'İnsanım diyen

   savaşla mücadele etmeli'

'İnsanım diyen savaşla mücadele etmeli'Tuna Arıgüçİnsan Hakları Derneği (İHD) Ankara Şubesi'nin, geçen hafta gerçekleşen olağanüstü kongresinde Ender Büyükçulha başkanlığa seçildi. "Savaşa karşı mücadele kararının" damgasını vurduğu kongrede seçilen yeni başkan, kazanılmış tüm haklara geniş çaplı bir saldırı dalgasının eşlik ettiği bu savaşa karşı, "insanım" diyen herkesin mücadele etmesi gerektiğini söyledi. Büyükçulha, ABD'nin çıkardığı savaşın insan haklarını hedef aldığını belirtti ve "Bu savaş dünya zenginlerinin, dünyanın yoksullarına yönelik savaşının bir parçasıdır" dedi.Ender Büyükçulha'nın sorularımıza verdiği yanıtlar şöyle:İHD Ankara Şubesi'nin hedefleri ne olacak?İHD Ankara Şubesi çok zorlu bir dönem geçirdi. Cevap vermemiz gereken çok ciddi toplumsal gündemler oluştu. İHD Ankara Şubesi bu dönemde çok ciddi saldırılara maruz kaldı. Binası basıldı, kapatma istemiyle dava açıldı. Böyle bir dönemde mümkün olduğunca, kurumu korumak ve asli işlevlerini yerine getirmek adına bir mücadele yürütüldü.İHD öyküsü zaten 12 Eylül döneminde başlıyor. Bu öykü cezaevlerinin kapısında çocuklarını arayan annelerle, yakılan kitaplarını arayanlarla başladı. Aydınların; kapatılmış, talan edilmiş sendikalarını, derneklerini savunmaya çalışan emekçilerin başlattığı bir mücadele alanı İHD. Derneğin belli başlı gündemleri ortada. F tipi cezaevleri sorunu hâlâ vicdanları kanatıcı bir biçimde devam ediyor. İnsan hakları savunucuları olarak F tipi cezaevleri açılmadan önce dile getirdiğimiz tüm kaygılar doğrulanmış bulunuyor. Savaş ise -tartışmasız- sıkı bir mücadele gündemi olacak. İHD barışı ve kardeşliği savunmak anlamında her zaman mücadele verdi, bundan sonra da bu mücadelesinden taviz vermeyecektir. Savaş gündeminde, bir insan hakkı ihlali olan yoksullukla da karşılaşacağız. Türkiye'de hiç olmadığı kadar yoksulluk, sefalet yaşanmakta. Bunda tabi ki "küreselleşme" adıyla, Türkiye ekonomisinin zengin batılı devletlerin çıkarları doğrultusunda tahrip edilmesinin ve uluslararası sömürünün büyük etkisi var. Savaşın getirdiği yoksulluk da insan hakları mücadelesinin gündemine girmek zorunda. Bu belki insan hakları kulvarında tartışılmış, kuramı oturtulmuş değil. Yalnızca birinci kuşak ihlaller -işkence, yaşam hakkı gibi- doğrudan hak ihlali olarak görünüyor. Ancak insan hakları metninin bir son noktası yok. Tarihteki hiçbir sosyal, kuramsal düşünceye nokta konulamaz. Bu yolculuk burjuvazi haklarıyla başlamış, daha sonra işçi sınıfı haklarını yanına katmış. Yirminci yüzyılda üçüncü kuşak haklar ile devam etmiş. Bugün Türkiye'nin ve dünyanın içinde bulunduğu işsizliğe, yoksulluğa ve sefalete baktığımızda, insan haklarının yeni bir tablosunun yazılacağı ortaya çıkıyor.ABD'nin başlattığı saldırıya nasıl bakıyorsunuz?Savaş konusunda herkesin üzerine görevler düşüyor. Yalnızca insan hakları savunucularının işi değil savaşa karşı çıkmak. Kendisine "insanım" diyen herkesin savaşa karşı çıkması gerekir. Toplumun en geniş kesimlerini ilgilendiren bir konu. Çünkü Afganistan'a yapılan saldırılar yalnızca Afgan halkına değil, bütün dünyaya yapılan bir saldırı. Her şeyden önce dünya halkları için yıkımı, ölümü ve yoksulluğu ifade eden bir savaş. Bu, zenginlerin yoksullara karşı yürüttüğü savaşın bir parçası. Bu, adına "globalleşme", "küreselleşme" dedikleri, yıllardır bütün dünya zenginlerinin dünyanın bütün yoksullarına karşı yürüttüğü savaşın bir parçası. Yoksulluğun, yıkımın, sefaletin daha da derinleşmesi sonuçlarını doğuracak. Halklar arasındaki nefreti arttıracak. Bunların yanında, birer insan hakları savunucusu olarak göz önüne almamız gereken sorunlar olacak. Örneğin mültecilik, çevrenin tahrip edilmesi gibi. İnsanların sosyal haklarının, özellikle sağlık açısından sahip olduğu hakların kısıtlanması gibi. Küçük bir bölgeye ait değil, bütün dünyayı ilgilendiren bir sorun bu. Herkesin bir şeyler yapması gerekiyor. Herkes bu savaşın mağduru. Üstelik, televizyon kanalları söz birliği etmişçesine Batı'da tüm halkların savaşı onayladığı görüntülerine yer veriyor. Oysa ABD'de, Batı'da savaş karşıtı eylemlerin olduğunu biz biliyoruz. Özellikle, yalnızca Müslümanlardan gelen savaş karşıtı gösterileri yansıtıyorlar. Bu da şu demek; Türkiye'den savaş karşıtı yükseltilecek sesler, anında "çağın gerisinde kalmakla" suçlanacak. Bu yönde propoganda ile, aslında demokratik hakları kısıtlamayı hedefleyen savaş, sanki demokrasiyi savunuyormuş gibi gösterilmeye çalışılıyor.Bu savaş, insan hakları kavramına yönelik ne tür hamleleri barındırıyor?ABD saldırısından sonra yabancı kanallara çıkan strateji uzmanları, "İnsan hakları kavramı yeniden yazılıyor" dediler. Yani, demek istiyorlar ki, "Terör ve teröre karşı mücadele gündemim var. Global demokrasinin güvenliği adına terörle mücadele konsepti oluşturduk. Bu nedenle biz insan haklarını yeniden yazacağız." Bu sözlerin ardından, bugüne kadar kazanılmış olan temel hak ve özgürlüklere bir saldırı başladı. Yani düşünce özgürlüğünden örgütlenme özgürlüğüne kadar, yaşam hakkımızdan iş güvencesi özgürlüğüne kadar bir saldırı başlattılar. İnsan olmanın getirdiği en temel hak ve özgürlüklere saldırı başlattılar ki, savaşın belki de en tehlikeli yanı bu. Saldırıların bahanesi de "küresel, global demokrasiyi korumak" oldu. Bu dönemde, bütün bunlara karşı biz, en temel olan birinci kuşak haklarımızı korumak zorundayız. Üstelik sosyal hak ve özgürlükler dediğimiz, ikinci kuşak haklar çerçevesinde yeni bir insan hakları mücadelesi alanı yaratmak zorundayız. Yoksulluk, örneğin, bir insan hakkı ihlalidir. Bu ülkenin insanları aç, işsiz, her türlü sosyal güvenceden yoksun. Beslenme, barınma hakkından mahrum olan çocuklar, binlerce dolar borçla doğuyor. Yani en eski kazanımları korumakla ve en yeni kazanımları yaratmakla yükümlüyüz...
www.evrensel.net