Sanki hiç yokmuş gibi...

Sanki hiç yokmuş gibi...

Yalnızca sarp dağların sözü edildi, kışın orada savaşmanın zorluğu. İsa'dan üç bin yıl önce burada Harappa Uygarlığı vardı, diye başlansaydı anlatılmaya, nasıl olurdu acaba?

Sanki hiç yokmuş gibi...Sennur SezerDünyanın iki süper gücü el şıkıştı. İletişim araçları bu anlaşmanın belli tip bombalar içinde bir anlaşma olduğunu söyleyip geçtiler. Bu bomba, bir dönemin en çok tartışılan bomba türüydü: Nötron. Canlıları ortadan kaldıran ancak binalara zarar vermeyen bomba. Söz konusu ülke yalnızca Afganistan mıydı? Yoksa Irak da bu hesaba dahil miydi? Birden içimde bir isyan duydum. 1001 Gece Masalları'nın mekânlarıydı pazarlık konusu olan. Divan edebiyatı şairlerinin sadaka olarak şarap verilen ülkelere yola çıkışlarındaki durakdı: Kandehar. Bizim masallarımızın başkentleridir. Bağdat mı? Hak Bağdat'ı korusun...Yıllardır ilaçsız, mamasız yaşama tutunan bebekler var içinde...İsa'nın doğumundan yüz bin yıl önce insanların yaşadığı bir coğrafya Afganistan. Ama ne barındırdığı uygarlıklar gündeme geldi ne bugüne kalan tarihi eserleri. Yalnızca sarp dağların sözü edildi, kışın orada savaşmanın zorluğu. İsa'dan üç bin yıl önce burada Harappa Uygarlığı vardı, Bedehşan'dan lacivert taşı gönderilirdi Mısır'a ve Mezeopotamya'ya diye başlanılsaydı anlatılmaya, nasıl olurdu acaba. Ya da Büyük İskender'in bölgeyi ele geçirmek için yok ettiği Ahamenişler'den söz edilseydi. Yunan ve Hint kültürlerinin karışımı bir uygarlığın yaşanışı, Samaniler'in, Gazneliler'in, Cengiz Han'ın olumlu olumsuz etkileri konuşulsaydı, Afganistan tartışılırken. Neden büyük şehirlerinin örneğin Kâbil'in adı binlerce yıl önce söylenen ilahilerde yer aldığı söylenmedi. Peki, hiçbir hava gücü olmadığı sık sık söylendi de, bombalanan havaalanının "bütün hava taşıtlarının her hava koşulunda inebileceği biçimde 1990'larda düzenlendiği" dile gelmedi. Eğer havaalanı bu kadar moderndiyse, olayın boyutları değişmiyor mu?Bombalar sürüyor. Kullanılacak yeni silahlar tartışılıyor. Cam'daki 12. yüzyıla tarihlenen minarenin akıbetini sormuyorum. Bernian'daki dev Buda heykelini de. Heykeli Taleban yıktı biliyorum. Beş yüz yıl önce doğunun en önemli müzik ve minyatür merkezi olan şehirlerin bulunduğu bir ülkenin bugünkü yoksul ve tutucu duruma nasıl düştüğü hiç tartışılmadı. Benim tasam tarihin her öneminden bir anıt taşıyan bu toprakların bombalanışında nelerin yittiği değil. 1989'da ortalama ömrün 42-43 olduğunu 11 kişiye 1 radyo, 148 kişiye bir televizyon düştüğünü bildiğimiz yoksulluğun değiştirebilecek çocuklarından kaçının öldüğü. Bir halklar mozayiği olan halkının bu savaştan sonra mozayiği nasıl koruyacağı..Sait Faik'in bir romanındaki bir tartışmayı anımsıyorum. Yalnızca birini kurtarmak zorunda kalsanız hangisini kurtarırsınız diye soruyordu: Süleymaniye'yi mi, bir Çingene çocuğunu mu? Sonra bir insanı kurtarmanın bir yapıyı kurtarmaktan neden daha önemli olduğunu anlatıyordu. Ben de düşünüyorum, göçlerde ölen çocukları, bombalarda ölen çocukları... Kim kurtaracak onları. Göstermelik paketlerdeki kâğıt helvalar mı? Yoksa tarihsel alanlardan, maden alanlarından onlar mı temizlenecek... Nâzım Hikmet'in çığlığını yinelemek gerekiyor: "İnsanlar ey nerdesiniz? Nerdesiniz ey insanlar..."natları zifte batan kuşları görmeye dayanamayanlar, sizler neredesiniz?
www.evrensel.net