Hasta tutukluya DGM eziyeti

Hasta tutukluya DGM eziyeti

Ankara Numune Hastanesi'nde bulunan ölüm orucundaki tutuklu Osman Kaan, "sağlık durumunun oldukça kötü olduğuna" dair Adli Tıp Kurumu raporuna rağmen ifade vermeye zorlandı.

Hasta tutukluya DGM eziyetiTuna ArıgüçAnkara Numune Hastanesi'nde bulunan ölüm orucundaki tutuklu Osman Kaan, "sağlık durumunun oldukça kötü olduğuna" dair Adli Tıp Kurumu raporuna rağmen ifade vermeye zorlandı. Adana DGM'nin ısrarıyla Ankara Numune Hastanesi doktorlarının, "İfade verebilir" raporu vermesi üzerine geçen hafta Ankara 1 No'lu DGM'ye götürülen Kaan mahkeme salonunda fenalaştı. Osman Kaan'ın, Adana 1 No'lu DGM'de yargılandığı davanın karar aşamasına gelmesi ile birlikte mahkeme, davanın uzamasını gerekçe göstererek, Ankara DGM' nin ifade almasını istedi. Ankara DGM ise Numune Hastanesi'nden Kaan'ın sağlık durumunu bildiren yazı istedi. Numune Hastanesi Kaan için daha önce 20 Temmuz 2001 tarihinde hazırladığı raporda, "Wernicke Korsakoff sendromu bulgularına rastlanıldığını ve sağlık durumunun oldukça kötü olduğunu" belirtmişti. Bunun üzerine Adli Tıp Kurumu'nda muayenesi yapılan Kaan için düzenlen raporda da sağlık durumunun oldukça kötü olduğu ifadesi kullanılmıştı. Ancak Numune Hastanesi bu kez Adana DGM'nin ısrarıyla daha önce verdiği raporlarla çelişerek Kaan'ın "ifade verebileceği" yönünde rapor hazırladı. Sağlık durumunda iyileşme olmadığı için hastanede tutulan Kaan, hastane raporu ile Ankara 1 No'lu DGM'ye getirildi. Kaan, kolunda askerler ile hakim odasında ifadesi alınmak istendi. Kaan'ın avukatı Filiz Kalaycı, müvekkilinin sağlık durumunun ifade vermeye elverişli olmadığını vurgulamasına aldırmayan mahkeme ifade almakta diretti. Ancak fenalaşan Kaan'ın konuşamaması ve kusması üzerine heyet ifade almaktan vazgeçti. Kaan'ın avukatları hastane ve Adli Tıp Kurumu raporlarını Adana DGM'ye sunarak, CMUK'un "Cezaevinde kalmasının kati hayati tehlike oluşturan tutukluların cezalarının ertelenmesini" düzenleyen 399'uncu maddesi uyarınca tahliye talep etmişlerdi. Gazetemize görüşlerini açıklayan avukat Kalaycı, "DGM Kaan'ın yaşamını tehlikeye atıyor. Yolculuk esnasında müvekkilim ölebilirdi" dedi. Kalaycı, "Adana ve Ankara DGM bu sağlık koşullarını gözardı ederek, ifade almaya yöneldi. Davanın ertelenmesi gerekir" diye konuştu.

AİHM, Kaan'ı sorduÖte yandan ölüm orucundaki tutuklu Osman Kaan'ın tahliye isteminin Adana DGM'ce reddedilmesi üzerine yapılan başvuruyu AİHM işleme aldı. AİHM, hükümetten Kaan'ın durumunu sorarak, 15 Ekim 2001 tarihine kadar cevap istedi. AİHM'in sorduğu sorular arasında, "Açlık grevine başlama koşulları, yiyecekten yoksun kalma derecesi, sağlık durumunun ne yönde geliştiği, cezaevi yönetiminin aldığı önlemler ve bütün bunların savunma hakkı önündeki engelleri" gibi konular yer alıyor. src=/resim/b1.gif width=5>
Başa dön


Deli dana gizleniyorİSTANBUL - 1990'lı yılların sonunda Avrupa'yı kasıp kavuran deli dana hastalığının (BSE), tüm inkarlara ve gizleme çabalarına karşın, Türkiye'de de can aldığı ve almaya devam ettiği ortaya çıktı. Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi Nöroloji Bölümü'nde tedavi gören 4 kişi, klinik teşhise göre, deli dana hastalığının insanlarda görülen türü 'Cruetzfeldt Jacob' nedeniyle yaşamını yitirdi. Kesin teşhis için otopsi yapılması gereken bu kişilerden bazılarına 'hatırlı telefon'lar nedeniyle otopsi yapılamadı. Otopsi yapılan hastalardan elde edilen sonuç ise sır gibi saklanıyor.

Şaşırtıcı bilgilerBakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi'nde görevli doktorlarla, gazeteci kimliğimizi açıklamadan yaptığımız konuşmada, şaşırtıcı bilgiler edindik. Çok sayıda deli dana hastalığı vakasıyla karşılaştıklarını belirten ismi bizde saklı doktor, isim ve sayı vermedi ancak hastalığın kesin teşhisi için otopsi yapılması gerektiğini söyledi. "Otopsi yapılan kişi oldu mu?" sorumuza, bu durumun çok zor olduğunu belirterek, "Benim bildiğim kadarıyla Türkiye'de dört kişiye otopsi yapıldı. Üçünde de hastalık tespit edildi. Biri İzmir'de oldu" yanıtını veren doktor, diğer iki kişinin nerede yaşadığına dair bilgi vermekten kaçındı.

Otopsiye milletvekili engeli"Bu hastalar bizim için beladır. Gelmelerini istemiyoruz" diyen doktor, "Bizim şüphelendiğimiz 1-2 hastamız oldu. Durumu hemen Sağlık Müdürlüğü'ne bildirdik. Ben bu sayının daha fazla olduğuna eminim" açıklamasında bulundu. BSE nedeniyle yaşamını yitiren kişilerin tamamına neden otopsi uygulanmadığına ilişkin sorumuza ise, "Bildirimi zorunlu olan hastalıklar arasında bu hastalık da var. Biz her ayın yirmisinde Sağlık Müdürlüğü'ne durumu iletiyoruz. Gerisi hukuka ve siyasete kalıyor. Otopsi kararının bizimle ilgisi yok" şeklinde karşılık veren doktor, bir anlamda bu konudaki çaresizliğinide dile getirmiş oldu. Hastalara otopsi yapılmasının zaman zaman aileler tarafından engellendiğini, bazen de milletvekillerinin kendilerini arayarak, "Otopsi yaptırmayın" şeklinde baskı yaptığını kaydeden doktor, kanunen, hastalıktan şüphe edilse dahi otopsi yaptırmanın gerekli olduğunun altını çizdi. Doktor, kendi teşhislerinin ne derece doğru olduğunu ise şu sözlerle aktardı: "Bu hastalığın da kendine göre bulguları var. Bir yaşlı kadın geliyor, ölüyor; bir iki ay sonra kocası geliyor o da aynı şeklide ölüyor. İkisi de bunamış, ama ölümleri buna bağlamak yanlış. Bu bize rastlantısal gelmiyor. 27 yaşında bir adam geliyor, 2-3 ay içinde bunuyor, yatağa bağlanacak hal alıyor. Bu normal mi? Öğrenme hızımız neyse kaybetme hızımız da odur. Bir çocuk iki yaşında yürümeyi öğreniyorsa yürüme yetisi iki yılda kaybedilir. Herşeyin süresi eşittir. Deli dana, sıra takip etmez. Tipik bir EEG akışı da vardır bunun. Burada dalgalanma da yoktur, zınk diye aniden öldürüverir." Doktor, EEG'nin kendilerine verdiği ipuçlarının ise yüzde 80 oranında doğru çıktığını ifade etti.

Gizli bir hastalık değilOtopsi sonuçlarının açıklanmamasını, hastalığın ekonomik, siyasal ve hukuki boyutlarına bağlayan doktor, "Bizim önümüze en son halkası geliyor. Bu gizli bir hastalık değil. Sağlık Müdürlüğü'nün şüpheleri açıklaması gerekiyor" dedi. Hastalığın ortaya çıkmasındaki en önemli etkenlerden birinin de denetimsizlik olduğunu vurgulayan Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi'nde görevli doktor, "Hastalığı patlatacak boyutta bir denetimsizlik var. Yapılacak tek şey var, ancak onun da ekonomik boyutu ağır. İngiltere sorunu çözmek için yola çıktığını söyledi, ancak bu etleri ithal bile ettiği ortaya çıktı. Hastalığı kimlere bulaştırdıkları belli. Tek çözüm iki üç yıl sunni beslenmenin önüne geçmek, et yemeyi yasaklamak yani. Sonra sağlıklı bir hayvan nesli üretilmesi için harekete geçilmeli. Yapılacak bir şey yok, 10-15 sene de bu mikrobu almış olan hastaların ölmesini bekleyeceğiz" dedi.

Adli Tıp'ta da gizlilik Aynı hastanede görevli bir başka doktor ise, "Bizim serviste böyle bir hasta vardı. Biz teşhisi koyarız, otopsi raporları da bizi destekler" bilgisini verdi. Doktor, yaşamını yitiren hastasının cenazesinin, otopsi yapılması amacıyla Adli Tıp Kurumu'na gönderildiğini ifade etti.Bunun üzerine Adli Tıp Kurumu'ndan otopsi sonuçlarını öğrenmek istedik, ancak bu kurumda gizli sansürün sonuna kadar uygulandığına tanık olduk. Burada sadece, otopsi için getirilen bir cenazeden alınan parçanın İngiltere'ye gönderildiğini öğrendik. Konuyla ilgili olarak aldığımız başka bir duyum ise, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi'nde de CJ hastalığı nedeniyle ölümlerin yaşandığı, bir doktor hakkında hastalığın varlığını çevresine açıkladığı için soruşturma açıldığı yönünde oldu.

Bakanlık sessiz Ölümlerden Sağlık Bakanlığı da haberdar. İl Sağlık Müdürlüğü'ne bildirilmesi zorunlu olan yirmi dokuz hastalık var ve her ayın yirmisinde bu hastalıklara yakalanan kişilerin isimlerinin listesi İl Sağlık Müdürlüğü'ne gönderiliyor. Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi'nde yaşamını yitirenlerin de isimleri Sağlık Müdürlüğü'ne yollandı. Fakat, İstanbul İl Sağlık Müdürlüğü, ne otopsi raporlarının sonuçlarını halka açıkladı, ne de deli dana hastalığı hakkında halka uyarıda bulundu.
www.evrensel.net