ABD bayrağını sallamayacağım

ABD bayrağını sallamayacağım

Jeff Paterson, ABD ordusunun katliam dolu tarihini anımsatıyor ve "Her defasında 'Bize güvenin, bu kez farklı olacak' dendi ama hiç bir şey fark etmedi" diyor.

ABD bayrağını sallamayacağım30 Ağustos 1990'da, 22 yaşındaki Deniz Kuvvetleri Onbaşısı Jeff Paterson, Hawaii'de Suudi Arabistan'a gitmeye hazırlanan askeri uçağa binmeyi reddediyordu. Jeff, ABD öncülüğünde Irak'a yapılan saldırıda savaşa karşı çıkan ilk görevli askerdi. Jeff'in Körfez Savaşı'nda dövüşmesi için verilen emirlere karşı çıkarak pistte otururken çekilmiş resmi tüm dünya televizyonlarında ve gazetelerde yer aldı. Jeff daha sonra Körfez Savaşı'na karşı olan askerlerin çıkardığı "Anti-WARrior" adlı haber bülteninin editörlüğünü yaptı. Jeff şu anda San Fransisco'da yaşıyor ve "Savaş Karşıtı Vietnam Gazileri - Antiemperyalist" adlı kuruluşun üyesi (www.oz.net/~vvawai).Aşağıdaki yazı, Jeff'in Amerikan askerlerine, asker olmak isteyenlere ve diğer gençlere yaptığı çağrıdır: Ağustos 1990'da ABD Deniz Kuvvetleri'nde onbaşı olarak aktif görev yapıyordum. Körfez Savaşı yaklaşırken Ortadoğu'ya gitmem emredildi. O tarihten 4 yıl önce, yaşamımda yapacak daha iyi bir şey olmadığını düşünerek, California, Salinas'ta asker alma dairesine gidip kendilerine "beni bana en çok ihtiyaç duyulan yere göndermelerini" söylemiştim."Ben hayatta ne yapacağım?" sorusu gençler için her zaman önemli bir soru oldu. 11 Eylül'deki dehşet ve trajedinin ardından milyonlarca genç insan için bu sorunun önemi daha da artmış durumda. O günkü görüntüler hiç kimsenin gözlerinin önünden gitmeyecek. Bir Hollywood filmindeki kadar gerçekdışı olan bu görüntülerle, bir çelişki, Amerikan gerçeğine hiç akla gelmeyen bir biçimde yerleşti. Sekreterlerden ofis çalışanlarına, restoran işçilerinden itfaiyecilere kadar binlerce kişi, dostlarından ve ailelerinden ölümle koparıldı. Şimdi televizyonlarda "İntikam" ve "Bir şey yapmalı!" naraları atılıyor. "Buna izin vermeyiz" demek ve acıyı hafifletmek için kırmızı, beyaz ve mavi renklerden oluşan bayrakların dagalandırılması isteniyor.Deniz Kuvvetleri'nde (daha önce) dört yılım geçmemiş olsaydı, ben de şimdi askerlik dairesinin yolunu tutan gençlerden biri olabilirdim. Bulunduğum birlik, özellikle Nikaragua, El Salvador ve Guatemala'da, anayurtlarında "Amerikan çıkarları"na karşı mücadele etme cesareti gösteren köylülere karşı savaşmak üzere eğitilmişti. Filipinler'de yoksulluğa, Güney Kore'de ABD silahlı kuvvetlerine hizmet sunan ve ABD hükümeti tarafından onaylanan fahişelere ve Okinawa ve Japonya halkına karşı acımasızca uygulanan ırkçılığa tanık oldum. Buralarda parmaklarıyla barış işareti yapan küçücük çocuklara yanıtımız, "Ha ha, al sana iki bomba küçük çirkefler" oluyordu.Dünya çapında milyarlarca insanın Amerika Birleşik Devletleri'nden, özellikle de onun savaş makinesinden, gizli "kontra" savaşlarından ve günde 12 saat ter dökülen üretim yerlerine kapanılıp "Designed in the USA" (ABD'de tasarımlanmıştır) damgalı malların üretildiği, umudun yerini alan ekonomik küreselleşme sisteminin tümünden gerçekten neden böylesine nefret ettiklerini anlamaya başladım. Bu gerçekle yüz yüze geldikten sonra, Amerikalılık'tan çıkma sürecine girdim. Başka bir deyişle, dünya halklarının çıkarları, kendi çıkarlarımdan daha ağır basmaya başladı. ABD Körfez Savaşı'nı başlattığında, dünyanın bir ABD askerine daha gereksinimi olmadığını farkettim. Her ne kadar görünüşleri bana benzemese de, Ortadoğu halklarıyla, bana onları öldürmemi emredenlerle olduğundan daha fazla ortak yanlarım olduğunu gördüm. Tabur Komutanım'ın "Bir aksilik olursa, bu çaput kafalıların kafaları parlayıncaya kadar onları atom bombasına tutarız" yönlü güvencesi hiç de öyle güven verici değildi.Bu durum karşısında, Amerika'nın Ortadoğu'da kâr, petrol ve hakimiyet amacıyla sürdürdüğü güç oyunlarının bir piyonu olmayacağımı kamuoyuna açık bir şekilde belirttim. Direnmeye ve Suudi çöllerine zorla sürüklenecek olursam savaşmayı reddetmeye ant içtim. Birkaç hafta sonra, birçoğuyla yıllardır birlikte yaşadığım yüzlerce deniz askeri yanımdan geçip uçağa binerken, ben pistte oturdum. Körfez Savaşı'na karşı askeri hapishanede savaştım. Daha sonra dünya çapında savaş karşıtı protestocular beni kurtardıktan sonra da savaşa karşı sokaklarda savaştık.Ancak o zamanlar, savaşı durdurmayı başaramadık. 1990'dan beri, esas olarak göklerden yağmaya devam eden ABD bombalarından değil ama on yıldır devam eden ekonomik ambargolardan ötürü 1.5 milyondan fazla Iraklı öldü. Bütün bu zaman zarfında ABD hükümeti, bölgesel stratejik amaçlara ulaşmak için bu Iraklılar'ın ölümüne değdiğini soğuk bir şekilde açıkladı. Bugün de ABD hükümeti, kayıplarımız için bütün dünyanın bizimle birlikte yas tutmasını talep ederken, buna karşılık bu ülkenin neden olduğu acıları unutmamız bekleniyor. ABD savaş makinesi her harekete geçirildiğinde, örneğin Körfez Savaşı hastalığı, Vietnam'daki Agent Orange* ve napalm, Kore'deki sığınmacıların katliamı, 2. Dünya Savaşı'ndan sonra ABD askerlerinin nükleer denemelerde kobay olarak kullanılması, 2. Dünya Savaşı sırasında Amerikalı Japonlar için oluşturulan toplama kampları gibi geçmiş "hatalar" kabul ediliyor. Her defasında "Bize güvenin, bu kez farklı olacak" deniyor ama hiçbir şey farketmiyor.İnsanın bu savaşa karşı çıkması için ille de bir pasifist, bir komünist, bir Quaker** ya da bir hümanist olması gerekmiyor. Yalnızca bir enternasyonalist olmak ve toplu olarak geleceğimizin, bu korkunç olayı savaş tehdidi için bir fırsat olarak kullananlarla değil de insanlığın çoğunluğuyla ortak olduğunu görmek yetiyor. Şu anda üniformalarını giymiş kadınlar ve erkekler: Bir seçim yapmanız gerekiyor. "Üstleriniz" sizden sessiz kalmanızı istiyor. Ancak insanlığın çıkarları sizden çok şey bekliyor. Düşünün. Sesinizi yükseltin.Eğer direnme yolunu seçecek olursanız, size destek olacak yüzbinler var. Bunların çoğu da halihazırda bu savaşa karşı durmak için sokaklara dökülmüş durumdalar. Kendisinden önce gelen babası gibi Küçük Bush da kumda bir çizgi çizdi ve "ya bizimlesiniz ya da teröristlerden yanasınız" dedi. Basit bir deyişle, ABD hükümdarları, "Yeni Dünya Düzenlerini" yerleştirmek için eksik kalmış daha çok iş olduğunu görüyorlar. Bizler yas tutarken, "Normal kurallar artık geçerli değildir" (tercümesi: Şimdi hesaplaşmanın zamanıdır) ve "Elimizde açık çek var, ulusumuz tek vücuttur" (tercümesi: muhalefet, şartlara bağlı olarak, ya göz ardı edilecek ya da bastırılacak) diyorlar. Bugün, dünya halkları ABD'nin elinde bugüne kadar olandan çok daha fazla güvensizlik içinde. Aynı zamanda ABD halkı da ABD'nin elinde güvende değil. Ben kırmızı, beyaz ve mavi bayrağı sallamayacağım. Bunun yerine, gittikçe artan ırkçı saldırılara maruz kalan göçmenlerle ve Amerikalı Araplarla dayanışmamı göstermek üzere yeşil kurdele takacağım. Savaşı durdurun. Savaşmayı reddeden askerleri destekleyin. Gelin yaşamlarımızı, bu durumu değiştirmeye adayalım.
Çeviren: Abdurrahman ÇağırıcıNOTLAR: (*): ABD tarafından askeri amaçlarla geliştirilen, herbisit denen ve bitkilere karşı, esas olarak da tropik bölgelerde kullanılan bir kimyasal madde. Amaç, Vietnamlılar'ın saklanabileceği sık ağaçlık alanları ve bitki örtüsünü imha etmekti. '60'ların başında Vietnam'da denendi ve 1967-68 yıllarında yoğun bir şekilde kullanıldı. İçinde bulunan TCDD adlı bir diyoksinin insanlara da zarar verdiği ve ölümlere yol açtığı biliniyor. İlaç çok sayıda Amerikan askerini de zehirledi.(**): 1650'lerde George Fox adlı biri tarafından oluşturulan Dostlar Derneği adlı Hıristiyan bir mezhebin üyelerine verilen ad. Quaker'lar kutsanmayı, ayinleri ve resmi papazlığı reddederlerdi. Bütün üyelerin konuşabileceği toplantılar yaparlardı.
www.evrensel.net