Taliban'dan değil

   bombalardan kaçıyorlar

Taliban'dan değil bombalardan kaçıyorlarRobert FiskMolla Muhammed Ömer'in 10 yaşındaki oğlu öldü. Kandahar'dan kaçan Afgan mültecilerin anlattığına göre çocuk, hemen babası, Taliban lideri "İmanın Emiri" tarafından şehrin harabeye dönmüş hastanelerinden birine götürülmüş fakat Ömer'in arabası içinde seyahat halindeyken ABD uçağı tarafından vurulan çocuğun yaraları daha fazla yaşamasına izin vermemiş. Pişmanlık yok, tabii ki! 1985 yılına dönüp bakacak olursak, Libya'yı bombalayan bir ABD uçağı, Albay Muammer Kaddafi'nin evlat edinmiş olduğu 6 yaşındaki kızı da öldürmüştü. Pişmanlık yoktu, tabii ki! 1992'de, Amerikan yapımı bir apaçi helikopterindeki İsrail pilotu, Amerikan yapımı füzeyi, Lübnan'daki Hizbullah gerillasının başı Said Abbas Mussavi'nin arabasına attığında, Mussavi'nin 10 yaşındaki çocuğunu da öldürmüştü. Pişmanlık yoktu, tabii ki!Bu çocukların ölümü hak edip etmedikleri konusunda suçlanacak olanın ise -bizim gözümüzde- babaları olduğuna emin olun. Su testisi su yolunda kırılır -bu, çocuklar için de geçerli. 1991'de, Independent gazetesi, Körfez Savaşı'ndaki askeri hedeflerin, içinde Saddam Hüseyin'in ailesinden birilerinin -ya da dalkavukların ailelerinin- saklandığına inanılan "güvenli" sığınakları da içerdiğini herkese duyurmuştu. Böylece Amerikalılar'ın nasıl olup da Bağdat, Amerika'daki hava saldırısı sığınağında saklanan 300'den fazla insanı katledebildiğini anlamıştık. Saddam'ın çocukları değildi ölenler, sadece sivillerdi. Rezalet! Aynı politikanın bugün de -Başkan George W. Bush CIA'ya, Usame Bin Ladin'i öldürmesi için 'izin' vermişken- uygulanıp uygulanmayacağını merak ediyorum. Ölü sayısı tırmanmaya başladı. Enkaz altında kalan sivillere, Amerikan bombaları tarafından parçalara ayrılan çocuklara dair korkunç hikâyeler yağmaya başladı Kandahar'dan. Taliban ise -bu noktada Amerikalılar rahat bir nefes almış olmalılar- Batılı gazetecilerin bu haberleri doğrulamak için ülkeye girmesine izin vermedi. Hâl böyle olunca, birkaç televizyon ekibi bir hafta önce, Celalabad'ın dışındaki harabeye dönmüş Kuram köyünde 18 yeni mezar bulduklarında, ABD Savunma Bakanı Donald Rumsfeld, alaylı bir biçimde bu ölümleri "saçma" diye nitelendirebildi. Fakat bu durumun uzun süreceğini zannetmiyorum. 'Sonsuz adalet' ve 'ebedi özgürlük' adına yaptığımız tüm savaşlarımızın ortak bir markası var: Hava gücümüzün üstünlüğüne dair askeri zırvalıklar, "kumanda ve kontrol merkezlerinin" gizliliği, radar yeteneğimiz. Ancak her birinin utanç verici ve halka açıklanmayan küçük bir kusuru oluyor. 1999'da NATO, Kosovalı Arnavut mültecilerin evlerine dönmelerini sağlayabilmek için müdahalede bulunduğu iddiasındaydı -savaş başladığında mültecilerin çoğu halen evlerinde oldukları halde. Sırbistan'a düzenlediğimiz bombardıman tamamen el koymalara yönelmişti. "Etnik temizlikten" ötürü yüklenecek suçun büyüğü Slobodan Miloseviç'e aitse de, yaşanan acılardan dolayı ağır bir sorumluluk duyuyorduk; zira Sırplar, NATO savaş başlatacak olursa neler yapacaklarını bize açıklamıştı. Fakat NATO'nun kaçış maddesi bu sefer işlemeyecek. Afgan mülteciler, binler halinde sınırlara ilerlerken, kaçtıkları şeyin Taliban değil, bizim bombalarımız ve füzelerimiz olduğu apaçık ortada. Taliban kendi Peştun nüfusuna etnik temizlik uygulamıyor. Mülteciler, bombalarımız şehirlerine düştüğünde yaşadıkları korkuyu ve terörü canlı biçimde anlatıyorlar. Bu insanlar bizim "teröre karşı savaşımızdan" ürküp kaçan kurbanlar, üstelik 11 Eylül'de Dünya Ticaret Merkezi'nde katledilen insanlar kadar masumlar. Öyleyse nerede duracağız?Bu önemli bir soru çünkü, kış fırtınaları Afganistan dağlarındaki geçitlere ulaştı mı, hiçbir doktorun veya propaganda uzmanının dindiremeyeceği bir trajedi başlayacak demektir. Binlerce insanın ölmek üzere olduğunu ya da açlıktan ve soğuktan ölenlerin Taliban'ın inadının veya Taliban'ın "terörizme" verdiği desteğin veya Taliban'ın insani yardımları çalma eğiliminin kurbanı olduğunu söyleyeceğiz. İsrail'in, Filistinliler'den birinin işgalcilere fırlattığı her taşta, artık yalama olan bir biçimde "terör" kelimesini kullanmasından sonra bu kelimeyi kullanmaktan imtina eden biri olarak, "terörizm" kelimesini ırkçı olmasının yanı sıra giderek daha da yalancı buluyorum. "Teröre karşı savaş" ibaresinin BBC ve CNN'deki benzer kullanımına rağmen, bu savaş elbette ki bu amaca yönelmiyor. Tamil Kaplanları intihar bombacılarına veya ETA'ya veya Gerçek IRA suikastçilerine veya Kürt KDP gerillalarına saldırmayı düşünmüyoruz. Gerçek şu ki, ABD Latin Amerika'daki teröristleri desteklemek için epey zaman ayırıyor, ancak bu tabii ki Afganistan'ı bombaladığımız şu günlerde anılacak bir şey değil. Daha önce de söylediğim gibi bu, Amerika'nın düşmanlarına yönelmiş bir savaştır. 11 Eylül'de New York ve Washington'da insanlığa karşı işlenen suçlara misilleme yapıyoruz. Fakat bu saldırıların sorumlularının yargılanması için mahkeme kurmak için hiçbir hazırlık yapmıyoruz. 6 bin gibi bir sayı, geride bıraktığı acılar düşünülünce dehşet veriyor. Peki ama bizim sorumlu olduğumuz ölümlerin sayısı da aynı düzeye ulaştığında ne olacak? Pakistan sınırındaki mülteciler bombalarımızın Afganistan'da onlarca ve belki de yüzlerce insanın ölümüne yol açtığını söylüyor. BM görevlileri, bombalarımızla hayatını kaybeden aç ve yoksullara dair detay vermeye başladığında, sayının 6 bine ulaşması için fazla beklememiz gerekmeyecek. Bu yeterli olacak mı? 12 bin ölü Afgan, ne Taliban'la ne de Usame Bin Ladin'le hiçbir ilişkileri bulunmamasına karşın, bizi tatmin edecek mi? 24 bin mi yoksa? Bu hileli "teröre karşı savaş"taki amacımızı biliyorsak bile, herhangi bir orantı kurabiliyor muyuz?Şurası muhakkak ki, meydana gelecek trajedilerden Taliban'ı sorumlu tutacağız. Tıpkı, Afganistan'da yapılan uyuşturucu ithalatından onu sorumlu tuttuğumuz gibi. Tony Blair, Taliban uyuşturucu zincirinin ilk halkalarından biriydi. Buna inanmak için tek yapmamız gereken, BM Uyuşturucu Kontrolü Programı'nın, Taliban kontrolündeki bölgelerde Molla Ömer'in getirdiği yasaklama sonucu Afganistan'daki afyon üretiminin yüzde 94 oranında azaldığına ilişkin geçen hafta yaptığı açıklamayı unutmak. Zira Afganistan'daki afyon üretiminin çok büyük bir kısmı -evet, doğru tahmin ettiniz- dostumuz Kuzey İttifakı'ndan sağlanıyor. Bu savaş, Bush'un belirttiği üzere, "diğerlerine benzemeyecek", ama onun düşündüğü biçimden biraz farklı olarak. Sonunda ne adalete ulaşılacak, ne de özgürlüğe. 11 Eylül'deki insanlığa karşı işlenen suçu sollayarak, ölü sayısı tavana vuracak. Bunu önlemeye dair bir planımız var mı? "Teröre karşı savaş" yalanını, kıtlığa, açlığa ve ölümlere karşı bir savaşa döndürebilir miyiz; bu Usame Bin Ladin'le hesaplaşmamızı erteleyecek olsa bile?

(The Independent)
www.evrensel.net