FBI muradına erdi!

ABD'de 'terör zanlısı' olarak gözaltında tutulan 55 yaşında bir Pakistanlı, hücresinde ölü bulundu. Kimliği açıklanmayan Pakistanlı'nın, hiçbir önemli sağlık sorunu olmadığı belirtiliyor.

Bush halka yalan söylüyorStan GoffEmekli olmadan önce, ABD Özel Kuvvetleri'nde başçavuştum. Bunun yanı sıra askeri bilimler/doktrinler üzerinde çalıştım ve bu alanda öğretmenlik yaptım. Panama'daki Orman Operasyonları Eğitim Merkezi'nde taktik eğitmeniydim, West Point Akademisi'nde ise askeri bilimler öğretmeni. Bu deneyime ve Vietnam'dan Haiti'ye kadar sekiz çatışma bölgesindeki operasyonlara dayanarak, televizyonda ve gazetelerde yer alan haberlerin inanılır olmadığını söylemek istiyorum. 11 Eylül öncesi ve sonrasında doğrulanabilir olgulara şöyle bir baktığımızda bile, ABD hükümetinin bugün yaptıkları ile bir bağlantı kurulamıyor.Kendisini solda gören bir kişi olarak en büyük düş kırıklığım ise, soldaki diğerlerinin, bazen ahlaki açıdan puan almak amacıyla, resmi çizgi tarafından ileri sürülen dayanakları örtülü biçimde de olsa kabul etmeleri oldu. Bu dayanaklardan biri, fiili ABD yönetiminin şu andaki politikasının, 11 Eylül'e bir "yanıt" olduğu. Diğer dayanak ise, Dünya Ticaret Merkezi ve Pentagon'a yönelik saldırıların, Afganistan'da üslenen kişiler tarafından gerçekleştirildiği. Bence ikisi de, hiç mantıklı değil.

Kıt zekâlı adam ve kabinesiABD'nin başkanlığı; Florida eyaletindeki seçimi kaybeden ve ulusal oylarda 600 bin civarında bir fark yiyen, kıt zekâlı bir adam olan George W. Bush'a sunuldu. Bu fiili rejim, ardından, çok ilginç bir kabine oluşturdu. Başkan Yardımcısı, bir petrol yöneticisi ve eski savunma bakanı. Ulusal Güvenlik Danışmanı, Rusya üzerine eğitim almış ve aynı zamanda uluslararası bir petrol tekelinin yönetim kurulunda. Dışişleri Bakanı'nın hiçbir diplomatik deneyimi yok; adam eski genelkurmay başkanı. Diğer ilginç atama ise, Savunma Bakanı Donald Rumsfeld. Searle adlı ilaç şirketinin eski yönetim kurulu başkanı. O ve Cheney, Mayıs 2000'de yapılan Rus-Amerikan İş Liderleri Forumu'nda konuşma yapmışlardı. Yani bu kabinedeki ana akımlar petrol, eski Sovyetler Birliği ve ordu.Baba Bush'un siciline ve Carter döneminden bugüne ABD dış politikasının genel yörüngesine bakarak, temel ilgi alanlarından birinin Ortadoğu ve Güney Asya petrol kaynakları olduğunu söyleyebiliriz sanırım. Daha da ileri giderek, gündemin üst sıralarında, eski Sovyetler Birliği'nin ekonomik olarak sömürgeleştirilmesinin bulunduğunu belirtebiliriz. Aslında bu hedef, petrol meselesiyle güçlü bir bağlantıya sahip. Rusya, kriz içindeki emperyalizmi çağıran devasa, bakir kaynaklara sahip. Aynı zamanda, bölgede bir askeri ve nükleer rakip.Bush'un fiili kabinesinde askeri kökene sahip olan bir değil üç kişi var ve bu da, kabineyi genelkurmaya çeviriyor. Bunlar, 11 Eylül'den çok önce işbaşı yapmıştı.

NATO'nun ilerleyişiBir de NATO meselesi var. 1991'de Doğu Bloku'nun çökmesinin ardından, NATO'nun Soğuk Savaş'ın çöp sepetine atılması beklenirdi. Ama böyle olmadı. İttifak, eski Doğu Bloku devletlerine ve eski SSCB'ye doğru genişledi ve Irak'ın mahvedilmesine büyük katkı sağladı. Irak, dünya petrol piyasasında kilit bir ülkeydi ve onun üzerindeki denetim, petrol fiyatlarını maniple etme gücü tanıyordu.Ardından, Yugoslavya IMF ile işbirliği yapmayı reddetti ve ABD ile Almanya, bu ülkeyi istikrarsızlaştırmak için sistematik bir kampanya başlattılar. NATO; Yugoslavya'nın, itaatkâr devletçiklere bölünmesi, eski SSCB'nin kuşatılması ve Hazar Denizi petrollerinin Kosova yoluyla Batı Avrupa piyasalarına ulaştırılması gündeminin askeri kolu oldu. NATO, uluslararası hukukun garantörü veya insani bir örgüt değil; o, çok baskın bir ortağı olan askeri bir ittifak. Ve artık Avrupalı sosyalistlere karşı bir savunma ittifakı olduğu iddiasında bulunamaz. NATO, askeri saldırganlığın aracıdır.Bu örgüt şimdi, 40. paralelin ötesine, Balkanlar boyunca, eski SSCB'nin parçaları olan Güney Asya Cumhuriyetleri'ne doğru ilerleyecek. ABD ordusu, Özbekistan'da bir üssün denetimini eline aldı bile.Ortadoğu ve Güney Asya petrolü üzerindeki denetimi pekiştirmeyi, diğer yandan eski SSCB'yi kuşatıp sömürgeleştirmeyi hedefleyen faaliyetin seyrini kavradığımızda, bu gündemin Afganistan üzerinden takip edileceğini görürüz.

Bir operasyon üssüAfganistan; İran, Hindistan ve Çin ile, ama daha da önemlisi Özbekistan, Türkmenistan ve Tacikistan ile sınır komşusu. Bunlar da, Kazakistan'a komşu. Kazakistan ise Rusya'ya. Türkmenistan, Bush yönetiminin gözünü diktiği Hazar'ın güneydoğu çeyreği üzerinde oturuyor. Afganistan, iki hedef için önemli. Birincisi; Güney Asya Cumhuriyetleri'ni istikrarsızlaştırma, parçalama ve onlar üzerinde denetim sağlamak için bir operasyon üssü. Bu faaliyetin, 18-24 ay içinde başlayacağını düşünüyorum. İkinci hedef ise; Asya pazarlarına petrol ulaştırmak için Türkmenistan, Afganistan ve Pakistan üzerinden bir boru hattı inşa etmek.Pakistan Dışişleri Bakanı Niyaz Naik'in BBC'ye verdiği bilgiye göre, Amerikalı yetkililer, daha temmuz ortalarında, ekim ayında Afganistan'a saldırmayı planladıklarını söylemişlerdi. 1996'da, Enerji Bakanlığı, Afganistan'dan geçecek bir petrol boru hattının ne kadar faydalı olacağına dair raporlar yayınlıyordu. 1998'de, Unocal şirketi, bu hattın, Hazar Havzası petrolünü Hint Okyanusu'na aktarmak için çok önemli olduğunu ilan etti.

Çok hızlı bir harekât!Afganistan'ın en azından bir bölümünü denetlemeyi hedefleyen bir askeri operasyonun yıllardır masada olduğu düşünüldüğünde, yaşadıklarımızın 11 Eylül öncesi gündemin parçası olduğunu düşünmemek elde değil. Devam eden operasyonların planlaması, aylar sürerdi. Ama operasyon, birkaç haftada başladı. Bunlar beni, 11 Eylül'de gerçekte ne olduğunu sorgulamaya itiyor.

11 Eylül günü Bushİnsanların, saldırıların olduğu gün Bush ve ekibinin yaptıklarını neden sorgulamadıklarını gerçekten merak ediyorum. Takip edelim:Dört uçak kaçırılır ve uçuş rotalarından sapar. Bu sırada sivil havacılık radarlarında görünmektedirler. Hepsi de, yerel saatle, sabah 7.45 ile 8.10 arasında kaçırılmıştır.Olay şimdiden afallatıcıdır. Ama Başkan'a haber verilmez. O, çocukların okumasını dinlemek üzere Florida'da bir ilkokula gitmektedir.8.15 civarında, bir şeylerin çok ters gittiği anlaşılmış olmalıdır. Ama Başkan, öğretmenlere övgüler düzmektedir.8.45'te, American Havayolları Uçuş No:11, Dünya Ticaret Merkezi'ne çarpar. Bush, çocuklarla fotoğraf çektirmektedir. Tarihte ilk kez dört uçak aynı anda kaçırılmış, biri dünyanın en çok bilinen gökdelenine çarpmıştır, ama kimse hâlâ sözde Genelkurmay Başkanı'nı uyarmamıştır. Hava Kuvvetleri'ne haber verilmemiştir.Saat 9.03'te, United Havayolları Uçuş No:175, diğer DTM kulesine çarpar. Saat 9.05'te, George W. Bush'un kulağına birşeyler fısıldanır. Gazetecilere göre Bush'un yüzü "bir an için kararmıştır." Ama ne okul ziyaretini erteler, ne de acil durum toplantısı çağrısı yapar. İkinci sınıfların okuduğu masalı dinlemeye devam eder. O buna devam ederken, American Havayolları Uçuş No:77, Ohio üzerinde beklenmedik bir dönüş yapar ve Washington'a yönelir.Bush, Genelkurmay Başkanı'nı arayıp Hava Kuvvetleri'ni devreye sokmasını istemiş midir? Hayır.Acı dolu bir 25 dakika sonra, nihayet kamuoyuna seslenmeye tenezzül eder ve zaten herkesin öğrendiği şeyi söyler: Kaçırılan bazı uçaklar, Dünya Ticaret Merkezi'ne vurmuştur.Bir diğer uçak başkente doğru ilerlemektedir. Hava Kuvvetleri'ne verilen herhangi bir emir yoktur.9.30'da, Bush konuşurken, Uçuş No:77, hedefi olan Pentagon'dan hâlâ 10 dakika uzaklıktadır.Yönetim, daha sonra, Pentagon'un hedef olduğunu bilemeyeceklerini, uçağın Beyaz Saray'a yöneldiğini düşündüklerini açıklar. Oysa uçak güneye, Beyaz Saray etrafındaki uçuşa yasak bölgeden uzağa çoktan yönelmiştir.Saat 9.35'te, uçak, Pentagon üzerinde 360 derecelik bir dönüş gerçekleştirir; bu arada radardan takip edilmektedir. Pentagon boşaltılmaz. Alexandria ve başkentteki hava üslerinde hâlâ hareketlilik yoktur.

Mükemmel bir manevraŞimdi sıkı durun: İddiaya göre, Cessna ve Piper Cub tipi uyduruk uçakları kullanmayı öğreten Florida'daki bir okulda eğitildiğine inanmamız istenilen bir pilot, aşağıya doğru mükemmel bir spiral gerçekleştirir, hedefi ile arasındaki son 2100 metreyi 2.5 dakikada alır, uçağı öyle alçaltır ki Pentagon civarındaki direklerin tellerine sürtünür ve büyük bir isabetle, binanın kenarına vurur.O okulda böyle uçmanın öğretilemeyeceği fark edildiğinde, uçağı kaçıranların, bir uçuş simülatörü programda eğitimlerini ilerlettikleri söylendi. Bunu söylemek; çocuğunuzu karayolunun en kalabalık saatinde ilk kez trafiğe çıkarmadan önce, ona verdiğiniz tek eğitimin bilgisayarda araba yarıştırmak olduğunu söylemekle aynı şey. Bush'un fiili yönetimi, bu olay sayesinde, bir dizi krizden kurtuluverdi. En azından, gayrımeşruluklarını yenmek için bu saldırının üzerine atladıklarını, ilerleyen ekonomik durgunluğun suçunu 11 Eylül'e attıklarını, çoktan hazır olan dış politika gündemlerini meşrulaştırmaya çalıştıklarını, içeride ise baskıcı önlemlerle muhalefeti susturmak istediklerini söyleyebiliriz.

Modern McCarthycilikAslında, içeride baskı, resmi ve gayrıresmi yollarla, çoktan başladı. Bir tür modern McCarthycilik yaşıyoruz. 17 Eylül'de, Kuzey Carolina'da bir panele katılmıştım. Paneldeki tek bir kişi bile saldırıları gerekçelendirmedi, herkes kurbanlar için en iyi dileklerini iletti. Ama iki gün içinde, "Amerika'nın düşmanı" ilan ediliverdik. Yerel bir gazetenin yazarı, benim "sınırdışı edilmemi" talep etti. Şimdi de Adalet Bakanı Herr Ashcroft, Oklahoma City bombalamasından bu yana yurttaş haklarına yönelik en büyük saldırıyı yürütüyor. FBI'ın terörist grup tanımı, kişilerin inançlarına göre belirleniyor. Bazı sosyalist ve küreselleşme karşıtı gruplar, suç işlediklerine dair tek bir kanıt kırıntısı olmamasına rağmen, şimdiden açıkça terörist ilan edildi.Eğer 11 Eylül'e dair resmi hikâye bir yalansa -ki bunu söylemek gayet mantıklı- gerçekten neler olduğunu bilmemiz gerekiyor. Bu yönetimin hedefinin ne olduğunu da, anlamalıyız. Ama asıl ihtiyaç, durumumuzu belirleyen toplumsal güçlerin nereye yöneldiklerini görmek. Gösterdikleri tepki 11 Eylül'e değil, dünya petrol üretimindeki kalıcı ve ölümcül düşüşün başlangıcına, derin ve uzun süreli bir ekonomik durgunluğa, emperyalizmin çözülüşüne karşıdır.Bu da bizi, Amerikalıların haklı olarak kaygı duydukları güvenlik sorununa getiriyor. Bush yönetiminin yapmayı planladıkları, güvenliğimizi artırmayacak, aksine azaltacaktır. Dünyadaki birçok gruba yönelik askeri harekât, birçok sırtı duvara yaslar. Hiç de güvenli değil!

Önümüzdeki tercihAyrıca, ülke içindeki gündem, hükümeti veya onu finanse eden tekelleri eleştiren herkesin güvenliği için ciddi bir tehdit oluşturuyor. Bir diğer tehlike de, iç kriz derinleştikçe günah keçisi yapılabilecek olan topluluklara yönelik. Bu ülkede ciddi bir faşizm tehlikesi bulunuyor ve faşizm, iç düşmanlara ihtiyaç duyar. Tarihsel olarak bu düşmanlar solcular, sendikacılar ve ırksal/ulusal nedenlerle baskı altına alınan kesimler oldu. Yetkililer Müslüman düşmanlığını önlemek için belli belirsiz adımlar attı, ama medya klişe imgelerle dolu. Hükümet, şimdiden, ırk ayrımcılığını açıktan uygulamaya hazırlanıyor.Bütün bu nedenlerden ötürü bu yönetimin hiçbir şeyini kabul edemeyiz; ne politikalarını, ne de saçma hikâyelerini. Yaptıkları şey çok tehlikeli ve iktidarlarını, gündemlerini pekiştirmeden önce onlarla açıktan mücadele etmek gerek. Bu zaman, şimdidir. İleride işimiz çok daha zorlaşacaktır.Rosa Lüksemburg'un sözleri, her zamankinden daha geçerli. Önümüzdeki tercih sosyalizm ve kapitalizm arasında değil, sosyalizm ve barbarlık arasında. Böyle bir durumda inkârcılık ve korkaklığa katlanamayız.

(Antiwar.com'dan kısaltılarak çevrilmiştir)
www.evrensel.net