Onlar zaten benden ki

Çingenelere duyduğu özlem çocukluk yıllarına dayanıyor. Bu merak 'dışarıda bırakılmış bu insanları' içerden, onlarla birlikte yaşayarak görüntülemeye itmiş onu.

Onlar zaten benden kiKoray Karaermiş"Her sabah işyerine gittiğim de görüyordum çadırları. Onlar bana çocukluğumdaki çadırları hatırlatıyordu. Bir gün onları ziyaret etmeye karar verdim ve gittim..." İşte herşey böyle başladı. O da sürgün edilmiş bir kamu emekçisi şimdi çalıştığı yerde. Onların yaşam tarzı hep merak uyandırmış onda; "Ben Tunceliliyim. Çocukluğum köyde geçti. Bizim oradaki çingeneler göçebeydi. Yaz dönemlerinde oraya gelir, hayvanlarını otlatır, kalaycılık yapar. geldiklerinde de köyün dışında bir yerde toplanırlar, onların müziklerini dinlerdiniz, belki o merak dolayısıyla. Sonuçta özlemle baktığım insanlar olmalarından kaynaklı böyle birşeye yöneldim " Onlara duyduğu özlemi anlatmakta güçlük çekiyor. Kendinden bir şeyler buluyor sanki onlarda; "Yani özlem dediğim, aslında onu tanımlamak biraz güç; belki ezilmişliklerinden kaynaklı, sürekli horlanmalarından kaynaklı, dışında bırakılmalarından kaynaklı." Gerçekten de bu topraklarda yaşamalarına rağmen hep dışlanmış, küçümsenmiş, adları küfürle anılmış çingenelerin. Bu çalışma onlar hakkındaki tüm bu yargılara bir karşı çıkış aslında. O bunu şöyle ifade ediyor; " Bunun böyle olmadığını, insanların onlara biraz daha duyarlı olması gerektiğini düşünerek görüntülemeye çalıştım. Tek düze değiller, çok ciddi sosyo ekonomik sorunlar yaşamalarına rağmen yaşama çok güzel bakıyorlar, herşeye rağmen mutlu olmasını bir şekilde biliyorlar " Onların çözümsüzlüklerinin örgütsüzlükten kaynaklandığını da görmüş.Çekim süreci yaklaşık dört ay sürmüş. Sadece işyerinin yakınındaki çadırlara değil, Esenyurt, Kocasinan, Haramidere gibi çok değişik yerlere gitmiş. Çekimlerin hepsi öyle kolay olmamış. "Karabayır denilen bir bölgeye gittim. Orada barakalarda yaşayan çingeneleri görüntüleyecektim. makinem kırılıyordu, dayak yiyordum" Herşeye rağmen çekimleri tek başına yapmayı başarmış. Küçük bir Minolta makineyle.'Dışardan çekilmiş değil' - Nasıl yaklaşıyordun onlara?diye soruyoruz;- Merhaba- Merhaba - Biraz sohbet edebilir miyiz? - Tabii ki "Onların sıcaklığı dolayısıyla ilk anda iletişim kurduktan sonra, sohbet başlıyor " diyor. Yani onlarla birlikte olmaya çalışmak bütün mesele; "Onlar üzerine bir çalışma yaptığımı ifade ediyordum, onların günlük yaşantılarına ilişkin, onların diliyle onları anlatmaya çalıştığımı söyleyerek diyalog kurdum"Çingeneler zaten yaşamın içinde olan insanlar, bir sürü sorunla boğuşuyorlar. Bir şekilde bir yerlerinden yakalamak kaçınılmaz; "Örneğin çadırlarla ilgili çekime gittiğim zaman, çok yağmurlu bir gün, her yeri sel götürüyor. Oraya gittiğim zaman onların kaldığı yeri de sel basmış. O kadar alışmışlar ki... O hali görüntülemeye çalıştım. insanlar bir çadırın içinde toplanmış ısınmaya çalışıyor. sohbet ediyorlar " Tüm bu çekimler boyunca çok güzel dostluklar kurmuş onlarla. Çadırda onlarla birlikte üşümüş, çaylarını yudumlamış, dertlerine ortak olmuş. Çingene düğünün de içini kaynatan müziğe bırakmış kendini. Onun için; "Dışında çekilmiş kareler değil, ya da uzaktan çekilmiş. İçine girerek, bire bir o insanlarla ilişkileri kurarak çektim "

KESK'i çekerek başladı Hatice Özçelik Maliye'de memur. Ama o kendisine 'kamu çalışanı' demeyi daha uygun buluyor. Onu fotoğraf çekmeye iten de, kamu emekçilerinin sendikal mücadelesi; " 89 baharında kamu çalışanları hareketinin başlaması, sonra gelişme sürecinde, ilk fotoğraf çekimim onlarla başladı. Biraz belgelemek maksadıyla. Sonra devam etti " KESK Genel Merkez organında yer almış. O dönem görevi basın yayın sekreterliğiymiş. "Herşeyi çekiyordum. Eylemlere ilişkin ciddi çalışmalarım oldu " Ama o zaman çektiği fotoğrafları değerlendirememiş. Biraz da amatörlükten olsa gerek, fotoğraflar elden ele dolaşmış, sendikalara verilmiş, bir yerlerde kalmış sonuçta. Sonra birşeyi farketmiş; "Çekiyorsam bir şeyleri de toparlayabilmeliyim. Birarada tutabilmeliyim. Bu anlamda derli toplu ortaya çıkan ilk çalışmam oldu" diyor 'Çingenelerim' adlı saydam gösterisi için. Altıncı İstanbul Saydam Günlerine bir arkadaşının ısrarıyla katılmış. Beyoğlu İFSAK ( İstanbul Fotoğraf ve Sinema Amatörleri Derneği) salonunda gerçekleştirdiği dia gösterisi boyunca oldukça heyecanlı olan Özçelik, "Çok istediler ama, falıma baktırmadım" diyor son olarak.
www.evrensel.net