Beyaz yakalı teröristler

ABD Kongresi, çizmeyi aşıp kara para aklama faaliyetlerini 'gerçekten' kısıtlamak isteyince, en büyük mali tekellerin gazabını üzerine çekti.

Beyaz yakalı teröristler11 Eylül saldırılarının ardından, ABD yönetimi, Pentagon deyimiyle "haydut devletler" üzerinde terör estirmeye başladı. Ancak bu "farklı bir savaş"tı ve önemli bir ayağının da, "terör destekçisi" olarak adlandırılan Ortadoğu kökenli sermaye ve onun piyasalardaki hareketinin sıkı bir biçimde denetlenmesi olduğu ortaya çıkacaktı. ABD Kongresi, kısa bir süre içinde, uluslararası piyasalara bir çeki düzen vermek için harekete geçti.Kongre gündemine gelen yasa tasarısının asıl hedefi, elbette, asalak sermayenin bir orayı, bir burayı vurup kısa sürede başdöndürücü kârlar elde etmesini önlemek değil. Ne de olsa, "serbest piyasanın görünmez eli" tarafından oluşturulan bu çarktan en çok ABD sermayesi faydalanıyor. Amerikan yönetiminin istediği de zaten, "terörü" gerekçe göstererek, Amerikan sermayesinin pastadaki payını daha da artırmak ve ABD-dışı sermaye gruplarının aleyhine bir haksız rekabet durumu yaratmak.

Tanıdık bir isimAncak alınmak istenen kimi önlemler, hiç umulmadık çevrelerinin "ekmeği" ile oynuyor. Özellikle, kara para aklamaya karşı çıkarılmak istenen bazı maddeler, küreselleşmenin bir cilvesi olarak, Amerikan mali sermayesini de rahatsız ediyor. Kongre'den geçmesi istenen yasada "ufak" değişiklikler yapılması için vargücüyle çalışan bu sermaye gruplarının başında, tanıdık bir isim var: Citibank.Usame Bin Ladin'den tutun da, ABD tarafından yaratılan diğer "canavarlara" dek, terörist grup ve uluslararası mafya çetelerinin elindeki gelirin, bankalar olmadan aklanamayacağı biliniyor. Belli bir komisyon karşılığında yasadışı yollardan elde edilen geliri aklayan bu bankalar, ABD ve İngiltere'de yoğunlaşmış durumda. Her yıl aklanarak sisteme dönen paranın miktarı öyle büyük ki, kara para, sanayileşmiş ekonomilerin dayanak noktalarından biri haline gelmiş durumda.

Sarıklı değiller!Uyuşturucu geliri üzerine yoğunlaşan internet sitesi NarcoNews'ten Al Giordano, bu bankaları "beyaz yakalı teröristler" olarak adlandırıyor: "Küresel örgütlü suçun kralları, sarıklı falan değil; onlar takım elbiseli, kravatlı adamlar. Siyasi etkileri var. Büyük lobi firmalarını kiralıyorlar. Milletvekilleri üzerinde baskı kuruyor ve dünya çapındaki çürümüş rejimlerin, suç imparatorlukların parasını aklamak için oluşturdukları 'özel bankacılık', 'muhabir bankalar' ve 'kıyı-paravan bankalar' sisteminin devamını sağlıyorlar." (Terör Bankacılığı, NarcoNews)Citibank'ın da bağlı olduğu ABD'li Citigroup, dünyanın en büyük mali kuruluşu. Latin Amerika ve diğer bölgelerde kara para aklama faaliyetinin büyük bölümünün, bu bankanın bir şubesinde sona erdiği söyleniyor.

Sicilleri kabarıkWashington Post gazetesine göre Citigroup, ABD Kongresi'nde görüşülen "antiterör/kara para" yasa tasarısını değiştirmek için lobi yapmakta. Mali sermayenin çürümüşlüğüne iyi bir örnek oluşturan Citigroup'un Meksika, Peru ve Arjantin gisi ülkelerde diktatörlükler ve dev suç çeteleri ile yaptığı işbirliği, birçok kez belgelenmişti. Grubun yönetim kurulu başkanlığını yapan isim, oldukça tanıdık: Eski ABD Hazine Bakanı Robert Rubin. Bakanlığı döneminde, Meksika Ulusal Bankası'nın Citigroup'un eline geçmesinde büyük katkıları olmuştu. Grubun Kongre nezdindeki lobi çalışmalarında, yine Rubin'in parmağı var. Washington Post'un ilgili haberinde, "Citigroup ve JP Morgan Chase gibi ülkenin en büyük bankalarının, görüşülen kara para yasasının kilit önemdeki maddelerini değiştirmek için lobi yaptığı" belirtiliyor. Söz konusu maddeler arasında, bankaların "en zengin müşterileri adına gerçekleştirdikleri işlemleri aktif olarak gözlemleme zorunluluğu" da bulunuyor. Bu tanım, "özel bankacılık" müşterileri ile "muhabir banka" hizmetlerini kapsıyor.Citigroup ve diğerlerinin istediği, Hazine Bakanlığı'nın, belli faaliyetlerden "ABD bankalarını muaf tutma" yetkisine sahip olması. Yani ABD bankaları, "zayıf kara para aklama yasalarına" sahip ülkelerin bankalarıyla (muhabir bankalar) yaptıkları işlemlerde denetim yapmama hakkına sahip olacak.Citigroup şeflerinden Rick Small, ayrıca, hiçbir yerde şubeye sahip olmayan, hiçbir kurumsal banka ile bağlantısı bulunmayan "kıyı bankaları ve paravan bankalar" ile iş yapılmasını yasaklayan maddenin de yumuşatılmasını talep ediyor. Ne ilginçtir ki aynı Rick Small, bir süre öncesine kadar, ABD Federal Rezervi'nin en önemli "kara parayla mücadele uzmanı" sayılıyordu!

Sermayenin motor gücüAynı alanda bir diğer uzman olan, ama gerçekleri söylediği için pek rağbet görmeyen Catherine Austin Fitts, bir yıl önce, kara para aklamanın sonunun "felaket" olacağını söylüyordu. Eski bir şirket yöneticisi olan Fitts, sistemin nasıl işlediğini "Kara para, motor güçtür" diyerek açıklıyor ve devam ediyordu: "Şirketler kurmak için düşük maliyetli bir sermaye kaynağıdır. Hükümetin kara para aklamanın önüne geçmek için yaptıkları ise, Normandiya'ya su tabancasıyla çıkmaktan farksız değildir." Gerçekten de ABD emperyalizmi, Citigroup'un en iyi olduğu alanlar olan özel bankacılık, muhabir bankacılığı ve kıyı/paravan bankalarla ilişkiler gibi faaliyetlerde, aslında tam bir tekel kurmuş durumda. Bu sistem sayesinde uluslararası uyuşturucu gelirinin kaymağı, Amerikan bankalarına kalıyor. Aynı ABD'nin, "uyuşturucuyla mücadele" gerekçesiyle Kolombiya dağları ve ovalarını kontra çeteleriyle doldurduğunu, yoksul köylüler üzerinde terör estirdiğini hatırlatmalı...Görüldüğü gibi, Bush'un "terörle mücadelesi", bu alanda da tam bir ikiyüzlülükten ibaret. Amerikan Başkanı, "küreselleşmenin nimetlerinden biz de faydalanalım" diyen irili ufaklı yabancı sermaye gruplarını sistemden dışlarken, kendi "beyaz yakalı teröristleri" elini kolunu sallayarak geziyor.

Anti-terör uzmanı RubinCitigroup şefi Robert Rubin, 11 Eylül'ün ardından "anti-terör uzmanı" kesiliverdi. Financial Times gazetesine bir "özel makale" (İngiliz Başbakanı'nın Hürriyet'e yazdığı türden) döşenerek, "terör fonlarına aman verilmemesini" istiyordu! Rubin'in yazısı "Terörizmle küresel mücadele, terörist örgütlere fon akışını durdurmak için sürekli ve koordineli bir yaklaşımı mutlaka içermelidir" diye başlıyor. Söyleyene değil, söyletene bakmalı! Yazının devamında, hem kendisinin de bir parçası olduğu Clinton yönetimi övülerek Hazine Bakanlığı'nın karıştığı karanlık faaliyetler örtülmek isteniyor, hem de Bush yönetimi pohpohlanarak, lobi faaliyeti için zemin hazırlanıyor. ABD hükümetinin, "kara para aklamanın etkili bir düşmanı" olmaya devam ettiğini ileri süren Rubin, suçu, tıpkı Bush yönetimi gibi "dışarıya" atıyor: "ABD, başarılı olmak için; kara para aklama veya terörizm desteğiyle alakalı fonları saptamalı, izlemeli ve kesmelidir. Bunun için de, uluslararası toplumun tam işbirliği şarttır. Birçok ülke, istenmeyen mali akışları önlemek için gereken yasalara, zorlayıcı mekanizmalara ve siyasi iradeye sahip değil. Bu zayıflıklarla ilgilenmenin zamanı gelmiştir."

Kuzu kurda emanetRubin, aynı yazıda, "mücadele"nin yürütülmesi için kuzuyu kurda emanet etmeyi de öneriyor: "ABD hükümetinin, maksimum verim alabilmek için, özel sektörle işbirliği yapması hayati önemdedir."Bu ikiyüzlü satırlar sermaye çevrelerinin sesi olan bir gazetede yayınlandıktan sonra, Citigroup, kendi "mücadele"sine girişti, çünkü vakit kaybedemezdi. Biri demokrat, diğeri cumhuriyetçi olan iki senatörün hazırladığı yasa tasarısı, alt komiteden geçmişti. Washington Post, bazı senatörlerin "Sektör temsilcileri, yasayı sulandırmak için çalışıyor" şikayetine yer veriyordu. Demokrat Senatör Carl Levin'e göre, Citigroup'un istediği, "dişleri sökülmüş bir yasa"dan ibaret.
www.evrensel.net