'ini en zengin yüzde 1'lik kesime veren "Bush vergi planını" geçirerek, servet sahiplerine hiç beklemedikleri bir kazanç sağlamış oldu zaten. Oysa ki yapılması gereken, işsizlik gelirlerinde artışa giderek, "refah reformu" tarafından güvenceleri bir anda azalıveren yoksullara ve işçi sınıfına para aktarmak. Bu şekilde para 'ortadirek' arasında harcanır ve ekonomi gerçek anlamda teşvik edilebilir. Kongre sıradan insanlara -yoksullar ve işçi sınıfına- yarar sağlayacak biçimde, devlet okullarının, sağlık hizmetlerinin, iskânın ve toplu taşımanın iyileştirilmesi için harcamaları artırmalı. Kongre'nin yoksullara ve işçi sınıfına karşı savaş ilan edeceği yerde, "terörizmle yapılan savaş"la oldukça ilişkili bulunan fosil yakıt ve nükleer enerji bağımlılığımıza karşı savaş açması gerekiyor. Suudi Arabistan 70 yıldan beri petrol ve asker anlamında en yakın 'dostlarımızdan' biri. 11 Eylül'ün 19 uçak korsanından 10 tanesi Suudi idi ve Suudi Arabistan da, Usame Bin Ladin'in El Kaide örgütü de içinde olmak üzere İslamcı akımların en radikal terör ağlarına en büyük finansal desteği sağlayan ülke olarak tanımlanıyor. Petrol politikasının dış politikamıza nasıl hükmettiğinin daha net bir kanıtı olarak 21 Ekim tarihli Knight Ridder gazetesindeki Chris Mondics haberine bakalım: ABD hükümeti "Houston zamanında kurulmuş enerji geliştirme şirketi Unocal tarafından tasarlanan, Türkmenistan topraklarındaki gazın Afganistan üzerinden ikmalini sağlayacak 1600 kilometrelik boru hattının yapımını aktif olarak destekliyor" ve Bin Ladin'in terörist faaliyetlerini bilmesine rağmen 1998'e kadar söz konusu boru hattı üzerindeki anlaşmaların sağlanması için Taliban'la birlikte çalışıyordu.Uzun vadeli tek çözüm, rüzgâr ve güneş kullanımı gibi yeni enerji kaynakları geliştirmektir, fakat yönetimi ellerinde bulunduran politikacılar fosil yakıt ve nükleer gücü kontrol eden dev enerji tekellerinin hizmetindeler. Petrol ve gaz için yapılan savaşlara veya enerji devlerinin talep ettiği herhangi bir şeye muazzam paralar akıtıyorlar fakat nedense alternatif enerji kaynaklarının gelişimine yardımcı olmak için 'yeterli' sebep görmüyorlar.
www.evrensel.net