Tavizin faturası ağır oldu

Tavizin faturası ağır oldu

"Ekonomik krizi badiresiz atlatalım, işimizden gücümüzden olmayalım" diye düşünen Pirelli Lastik Fabrikası işçileri, verdikleri tavizlerin faturasını işsiz kalarak ödediler.

Tavizin faturası ağır olduŞengül KaradağPatron verdiği sözü ikinci kez tutmamıştı. Oysa onlar "fabrikanın bacasının tütmesi için" ne gerekiyorsa yapmışlardı. Sendika da böyle istemişti. Şimdi ise bir çırpıda kapının önüne konmuşlardı. İki gündür fabrikalarını terk etmiyorlardı. Direnmezlerse eğen işten atmaların ardının geleceğini biliyorlardı. Bir vardiya dışarıda, diğeri içeride bekliyordu. Birleşemiyorlardı; çünkü patron demir kapıyı kaynakla kapattırmıştı. Jandarma kapıya dayanmıştı. İşten atılan işçilerden biri "Arkadaşlar" dedi, "Bizi desteklemeyecekseniz, bu yola çıkmayalım. Efendi efendi gidelim buradan, ezdirmeyelim kendimizi." İşçiler bir ağızdan "Sizi salmayız" dediler. Sendika başkanı da içerdeydi. Sonra ne olduysa, birisi "Yapacak bir şey yok" dedi, geri çekildi. Jandarma kaynak yapılmış kapıyı açtı. Atılan işçiler 'zor'la kapı önüne kondu. Direniş bitti.

Sendikaya öfke DİSK'e bağlı Lastik-İş Sendikası'nın örgütlü olduğu Türk Pirelli fabrikasında çalışan 42 işçi, 10 Ekim'de işten atıldı. Ne verilen tavizler, ne yapılan fedakârlıklar, ne de protokoller yetmedi, işten atılmalarını önlemeye. Kendi güçlerine değil de patronun verdiği söze güvenmekle hata ettiklerini anlayan lastik işçileri, sendikaları Lastik-İş'e öfkeli. Son iki sözleşme dönemini kötü bir şekilde geçiren Pirelli işçileri, şu anda dolar bazında 1100-1200 dolar olması gereken ücretlerinin 450 dolara gerilediğini belirterek, geçen yıl yasaklanan grevlerinin hatırlatıyorlar. "Bakanlar Kurulu Cumhurbaşkanı'nın da imzasıyla 'ulusal güvenlik' gerekçesiyle grevimizi yasakladı. Sanki biz bomba üreten, silah üreten bir fabrikayız. İşçimiz büyük tepkiliydi. İşyerlerinde birtakım yaptırımlar uygulayabilirdik; pasif kaldık. Sendika bizim elimizi ayağımızı bağladı, yönlendiremedi. Hiçbir şey yapılmadı" diyen bir işçi, her türlü fedakârlığı yaptıklarını, örneğin 70 kişilik bir bölümün taşerona verilmesine sırf işten atmalar olmasın diye karşı çıkmadıklarını anlatıyor.

Masaüstü sendikacılık Arkadaşlarının "Ankaralı" diye çağırdığı bu işçi, 10 yıldır çalıştığı fabrikada doktorun verdiği 3 günlük istirahat dışında devamsızlığı olmadığını belirterek, atılanların işveren ve sendika tarafından ortak olarak seçildiklerine inandığını söylüyor. Pirelli'de bir korku dönemi yaşandığını söyleyen 'Ankaralı', önceleri sadece fabrika müdüründen korkan işçilerin şimdi sendika yöneticilerinden de korktuklarını belirterek, "Böyle bir işçilik olabilir mi?" diye soruyor.Pirelli'de kriz olmadığını belirten işçilerden Ertan Özkeskin de "42 kişi atılıyor, arkamızdan full mesai başlıyor. Bu nasıl ekonomik kriz? Burada sendikanın oyunu var, masaüstü sendikacılık var, genel merkezimin verdiği listeye göre işçi atıldı" diyor. Özkeskin amacın hem işçiye gözdağı vermek, hem de sendikaya muhalefetin önünü kesmek olduğunu belirtiyor. Atılan işçilerin 7'sinin emekli olduğunu, 18'inin önceden uyarıldığını, geriye kalan 17 kişinin ise hiçbir uyarı almadığını anlatan Mert Erdönmez adlı işçi ise "Uyarı da neye göre; çalışmıyor, randıman alamıyorum, verimsiz, içkili geliyor, yarı deli gibi açıklamalar yapıyorlar" diyerek patronun keyfi tutumuna dikkat çekiyor.

8500 dolar Pirelli'de 2000 yılı sözleşmesine göre yıllık işçilik maliyetinin 25 bin dolar olması gerekiyor. Bu rakama, ücret, ikramiye, yemek, yani her şey dahil. Ardından ekonomik kriz patlayınca patron, "istihdamın korunabilmesi ve rekabet açısından" işçilik maliyetlerinin düşürülmesini istiyor. "Ben bu parayı ödeyemem, bölüm kapatacağım ya da adam çıkartmam lazım" diyor. Yapılan protokolle işçilik maliyetleri 16.500 dolar civarına indiriliyor. "Neden? İşçi atılmasın, kimsenin burnu kanamasın diye... Madem atıyorsun o zaman benim 8500 dolarımı ver" diyen işçiler, önce imzaladığı sözleşmeye sonra da protokole sahip çıkmayan sendikanın da kendilerine borçlu olduğunu söylüyor. Kocaeli Sendikalar Birliği'nin Pirelli işçilerine destek kararı aldığı günün ertesinde Lastik-İş'in eylemi bitirdiğine dikkat çeken Fehmi Sarı, "Sendikamız Pirelli işvereniyle anlaştık, eyleme gelmenize gerek yok, diyor. Nasıl anlaştınız, geri mi aldılar, ne oldu? Sadece iki aylık para yatırıldı diye eylemi bitirdiler" diye anlatıyor. O da zaten sözleşmeye göre yasal olarak işçilere ödenmesi gereken para.

Çözüm ellerimizdeİşyerinin kendi deyimiyle 'sivri dilli' işçilerinden Ahmet Baldiş, "8500 doları alınca sorun çözülecek mi?" diye soruyor arkadaşlarına. Hep böyle düşündükleri için bu hale geldiklerini ifade eden Baldiş, "Bütün ayrımları bir kenara bırakarak, ayağa kalkıp, IMF'nin Türkiye'deki her türlü oyununa dur demedikçe bu sorunlar çözülemez" diyor. "Herkes otobüste, evde, kahvede konuşuyor, eleştiriyor; sokağa çıkan yok. Bizim tek derdimiz bu, bunu başaramadığımız sürece daha çok konuşuruz, tartışırız, atılırız. Gider, geliriz. Çözüm kendimizde" diyen Baldiş, artık "Bana dokunmayan yılan bin yaşasın" demek yerine "Yahu bu daralma niye hep bu millete" diye sormak gerektiğini belirtiyor. Kocaeli ve Adapazarı bölgesindeki patronların bir yıl önce bir araya gelerek, önümüzdeki üç yılın planını yaptıklarını söyleyen İlker Arıkan da "Adapazarı Toprak ilaç ve seramik fabrikalarında, Gölcük Tersanesi'nde, Hundai'da, Pirelli'de üst üste işçi atılması tesadüf değil. Bu güç meselesi" diyerek işçilerin güçlerinin kullanamadığını dile getiriyor. "İşçiler tepkisini gösteriyor ama sendikalar sermayenin oldu" diye söze giren 'Ankaralı', sendikaya gerekli desteği verdiklerini belirterek, "Şimdi sormak lazım" diyor, "Neden arkanızda bu destek varken bir şey yapmadınız?"

Ateş her yeri yakıyor İşten atılan işçiler olarak DİSK ve KESK'in işsizlik, yoksulluk ve yolsuzluğa karşı Ankara yürüyüşüne katılmayı öneriyor Ahmet Baldiş, ya da "İşsizliğe karşı el ele" adı altında bir kampanya başlatılabileceğini belirtiyor. İlker Arıkan ise sendikal bürokrasi ve sermayenin sendikalar üzerindeki baskısına yönelik bir bildiriyi bütün fabrikalara dağıtmayı düşündüklerini söyleyerek, "İlişki kurulabilirse diğer işyerlerinden atılanlarla bir fabrikanın önünde basın açıklaması yapılabilir" diyor. Pirelli'deki oyunun kriz ve savaş bahanesiyle Lassa'da, Brisa'da, Goodyear'da oynananacağını belirten İlker, diğer işçilerle bağ kurulması gerektiğini söyleyerek devam ediyor. "Burada bir yangın vardı, ya sönecekti ya da her yeri saracaktı. Ama ateş düştüğü yeri yakıyor" diyen İlker, harekete geçme çağrısı yapıyor.
www.evrensel.net