'Savaş bir halk sağlığı sorunudur'

Hekimler savaşa karşı olduklarını 16 Ekim günü bir kez daha gösterecekler. TTB Genel Sekreteri Eriş Bilaloğlu, TTB'nin savaşı bir halk sağlığı sorunu olarak ele aldıklarını ve savaşın kaynağının eşitsizlikler olduğunu vurguladı.

'Savaş bir halk sağlığı sorunudur'Şebnem TurhanTürk Tabipleri Birliği (TTB) Genel Sekreteri Eriş Bilaloğlu, savaşın tüm insanları kötü yönde etkileyen, en fazla sakat bırakan, en fazla öldüren bir sorun olduğunu dile getirerek, savaşı "Halk sağlığı sorunu" olarak tanımladıklarını ifade etti. Bilaloğlu, tabip odaları başkanlarını Ankara'ya çağırdıklarını savaş karşıtı düşüncelerini hep birlikte 16 Ekim Salı günü dile getireceklerini söyledi. TTB Genel Sekreteri Eriş Bilaloğlu'na yönelttiğimiz sorular ve yanıtları şöyle:Savaşı nasıl değerlendiriyorsunuz?Savaş dünyanın gündemine yeni girmiş bir olgu değil, sürekli bir olgu. Ne dünyanın tek kutuplu hale gelmesiyle değişti ne de iki kutupluyken farklıydı. Aksine Sovyetler Birliği'nin sahneden çekilmesiyle birlikte tek taraflı olarak daha da pervasız olarak saldırmaya başladılar. Yerel ölçekli savaşlarda bir artış olmuştur. 11 Eylül farklı bir noktadan girdi bu sürece. Hemen herkes bunu kim yapmıştır diye bir soruyla o an itibariyle ilgili oldu. Oysa şimdi çok anlamsız bir soru diye düşünüyorum. Bunu sonuçlara bakarak değerlendirmek mümkün, "Kimin işine yarıyor?" diye düşünmek gerekiyor. İşe yaramayı da bir biçimde para, sermaye, kâr üzerinden değerlendirmek gerekiyor. Bu savaş ortamı, her şey eşitsizlikten kaynaklanıyor. Eğer dünyada herhangi bir güç odağı varsa, bu odaklar sorunu çözmek açısından kendilerine bir önem atfediyorlarsa yapacakları şey çok belli aslında, eşitsizlikleri azaltmak. Eşitsizlikleri azaltmak bomba atmakla pek mümkün görünmüyor aksine arttırmak olarak yansıyor. Bombaların yanında gıda maddeleri atmak da pek mümkün görünmüyor; aksine insanlarla dalga geçen, onları daha da tahrik eden bir olay. TTB, 11 Eylül sonrasında soruna doğal refleksleri üzerinden yaklaştı. Bir biçimde insana yönelik her türlü saldırıyı kınayan lanetleyen yaklaşımımız var. TTB bu anlamda gerek ABD'de ölen insanların acılarını, gerek de Afganistan'da yıllardır acıları yaşayan insanları anlayan bir noktada olduğunu, savaşın ve terörün insana yönelik her türlü saldırının karşısında olduğunu, bunların da kaynağının dünyada yaşanan eşitsizlikler olduğunu söyledik.Dünyada savaşın bir halk sağlığı sorunu olduğunu saptamak önemli. Bir sorunun halk sağlığı sorunu olabilmesi için en fazla öldüren, en fazla sakat bıraktıran, en fazla insanın yaşamını tehdit eden sorun olması lazımdır. Savaş da bunlardan biri. Biz bununla, deyim yerindeyse, savaşmak zorundayız. Savaşı engelleyebilmek için, koruyucu hekimlik denen kavram da budur, elimizden geleni yapmak zorundayız. Türkiye'nin savaşa dahil olmasını, asker göndermesini nasıl değerlendiriyorsunuz?Türkiye de zaten ortada dramatik bir tablo var. İnsanlar için ekonomik anlamda gündelik hayatta savaşının verildiği azami hem de asgari değil verildiği bir noktada bir de savaş ortamının eklendiği hatta dahil olduğumuz bir savaş. TTB için bu karşı durulması gereken birşey. 16 Ekim günü tabip odası başkanlarımız Ankara'ya çağrıldılar. Salı günü hepbirlikte bir basın toplantısı yapacağız. Türkiye'de 319 oyla Meclis'in aldığı asker gönderme kararı söz konusu. Asker yollama yetkisi benzeri şeyler, hekim olma özelliğini geçtim, Türkiye'de büyük çoğunluğunun savaşa karşı olduğunu bir ortamda alınıyor.Biz toplumun savaşa karşı olduğunu hekimler nezdinde somutlamak istiyoruz. Tabip Odası temsilcileri, savaşa karşı cümle kuracaklar, diye düşünüyorum. Edirne'den, Van'dan, Samsun'dan, Isparta'dan hemen tüm oda temsilcileri benzer cümleyi kuracaklar. Bir tek Meclis'teki partiler bu işe olumlu bakıyor bunun dışındaki Türkiye'nin yüzde 80'i savaşa karşı. Diğer meslek örgütlerinin de benzer tutumu olduğunu biliyoruz. Bunu yaygınlaştıran, Türkiye'nin yüzde 80'inin savaşa karşı olduğunu somutlama arzumuz var ve bu yönde çabalarımız devam edecek. Kimyasal, biyolojik savaş tehlikesi konusunda neler söyleyeceksiniz?Bunlarla ilgili materyaller var. Bunların ne kadar yaygınlaştırılıp, paylaşılması gerektiği konusunda endişe duyuyorum. Televizyon izlerken, ABD elindeki silahlar şu, bombalar şu, deniyor; aslında biyolojik kimyasal silah dedikleri de bunlar. Bilgi olarak hardal gazının pratik hiçbir değeri yok. Eğer ki siz bu maddelere karşı herkese gaz maskesi, özel kullanılabilecek bu tür tehlikelerden arındırılmış gıdalar veremeyecekseniz, bunu bilmenin değeri yok. Kritik nokta bunların olmasını engellemek. Kimyasal savaş başladıktan sonra yapacak bir şey yok. Korunma önlemleri diye bir şey yok. Biyolojik ya da kimyasal savaşa karşı, hele ki Türkiye'de mevcut olanaklarla ne yapılabilir? Amerika'da şarbon vakaları görülüyor. Biyolojik savaşın bir unsuru olarak değerlendiriliyor ve insanları germeye yetecek birşey. Her şey mümkün yeter ki insanlar niyet etmesin. Kimyasal savaşta neler olduğunu Saddam örneğinde gördük. Kimyasal biyolojik silahlara karşı bilgilenmek için ve nasıl kişisel önlem alırız, diye harcayacağımız çaba yerine nasıl bu savaş ortamını savaşı durdurabiliriz konusuna yönelmemiz gerekir.
www.evrensel.net