Fotoğraf: AA

Bahane arayışına savaş molası

Hava saldırısının unutturan, kitleleri çatışmanın gerekçelerine yabancılaştıran etkisine, medyanın yalan destekli etkisi de eklenince, ABD'nin "mutlak haklı" olarak ortaya konması kolaylaştı.

Bahane arayışına savaş molasıAli KayalarSavaş başladı. Ve tartışmalara ara verdi. Savaş için sıralanan gerekçeler, küllerin altında kalıyor. Ve her gece, bu gerekçelerle birlikte gerçeğin de üzeri biraz daha örtülüyor. Şimdi ortada savaşan iki taraf var ve tarafların birbirleri ile savaşma nedenlerinden bağımsız portreleri yan yana konduğunda güçlü olanın lehine bir tablo oluşturuyor; aldatıcı bir tablo: Uygar olan, gerici olanla savaşıyor. Uygar ile ilkel arasındaki çatışmada galip gelmesi beklenen (güçlü olan), sonuçta yaratacağı yıkıma karşılık olarak kendi niteliklerini güçsüz olana bahşedecek! Fakat -savaşın gerçek nedenleri bir bir kenara bırakmak mümkünse eğer- savaş için sunulan gerekçeleri, ele aldığımızda dahi bir dizi 'uygar' yalan çıkıyor karşımıza. Akıl yoluyla ikna etmekten uzak (bu nedenle de zor ve şantaj yöntemleriyle kabul ettirilen) kanıtlara dayalı bir itham var ortada: 11 Eylül saldırısını Usame Bin Ladin'in şebekesi gerçekleştirdi.Ortaya çıkan onlarca failin aslında fail olmadığı bizzat iddia makamı tarafından reddedilmiş olsa da...Kim sorusunun hemen arkasından akıllara düşen nasıl sorusu yanıt bulmaktan uzak olsa da...Örneğin, teknik açıdan askeri uzmanlara parmak ısırtan eylemi gerçekleştirenlerin uçak kullanma kılavuzlarını kiraladıkları otomobilde unuttuklarına inanmamız beklense de...Gerçekte delil yetersizliğinden kapanması gereken dava, ABD'nin dışpolitika çıkarları doğrultusunda, ölü (idam) ya da diri (müebbet) kararıyla son buldu. Şimdi söz infaz makamının. Yalan mekanizması da işlemeye devam ediyor. Giderek daha da arsızlaşarak. Usame Bin Ladin'in susturulmaya çalışılan bir televizyon kanalına verdiği bant, ABD'de, dolayısıyla Türkiye'de de bir "itiraf" olarak yorumlandı. Bin Ladin, "saldırının nedenlerinin ABD politikalarında aranması gerektiğini, Filistin sorunu çözülene dek de ABD vatandaşlarının rahat yüzü görmeyeceğini" söylüyordu bantta. Biz, "11 Eylül eylemini biz gerçekleştirdik" gibi bir ifadeye rastlamadık. Üstelik, bir çok "uygar yazar" da saldırının gerekçelerinin ABD'nin dış politikadaki saldırgan uygulamalarında aranması gerektiğini yazmıştı. Onlar da fail kabul edilebilir miydi? Bin Ladin ile ilişkileri araştırılıyor mu? Kaldı ki Bin Ladin, bedelini ödemeye başladıktan sonra gerçekleştirmediği bir saldırıyı da pekala üslenebilirdi. Burjuva hukuku, eğer ortada aksini gösteren delliler varsa, savunma makamının itirafını yeterli delil kabul eder mi? Üzeyir Garih davasını hatırlayalım; Pınar Konuşkan'ın olaya şahit olduğunu belirttiği ifadelerinin ardından Garih'in olay günü ne giydiğini tarif edememesiyle soruşturma sil baştan olmamış mıydı? Başka bir deyişle, daha 11 Eylül günü saldırıyı üslenen Japon Kızıl Ordusu örgütünü "barındıran" Japonya neden bombalanmadı? Ancak bu bant önemliydi. Gizli teşkilatlarının mahirliği ile böbürlenen ABD kendi eliyle hiçbir gözle görülür kanıt sunamadığı iddiasını düşmanın kendi ağzından alır gibi olmuştu ya, artık gerisi yorumculara kalmıştı. Bant olmasaydı, savaş lafını duyunca ağızlarının suyu akan bu yorumcular, Bin Ladin'in saldırıdan önceki tehditkâr demeçleri ile oyalanmaya devam etmek zorunda kalacaktı.Görkemli(!) hava saldırısının unutturan, içeride ve dışarıda kitleleri çatışmanın gerekçelerine yabancılaştıran etkisine, medyanın yalan destekli etkisi de eklenince, ABD'nin "mutlak haklı" olarak ortaya konması kolaylaştı. Sadece kapkara karelerin içindeki ışıklı füze görüntüleri mi, Afganistan saldırısının, farklı tarihlerde CNN'den izlediğimiz Irak saldırılarını, Yugoslavya bombardımanını anımsatmasına yol açan? Binlerce insanı öldüren ve öldürmeye de devam eden bu saldırılar birbirlerinden farklı bahanelerle tezgahlandı. Ancak bu bahanelerin sunuluş biçimleri büyük benzerlikler içeriyor. Medya saldırı için uygun zemini hazırlamak için elinden geleni yaptıktan sonra da (örneğin yoğun Irak bombardımanlarının tümünden kısa bir süre önce New York Times ve Washington Post gibi 'büyük' Amerikan gazetelerinde Irak'ın kaçak petrol satmaya başladığı ya da gizlice nükleer silah ürettiği yolunda sipariş haberler çıkar) bugün olduğu gibi bombaların unutturucu etkisi devreye girmişti. Haklı-haksız tartışmasının yerini yine hedefi vurdu-vuramadı bahsi aldı. Şimdi, ABD'nin gerici Afganistan'a nasıl da medeniyet taşıdığını izlememiz isteniyor. İddia uçakların gece bomba, gündüz gıda atmaları kadar trajikomik. Ne öğrenebilir Afganlar bu saldırıdan? Terörizmle mücadelenin erdemlerini mi? Medeniyet dedikleri bir diğer erdem, bombaların isabet yüzdesiyle doğru orantılı bir hesaba mı tutulur? Tomahawk, Cruise, B-52, nükleer denizaltı gibi ölümcül oyuncakların adlarını ve nasıl çalıştıklarını öğrenmek, yoksul Afgan halkının yaşam standardını yükseltir mi? Gençler füzelerin üzerine askerlerin yazdığı mesajlardan İngilizce öğrenebilir mi? Bombalar ölüm ve yıkımla birlikte, kin ve nefret de bırakmıyor mu toprağa?Evet doğru, ABD pek kıymetli yaşam tarzını, Bush'un tabirleriyle bugün tehdit altında olan ve uğruna savaştığı yaşam tarzını zorla Afganistan'a yerleştirebilir! Havadan medeniyet yağabilir! Sömürü ve saldırganlık üzerine kurulu bir medeniyet! Üstelik sivil-asker ayrımı gözetmeyen türden! Maniplasyonun en az unutturmak kadar etkili bir silahı daha var: Kanıksatmak. Irak'ın en az haftada bir bombalanmasını kanıksatmak gibi. Sınır komşumuzda 10 yıldır her ay ortalama 10 bin kişinin anlamsız bir ambargo nedeniyle öldüğünü kanıksatmak gibi. Yugoslavya'nın iki aydan uzun süre bombalandığını kanıksamamız gibi. Gerekçeleri, bahaneleri unutulan bir vahşetin sonuçlarını kanıksamak da kolaylaşıyor olsa gerek. Bu yüzden, Afganistan'a yönelik saldırganlığın gerekçesizliğini unutmamak önemli.
www.evrensel.net