Charles Dickens

Charles Dickens'in evi

Tarihi bir sokak bu. O günden bugüne pek değişmemiş. Bodrum katlarından başlayarak daha basık olan çatı katlarıyla bitiyor hepsi. Çatı katlarının küçük pencereleri ışıldıyor.

Charles Dickens'in eviAdnan ÖzyalçınerDay-Mer'den postacı Bayram'ın eşliğinde İngilizlerin ünlü romancısı Charles Dickens'in evini görmek için yola çıktık. Hava kapalıydı, ama yağmur yağmıyordu. Otobüsle daha çok bir ticaret merkezi olan Holborn'a hareket ettik.Bindiğimiz otobüs, daha önce bindiklerimize bakarak epey kalabalıktı. Otobüsü, çoğu yöresel giysileri içindeki Afrikalılar, Çinliler, Japonlar, Hintliler, Sihler, Pakistanlılar, Bangladeşliler, Kürtler, Türkler, İranlılar bir de Kıbrıslılar doldurmuştu. Yalnız Türklerle Kıbrıslılar normal giysiler içindeydi. Bu uluslararası kalabalığın arasında bir iki İngiliz de göze çarpıyordu. Uzunca boyları, sıcakta kravatlı beyaz kolalı gömlekleri, ceketli halleriyle. Bunalınca ceketlerini çıkarıp kollarına alabiliyorlardı elbet. Benim otobüste rastladıklarım öyle yapmıştı. Çok da uzun boylu değillerdi. Aynı kalabalık içinde tayyörlü bir iki yaşlı İngiliz madamı da vardı. Giydikleri tayyör, erkeklerin ceket pantolonu gibi, resmi giysi sayılırdı. Orta tabakadan olmalarına karşın değişmez İngiliz düzenine uyuyorlardı.Otobüsün görünür yerlerine renkli afişler biçiminde basılı şiirler asılmıştı. Charles Dickens'in mahallesine giden bu otobüslere özellikle mi konulmuştu bunlar acaba diye düşündüm. Bayram'a sordum. Bütün otobüslerle trenlerde (metrolarda yani) bu türden afiş şiirler varmış. Yanına okumak için kitap almadınsa bu şiirlerle avunabilmen için konulmuş olmalı. Yolun uzunsa zamanın nasıl geçtiğini anlamaman için.Sennur, şiirlerin konuluş amacına uygun olarak onlarla oyalanırken ineceğimiz durağa varmıştık bile.1813-1870 yılları arasında yaşayan Dickens'in oturduğu sokağın adı, Doughty Street. İki yanı dört katlı tuğla yapılarla çevrili geniş bir sokak bu. Her evin bodrum katına demir parmaklıklı merdivenlerle iniliyor. Giriş katına iki basamakla çıkılan yüksek ve büyük bir kapıdan giriliyor. Her evin giriş katının pencerelerini rengârenk çiçeklerin salkım saçak sarktığı uzun saksılar süslüyor. Çiçeklerin renklerinin aşırı parlaklığı ilk anda plastikmiş izlenimini veriyor. Pencere pervazlarını boydan boya kaplayan saksıları sarkan çiçekler örttüğü için de bunların pencerelerin beton pervazlarından kendiliğinden fışkırdıkları yanılgısına da düşebiliyorsunuz.Tarihi bir sokak bu. O günden bugüne pek değişmemiş. Bodrum katlarından başlayarak daha basık olan çatı katlarıyla bitiyor hepsi. Çatı katlarının küçük pencereleri ışıldıyor. Hepsi arkalarında gölgeli küçük bir bahçeyi gizliyor.Dickens'in evi de bunlardan biri. Girişteki koridorda kesme camdan aynalı bir konsol var. Yanında küçük bir ilaç dolabı bulunuyor. Duvarda durmuş eski bir saat yer alıyor. Koridorun gölgeli bölümlerine bitimindeki küçük odadan ışıklar yansıyor. Burası, Dickens'in eski baskı kitaplarının, çeşitli anmalıkların, kartpostalların, romanlarındaki tiplerinin çizgi resimlerinin satıldığı cıvıl cıvıl bir yer. Giriş biletini de oradan alıyoruz. Oraya uğramadan giriş katındaki odalara başımızı uzatıp bakamıyorsunuz bile. Bu katta kahvaltı odası ile oturma odası bulunuyor. Odaların ikisinde de şömine var. Bu evde her oda ocaklı.Girişin üst kata çıkan merdivenlerinin başında, duvarda, Londra'nın bir zamanki batakhanesi Soho'daki bar kapılarından sökülerek getirilmiş küçük, sevimli bir denizci heykeliyle gücü simgeleyen elini yumruk yapmış iri bir kol asılı. Güçlü olanın kazanacağını anıştıran ürkütücü bir görünümü var.Merdivenleri çıktığınızda Dickens'in çalışma odası tam karşınıza geliyor. Yazı yazdığı tahta masası, meşin kaplı koltuğuyla. Bahçeye bakan bu odadan arkadaşlarıyla toplantı yapıp, sohbet ettiği cadde üstündeki geniş bir salona geçiliyor. Büyük masası, geniş koltukları, kapağı açık piyanosu, yanmaya hazır şöminesi, bir köşeye gelişigüzel bırakılmış gibi duran Dickens'in karısı Catherine'nin işleme yaptığı gergefiyle bu oda saat 5 çayı için hazırlanmış gibi duruyor. Bir kendileri eksik. Dickens'in tasarılarını yaptığı, arkadaşlarıyla tiplerinin çizimleri üzerine konuştuğu bu odada köşesinde nakış işleyen karısı da belki söze karışarak fikir veriyordu.Dickens, konularını, o günlerin ayak takımı arasından, Londra batakhanelerinden almıştı.Bugün yaşasaydı, metro girişlerinde üstlerine bir örtü çekerek oturan, sıcakta bile üşüyormuş gibi görünen uyuşturucu bağımlısı ya da evsiz barksız bu insanları mı anlatırdı? Otobüste gördüğüm o göçmenlerin yoksulluğunu mu irdelerdi? Savaştan kaçmış Londra'da başıboş dolaşan Yugoslavlardan mı söz ederdi? Bunları aklımdan geçirirken "Yoksa göçmenler bilerek mi bu tarafa geliyorlardı?" diye düşünmekten kendimi alamadım.Gülümseyerek odadan sofaya çıktım. Buradan bir merdivenle çatı katına çıkılıyordu. Önüne bir ip gerilmiş, çıkış engellenmişti. Yoksa Dickens oraya mı gizlenmişti? Gizlice oradan mı gözlüyordu gelip gidenleri? Benim düşündüklerimi mi düşünüyordu o da?Çatı katını kapattıklarına göre, görebileceğimiz son kat, bodrum katıydı. Burada çamaşırhaneyle mutfak bulunuyor. Çamaşırhanede çamaşır teknesi ile eski kömür ütüleri olduğu gibi bırakılmış. Ocak, köşede karartıklığı isi pası ile kalmış. Çamaşırhanenin yan bölümü, şarap mahzeni, kiler görevini görüyor. Çevreyi saran küf kokusu, örümcek bağlamış şarap fıçısı, rengini yitirmiş tozlu şarap şişeleriyle mahzene o günden beri el değmemiş sanki. Ya da özellikle böyle bir hava verilmiş. Yoksa yandaki kapıdan arka bahçeye çıkılıyor. Burası yeni sulanmış gibi ıslak ve güneş kokuyor.Sokak yönündeki geniş mutfak kitaplık olarak düzenlenmiş. Dickens'in bütün kitaplarının eski ve yeni baskıları ciltlenmiş olarak camlı dolaplara yerleştirilmiş. Hepsi kilit altında. Demir kollu kalın tahtadan küçük ama ağır bir kapı buradan sokağa çıkan merdiven boşluğuna açılıyor. Eskiden eve gelen öteberilerin alındığı, hizmetçilerin, uşakların girip çıktığı bu kapı, içerden kilitlenmiş olarak duruyor artık.Kitaplığın bitişiğinde bahçeye bakan küçük bir oda daha var. Eskiden hizmetçi odası olarak kullanılıyor olmalıydı. Şimdiyse yarı karanlık bir video odasına dönüştürülmüş. Dickens hakkında öğrenmek istediğiniz her şey, ışık, renk ve ses olarak küçük ekrandan yansıtılıyor.Gördüklerimizden kendi düşünce ve duygularımıza göre edindiğimiz izlenimleri bozmamak için video odasına uğramadan evden ayrıldık. Dışarı çıktığımızda bulutlar sıyrılmış, güneş açmıştı.Dickens gibi daha birçok ünlü yazarla devrimci düşünürlerin yaşadığı bu sokakta, ilk kez, pencerelerindeki saksılarda çiçeklerin kuruduğu bir ev görmek önce şaşırttı bizi. Burası bir bilgisayar şirketine aitti. Pencereden içeri bakıldığında her şey anlaşılıyordu. İçerdeki ekranların her birinden renk renk çiçek görüntüleri taşıyordu.Üzüntüyle başınızı çevirdiğinizde bitişik evin önündeki beton aralıklarından fışkıran mavi mine çiçeklerinin kapının eşiğini bir yol halısı gibi sardığına tanık olabiliyorsunuz. Başınızı yukarı kaldırdığınızda da evin penceresindeki çiçeklerin saksılarına sığmadığını görüyor, bu sokakta yaşamış yazarlarla devrimci düşünürlerin yaptıklarını simgelercesine, saçılan tohumların engellenmezse bütün sokağı kaplayabileceğini anlıyordunuz.Bu umutla hızlanarak caddeye çıktık. Caddeye çıkar çıkmaz da bizi götürecek otobüs durağa yanaştı.
www.evrensel.net