Devlet ile halkın arası açılıyor

Devlet ile halkın arası açılıyor

57 yaşındaki Friedrich Leibachter nereden bulduğu henüz belli olmayan polis elbiselerini giydikten sonra İsviçre'nin Zug kantonunun yerel parlamentosunun yolunu tutar.

Devlet ile halkın arası açılıyorErcan Koç57 yaşındaki Friedrich Leibachter nereden bulduğu henüz belli olmayan polis elbiselerini giydikten sonra İsviçre'nin Zug kantonunun yerel parlamentosunun yolunu tutar. O sırada toplantı halinde olan 80 kişilik kanton, milletvekilleri olacaklardan habersiz bir şekilde yine yerel sorunlarını tartışmaktadır. Birden içeriye ellerinde otomatik silahlarla giren polis kıyafetli kişinin "Zug mafyasına öfke günü" diye bağırarak sağa sola ateş ettiğini görerek çığlıklar eşliğinde kendilerini oturdukları koltukların altına atarlar. Salonu bir baştan diğer başa kadar ateş ederek geçen polis kıyafetli adam en son kendi başına da bir kurşun sıkarak, geride 14 ölü ve 8'i ağır 10 yaralı bırakır.Geçen hafta perşembe sabahı yaşanan bu olaydan sonra İsviçre kamuoyu yeniden terörist, sapık, katil, hasta ve manyak tartışmalarıyla meşgul oldu. Bu ve benzer olayların ortaya çıkış nedenleri tartışılmadan, cenazeler gözyaşları eşliğinde kaldırıldıktan sonra günlük yaşama dönülürken kanton ve merkezi hükümet yöneticileri bildik politikalarını sürdürmek için parlamentolardaki yerlerini aldılar.

'Normal' biriİlk günlerde katil Friedrich'in hasta, bunalımlı ve sapık olduğu sıkça belirtildikten sonra bu kişinin yaşadığı Zürich kantonunda "normal" bir yaşam sürdürdüğü, hatta gazetelere sık sık yabancı düşmanı okuyucu mektupları gönderdiği açığa çıktı. Sağ görüşlü katilin, hükümetin ilticacıların İsviçre'ye girişine karşı yetersiz önlemler aldığı eleştirisinde bulunarak yerel ve merkezi hükümet aleyinde defalarca dava açtığı yetkililerce doğrulandı.Oysa Friedrich de, devletin yabancıları horlayan, baskıya maruz bırakan, yerli halkın milliyetçilik duygusunu kışkırtan politikalarının bir ürünü olarak oraya çıkmıştı.Kanton sistemi ve halk oylamaları ile diğer burjuva devletlerden bir adım önde görünen İsviçre'nin yöneticileri, halk içinde nispeten daha rahat hareket ederlerdi. Bugün artık onların da korumaları eşliğinde sokağa çıkmaları şunu gösteriyor ki; yöneticiler halkın öfkesinden giderek daha çok çekinmekteler.

Özelleştirme ısrarıBuna birkaç örnek verirsek; iki hafta önce yapılan bir halkoylamasında Nidwalden, Bellizona gibi yerleşim yerleri ve kanton Waadt'te Elektrik Kurumu (EKZ) ile demiryollarının özelleştirilmesine halk, "hayır" oyu verdi. Bu tavrın arkasında ABD'de California'da elektriğin özelleştirilmesinden doğan kesintiler ve İngiltere'de demiryollarının satılmasından sonra artan ölümlü kazalardan alınan ders vardı. Ancak özelleştirmeye "hayır" diyen çoğunluk, hükümet ve sermaye çevrelerinin yanı sıra "profesörlerin" hakaretlerine maruz kaldı. Bu hocalardan biri olan Franz Jaeger, hızını alamayarak "aptal, geri zekâlı" gibi sıfatlar kullandı, "Yazıklar olsun" dedi. Öfkeleri boşuna değil, halk özelleştirmeci liberallerin tekerine tas koydu.PTT'nin telefonunu satan devlet şimdi de posta hizmeti sunan postaneyi ve diğer bazı bölümleri özelleştirmeye çalışıyor. Yine yukarıdaki "profesörlerden" biri, Silvio Borner "İnternet var, postaya ihtiyacımız yok" deyince posta çalışanları buna yanıt verdi. Sonntag Zeitung gazetesinin okuyucu köşesine yazan posta çalışanı Hans Meyer, "Herkesin evinde internet bağlantılı bir bilgisayar var mı? Paketlerinizi e-posta ile mi göndereceksiniz, bu mümkün mü? İş mektupları, hesaplar, faturalar, kataloglar, belgelerin aslı olan dokümanların akışını düzenleyecek bir postaya ihtiyacımız var, ama maaşını bizim vergilerimizden alan, küreselleşmeci liberal ekonomiyi savunan Silvio Borner gibi profesörlere ihtiyacımız yok" dedi. Hükümet ise posta ve demiryollarının özelleştirilmesi için halka şantaj yaparak bu da olmazsa basın yoluyla halkı maniple ederek programını kabul ettirmeye çalışıyor.

Vergi aşağılamasıYine geçen hafta, merkezi hükümetin aldığı kararda vergi indirimi yasasında zenginlere uygulanan indirimin yoksullara göre daha yüksek olduğunu, bunun haksızlık yaratıp yaratmadığını soran gazeteciye bakanlardan K.Villiger "Vergi ödemeyenlerde indirim yapılmaz" yanıtını verdi. Sabahtan akşama kadar çalışarak geçimlerini zar zor sağlayan emekçilerin, düşük ücretlerinden verdikleri vergiyi bakanın ukalaca reddetmesini devletin niteliği hakkında da ipuçları veriyor. Devletin New Yor ve Washington'da yaşanan olaylardan sonra safını hemen ABD'nin yanında belirlemesine rağmen "Le Matin" ve "20 Minuten" gazetelerinin yaptıkları anketlerde halkın yüzde 70'inin bu olaylarda ABD'nin yürüttüğü dış politika ile dolaylı olarak sorumlu olduğunu düşündüğü ve bundan dolayı da savaştan yana olmadığı ortaya çıktı. Bu anketlerde devletin savaş çığırtanlığı yaparak ABD'nin yanında saf tutan politikalarının halka bir kez daha ters düştüğü görüldü. 29/30 Eylül günlerinde Zürich ve Cenevre'de yapılan savaş karşıtı gösterilere 5000'den fazla insanın katılmasına karşın bunun hükümetin tutumu doğrultusunda basında kısa haberlerle görmesi, medyanın da güvenilirliğini bir kez daha zedeledi. Özellikle son bir ayda yaşanan olaylar gösteriyor ki; halk ile devlet ve devlet ile aynı çizgiyi tutturmaya çalışan kurumlar arasındaki uçurum giderek derinleşmekte.
www.evrensel.net