Yaşamı ateşe vermeyin!

Yaşamı ateşe vermeyin!

Türk edebiyatının kavgacı şairlerinden Şükran Kurdakul ile düşün ve edebiyat adamlarının savaşa karşı takındıkları tutum ve davranışlar üzerine görüştük.

Yaşamı ateşe vermeyin!Rojda İldan Yakın tarihimizde düşün ve edebiyat adamlarının savaş karşısındaki tutum ve davranışları üzerine genç okurlarımıza anımsatacağınız neler olabilir?Geçtiğimiz yüzyıla Osmanlı Devleti'nin yarı sömürge koşulları altında girdiğini biliyoruz. İngiliz, Fransız emperyalizmi bir yandan bu devletlere özenen Alman emperyal güçleri bir yandan hasta adam olarak niteledikleri imparatorluğun yeraltı ve yerüstü kaynaklarına egemen oluyorlar. 1800'lü yıllarda hesapsız borçlanma politikası sonucu devlet zorunlu faizleri ödeyemez duruma düştüğü için -bugün kimi çevrelerin Ulu Hakan olarak niteledikleri- Abdülhamit döneminde "Düyun-u Umumiye" kurumunun devletin gelirlerine el koyma yetkisi ile oluşturulduğunu da biliyoruz. Maliye nazırının atanması bile onayından geçiyor bu kurumun. Sözün kısası bağımsız bir devlet olmanın asgari koşullarından yoksun bırakılmış bir dönem...2. Meşrutiyet hareketi tarih sahnesine çıkan asker ve sivil orta tabakanın temsil ettiği iç dinanizme karşın az önce anımsattığım emperyal güçlerin kuşatmasından yakayı kurtaramamıştır. Birinci neden parasızlık. Falih Rıfkı Atay ünlü "Zeytin Dağı" kitabında iktidardaki İttihat-i Terakki Fırkası'nın 3. güçlü adamı sayılan Cemal Paşa'ya şu tarihsel soruyu sorduğunu anımsıyorum: "Paşam bu halimizle niye savaşa girdik?"Ünlü 4. Ordu Komutanı'nın yanıtı şöyle: "Devletin hazinesinde memurlara verilecek maaş bile kalmamıştı" İkinci neden?İkinci ve belki de temel neden ordudaki genç kurmayların Ortadoğu'da etkili olmak isteyen sermeyadarların güdümündeki Alman ordusunun neredeyse emir kumanda zinciri altına girmeleri. Bu unsurların başında hiç kuşkusuz Enver Paşa geliyor. Partisinin ideolojisi de ırkçı ve turancı sözcükleriyle simgelenebilir. Aklı sıra Sarıkamış üstünden turana doğru yürüyecek ve oradaki Orta Asya kökenli kavimlerle birlikte Büyük Turan İmparatorluğu'nu kuracak. Savaşın hemen arifesinde bu aklı bir karış havada Harbiye Nazırı ve Başkumandan çığırtkanlık yapacak düşün ve edebiyat adamlarının avına çıktı. Bu yargıya nasıl vardınız?Rıza Tevfik'in "Serab-ı Ömrüm" (1949) kitabında yeralan Cenap Şahabattin'in yolladığı mektubun fotokopisinde "Nazır paşanın selamiyle birlikte Hamasi destanlar vadisinde yazılacak eserlere gayet vasi, amma gayet vasi ücretler..." verileceği ifade ediliyor. Rıza Tevfik reddetmiş bu öneriyi. Ama o dönemin genç şairlerinden -Cumhuriyet döneminde Akbaba ve Çınaraltı dergilerinin başyazarı sonra CHP milletvekili- Yusuf Ziya Ortaç'ın gözünü kan bürüyor. Yıllar sonra "Bizim Yokuş" kitabında utancını ifade eden satırları şöyle: "Şimdi masanın üstünde yılların sarattığı bir Akından Akına var; kağıdına, mürekkebine, kartonuna imrenerek, şiirlerine iğrenerek bakıyorum. Kitap on bin tane basılacaktı... Kitap basıldıktan sonra Harbiye Nezareti'nden aldığım mektupta, kahraman askerlerimiz için yazdığım şiirlere teşekkür ediliyor ve kitabımın cephelere dağıtılmak üzere satın alınacağı bildiriliyordu. Birinci Dünya Savaşı'nın ilk harp zengini bendim galiba. Cebimde, Harbiye Nezareti'nin çifte saatli kapısından çıkarken iki yüz yirmi lira vardı. İki yüz yirmi liraya dört odalı bir ev alınırdı o zaman."Edebiyat, Yusuf Ziya gibi tarihten utanan şairlerden ibaret değil kuşkusuz. 1915'te yitirdiğimiz Tevfik Fikret'in "Tarih-i Kadim - Eski Çağlar Tarihi" gibi dönemini kuşatan savaş ideolojiisine karşı çağdaş hümanizmanın verimlerinden biri sayabileceğimiz şiiri var. Genç okurlarıma kültür tarihimizin bu armağanı üzerine Nurullah Ataç'ın görüşlerini vermek istiyorum. "Fikret'in en büyük eseri Tarih-i Kadim'dir. Onu çocuklarımıza muhakkak okutmak, anlatmak, şerh etmek lazımdır. Türk edebiyatında o derece fikirle dolu inşa edilmiş bir manzume daha göstermek kabil değildir" Araştırmacılar Ulusal Kurtuluş Savaşı'nın önderi Mustafa Kemal Atatürk'ün Tevfik Fikret şiirinden büyük ölçüde etkilendiğinde birleşmişlerdir. Ulusal Kurtuluş Savaşı emperyalizme karşı Anadolu insanının birarada direncinin ifadesiydi. Savaş sonrasında "Yurtta barış, dünyada barış" ilkesi ve erken cumhuriyet döneminde özellikle "Balkan Antantı" gibi barışı güvence altına alacak girişimler bu anlayışın ürünüdür. Alman faşizminin kana buladığı 1938 sonrası Avrupa ülkelerinde göründüğü gibi ülkemizde de anti emperyalist, anti faşist dünya görüşlerinden kaynaklanan düşün ve edebiyat hareketleri, okumuş orta tabakanın birincil ideali durumuna geldi. Savaş karşıtları, hümanizmanın simgesi olan "İnsan", "İnsanlık" gibi sözcükleri dergilerinin adları olarak kullanıyor, Nazım Hikmet'in yanısıra 1940 kuşağı, yeni bir kültürün öncülüğü görevini üstleniyordu. Cumhuriyet Halk Partisi'nin tek başına iktidarda olduğu bu dönem, düşün ve edebiyat adamlarının dergi ve gazeteler dışındaki çabaları dışında örgütlenme olanakları bulmadığı için savaş karşıtları da "illegal" çalışmak zorunda kaldılar. 2. Dünya Savaşı, ekonomileri silah endüstrisine bağlı ülkelerin sermayedarlarının ekmeğine tereyağı sürmüştü. Faşizmin yenilgisinden sonra bu ülkeler Ortadoğu'da ve Asya'da bölge savaşlarını kundakladılar. ABD Hiroşima ve Nagazaki'de atom bombası kullanarak vahşi kapitalizmin gerekli gördüğü ve olanak bulduğu zaman neler yapabileceğini göstermişti. Vietnam Savaşı bu yargının ne kadar doğru olduğunu kanıtlamaktadır. Ama 1950'de Güney ve Kuzey Kore halkları arasında çıkarılan savaş, silah tacirlerinin başka bir yönden politikalarını açığa vurmaktadır. Ülkemiz Türkiye, iktidarda bulunan demokrat partinin ABD emperyalizmine teslimiyetçi politikası nedeniyle Kore Savaşı'na katılmak durumunda bırakılmıştır. Yıllar önce Yemen Türküleriyle ağıt yakan Anadolu Anaları bu kez Kore'de bırakılan evlatlarına yanıp yakıldılar. Fakat uygarlık savaşımısın öncüleri, siyasal iktidarın baskısı hangi düzeyde olursa olsun barış için örgütlenme yiğitliğini gösterdiler. Kore savaşının çıkarıldığı yıl, Behice Boran başkanlığında bir aydınlar grubu Türkiye Barışseverler Derneği'ni kurarak, yayınladıkları bildiride savaşı ve Türkiye'nin savaşa katılmasını protesto ettiler. Bu konuşmada derneğin genel sekreteri Adnan Cemgil ve yönetim kurulu üyeleri Nevzat Özmeriç, Osman Toprakoğlu, Vahdettin Barut, Reşat Sevinçsoy, Muvakkar Güran'ın adlarını saygıyla anıyorum. Derneğin sekiz sayı çıkarma olanağı bulduğu Barış Dergisi'nde Türkiye'nin ABD ile ile tehlikeli ilişkileri eleştiriliyor, özellikle Marshall yardım planının savaş hazırlığı niteliğinde olduğu açıklanıyordu. Barış Yolu adlı başyazıdan okuyacğınız satırlar, elli yıl önceki gerçekleri vurgularken günümüzdeki savaş hazırlıklarına gönderme yapıyor gibidir. "Ticaret muvazeneleri bozuldu. Gümrüklerden serbest giren Amerikan mallarının rekabeti karşısında yerli sanayiler çökmeye yüz tuttu. İşsizlik korkunç bir hal aldı. Askeri bütçeler ve devlet borçları kabardıkça vergiler ağırlaşıyor, iş ücretleri düşüyor. Hayat pahalılığı tahammülün hudutlarını aşmış bulunuyor. Böylece harp hazırlığı geniş halk yığınlarının sırtına yüklenmiştir. Fakat bu sonuçlar Amerikan trötlerini ilgilendirmez. Onlar için mühim olan harp hazırlığının yürütülmesidir." 1977'de Mahmut Dikerdem başkanlığında kurulan Türkiye Barış Derneği ise 12 Eylül zorbaları tarafından -Behice Boran ve arkadaşları gibi- parmaklıklar ötesine alındılar. Bize yakın bir coğrafyada yeni bir savaş söz konusu. Bu olasılık karşısında ülkemiz aydınlarına düşen görev nedir sizce? 11 Eylül'den bu yana künyelerinde doğruluk ve namus yazılı gazete yazarları ABD emperyalizminin gizli açık savaş amacı karşısında aldıkları tavırla çok çekmiş Anadolu insanının duyarlılığını yansıttılar bence. Sivil toplum örgütleri; sendikalar seslerini barış için yükseltiyorlar. Bu hafta beni çok mutlu eden bir olay yaşadık. EMEP, HADEP, ÖDP, SİP Başkanları savaş karşısında güç birliği kararı verdiler. Bu dört kuruluşun ve sivil toplum örgütlerinin kamuoyunun önemli bir parçası olduğu gerçeği unutulmamalıdır.Yönetimi, siyasi iktidarı bu yeni barış hareketi karşısında dikkatli olmaya çağırıyorum. Yakın tarihimizin belirlediği "Dünyada barış yurtta barış" ilkesine yasak konamaz. Bizim kuşak bağımsızlığın ne demek olduğunu bilir. Şu gerçeğin de altını çizmekte fayda var. Anadolu'nun evlatları emperyalizmin paralı askerleri durumuna düşürülemez.
www.evrensel.net