Orta Asya'da sarsılan dengeler

ABD'nin Afganistan'a yönelik muhtemel saldırısı ve bu ülkede yaşanabilecek bir iktidar boşluğu, Orta Asya'nın tümünü derinden etkileyen sonuçlar doğuracak.

Orta Asya'da sarsılan dengelerABD'nin Afganistan'a yönelik muhtemel saldırısı ve bu ülkede yaşanabilecek bir iktidar boşluğu, Orta Asya'nın tümünü derinden etkileyen sonuçlar doğuracak. Rusya, Çin ve İran'ın sınır komşuları olarak doğrudan; ABD ve Almanya (Avrupa Birliği)'nin dışarıdan müdahaleleri nedeniyle bu bölge, son on yıl içinde zaten bir cadı kazanına dönmüş durumdaydı. Şimdi, eylemlerini "terörle mücadele" adında muğlak bir çerçeve içine oturtan ABD, bundan birkaç ay öncesine kadar olanaksız görülen yeni ilişkiler, kalıcı olup olmadığı belirsiz olan birliktelikler kuruyor. Rusya'nın "arka bahçesi" olarak bilinen bu bölgedeki Özbekistan ve Tacikistan'a, yine Rusya'nın onayıyla, ABD kuvvetlerinin konuşlandığı kesinleşmiş görünüyor. İngiltere Dışişleri Bakanı'nın Tahran ziyareti ise, bir diğer sürpriz gelişme oldu. Kimilerinin, "ortak düşman teröre karşı gerçek bir uluslararası ittifak"ın doğduğunu iddia etmesine yetecek kadar ilginç bir manzara bu. Oysa başka çevreler, bölgedeki hassas ilişkilerin bir anda tepetaklak edilmesinin, Orta Asya'yı yeni bir Balkanlar'a dönüştüreceği uyarısında bulunuyor.

Türkiye yeterli değilBölge devletlerinin birdenbire karşı karşıya kaldığı sorunlara göz atıldığında, bu uyarıda haklılık payı olduğu görülüyor. ABD'nin "terörle mücadele"sinin ilk ve "gövde gösterisi" niteliği taşıyan ayağının Afganistan'a yönelik bir saldırı olduğu kabul edildiğinde, bu saldırının nereden ve nasıl yöneltileceği sorusuna yanıt bulmak gerekiyor. Ecevit hükümeti ve savaş çığırtkanı medya ağıt yaksa da, bir gerçek değişmiyor: Türkiye, Afganistan'a sınır komşusu değil. Onun muhtemel bir operasyondaki rolü, eğer "gerilla savaşında deneyimli" ordu Amerikan çıkarları için cepheye sürülmeyecekse, bir "harekât üssü" olmakla "sınırlı" kalacak. Elbette, saldırıların Ortadoğu ülkelerine yönelmesi halinde bu durum değişebilir.

Cephe ülkeleriAfganistan'ın "kuzeyden girişe uygun" coğrafi konumu nedeniyle ABD, Orta Asya'da Pakistan dışında üslenecek ülkeler bulmak zorunda. Bu zorunluluk nedeniyle; Tacikistan, Türkmenistan ve Özbekistan'a "cephe ülke" rolü biçilmiş durumda. Oysa bu cumhuriyetlerin her birinin kendine özgü siyasal, ekonomik ve güvenlik sorunları bulunuyor. Taliban rejiminin devrilmesi veya başka bir yolla oluşacak güç boşluğu, bu ülkeleri, Afganistan'dan sızmalara açık hale getirecek. Şu unutulmamalı ki, her üç ülkede özellikle güvenlik sorunları, ABD tarafından bölgesel dengeleri değiştirmek amacıyla, bugüne dek kullanılıyordu. Bugün "düşman" ilan edilen şeriatçı gruplar, tıpkı Taliban rejimi gibi, bir süre öncesine dek ABD tarafından örtülü olarak desteklenmekteydi. Dahası, yine Afganistan'a yapıldığı gibi, yaratılan çatışma ortamında "etnik" temeller aranıyor, halklar birbirlerine karşı kışkırtılıyordu. Afganistan'ın "kuzeyden girişe uygun" coğrafi konumu nedeniyle ABD, Orta Asya'da Pakistan dışında üslenecek ülkeler bulmak zorunda. Bu zorunluluk nedeniyle; Tacikistan, Türkmenistan ve Özbekistan'a "cephe ülke" rolü biçilmiş durumda. Oysa bu cumhuriyetlerin her birinin kendine özgü siyasal, ekonomik ve güvenlik sorunları bulunuyor. Tacikistan'da iç savaş, dinci grupların hükümete alınmasıyla, geçici de olsa sona erdi. Yine de, bazı bölgelerde iktidarı istikrarsızlaştıran faaliyetler sürüyor.

Ortak rahatsızlık TalibanHer üç ülke de bugüne dek, ABD baskısına kısmen boyun eğen, ancak esas olarak bu baskılara karşı Rusya'nın verdiği güvencelere dayanan bir pozisyondaydılar. Tacikistan'da iç savaş, dinci grupların hükümete alınmasıyla, geçici de olsa sona erdi. Yine de, bazı bölgelerde iktidarı istikrarsızlaştıran faaliyetler sürüyor. Taliban rejimi, kendini güvenceye almak amacıyla, Özbekistan hükümetini devirmek isteyen şeriatçı grupların arkasında olageldi. Hassas sınırlardan yöneltilen saldırılar, zaman zaman Kırgızistan ve Tacikistan topraklarına yayıldı. Bu grupları ülke dışında tutma garantisi veren Rusya, halen Afgan sınırında 10 bin civarında asker bulunduruyor. Böylece Duşanbe'deki hükümet, en kritik sorununda Rusya'ya bağımlı hale getirilmiş durumda.Tacikistan ise, Çin ile sınır komşusu ve Pekin, bu sınırda ABD birliklerini görmek istemiyor.Türkmenistan, bugüne dek Taliban ile Kuzey İttifakı arasında bir "uzlaşma" sağlamaya çalıştı, ancak başarılı olamadı. Bu ülkenin toprakları, Hazar Denizi'nden Afgan topraklarına dek kesintisiz uzanıyor. Bu nedenle ABD, en azından hava sahasını kullanmayı talep edecek. Ancak bir kara saldırısı gündeme gelirse, Türkmenistan üzerindeki baskı artacak. Çünkü 1979'da Afganistan'a yönelik Sovyet işgali, bu topraklardan başlamıştı.Strateji sitesi Stratfor'a göre, Özbekistan, Afgan sınırındaki Termez şehrinde bulunan hava üssünü ABD'ye tahsis edebilecek. Kuzey İttifakı'nın elindeki topraklara komşu olması nedeniyle, bu ülke, ABD özel kuvvetlerinin sızma operasyonları için biçilmiş kaftan.

ABD'nin torbasında neler var?ABD, bu ülkeleri "kazanmak" amacıyla neler yapacağına dair pek bir ipucu vermiş değil. Yine de uzmanlar; "askeri-istihbarat desteği, ikili ve çok taraflı krediler, mali yardım, ortak askeri operasyon vaadi ve iş bittiğinde sembolik bir resmi ziyaret" gibi "rüşvet"ler sıralıyorlar. (Yeni Küresel Savaşın Periferinde, Abid Aslam, 24 Eylül, Foreign Policy In Focus).Bunlara ek olarak, söz konusu devletlerin talepleri arasında, "güvenlik" ön planda geliyor. ABD tarafından kimi zaman "insan hakları ihlalleri" nedeniyle eleştirilen, kimi zaman "bağımsız cumhuriyetler" olarak pohpohlanan bu yönetimlerin, "güvenlik"ten ne anladığı sır değil: Diktatörlük olarak nitelenebilecek yönetimlerini sağlamlaştırmak, her tür muhalefeti "şeriatçı" kapsamına sokup yok etmek. İslam Kerimov'un Özbekistan'ında, sık sık çıkarılan aflara rağmen, 7000 siyasi tutuklu bulunuyor. Bunların çoğu, "dincilik" ile suçlanıyorlar. Muhalif bir harekete izin verilmiyor ve basın, sıkı denetim altında tutuluyor.

İnsan hakları unutuldu!Hükümetin, Afgan operasyonuna üs olmanın karşılığında talebi, bugüne dek kendi gündemini dayatmak için zaman zaman bu durumu kullanan, insan hakları raporlarında eleştiriler yönelten ABD Dışişleri'nin, artık fazla ses çıkarmaması. Öyle görünüyor ki bu talep, kabul görecek. Özbekistan'daki Amerikan eğilimli "insan hakları" gruplarından birinin yöneticisi olan Mihail Ardzinov şöyle diyor: "[ABD] bize, Kerimov'un dostluğunu kazanmak için insan haklarını satmayacağına dair söz vermişti. Ama durumun artık değiştiğini biliyoruz." (Washington Post, 1 Ekim). Tıpkı Çeçenya'da olduğu gibi, burada da, ABD'nin "insan hakları savunuculuğu"nun, gerektiğinde kullanılıp atılan bir politik malzemeden ibaret olduğunu görüyoruz.

Kerimov'un korkusu Ancak bölge devletlerinin talebi, sadece "güvenlik" ile sınırlı değil. Kerimov hükümeti, Özbekistan sınırlarında cereyan edecek bir savaşın, mülteci akını gibi yollarla ülkeyi istikrarsızlaştıracağından korkuyor: "Topraklarımız ve sınırlarımız için güvenlik garantisi almalıyız." Bir diğer Özbek yetkili, daha açık konuşuyor: "Amerika'nın bir çatışma başlatıp, daha sonra bizi o çatışmanın sonuçlarıyla başbaşa bırakmayacağından emin olmak istiyoruz."Kerimov yönetimi, bu korkusunda haksız sayılmaz; ne de olsa Makedonya, sınırlarını Kosovalı mültecilere açtığında ABD'nin övgülerine mazhar olmuştu. Ama Kosova işgalinden bir yıl sonra, ülke parçalanmanın eşiğine gelmiş bulunuyor.

İlginç bir tesadüfİşin ilginç tarafı, ABD, "bugünleri görmüşçesine", Özbekistan'a yönelik insan hakları eleştirilerini dikkat çekici bir biçimde azaltmıştı. Ülke, Dışişleri Bakanlığı'nın "din özgürlüğünün saygı görmediği ülkeler" listesine, 2000 yılında girmedi. Bakanlığın 2001 yılı için hazırladığı listede de yok. Dahası, Bush yönetimi, geçtiğimiz ay Kongre'de yaptığı konuşmada, bugüne dek zaman zaman sırtı sıvazlanan Özbekistan İslami Hareketi'ni (ÖİH) "terörist tehdit" olarak niteledi. Bush, ÖİH'nin "Usame Bin Ladin'le bağlantılı" olduğunu söylüyordu. Özbekistan, Tacikistan ve diğerleri ile, Rusya'nın "koşullu desteği" ile sağlamlaştırılan ilişkilerin hangi yöne gideceğini şimdiden söylemek güç. Ancak bu ilişkiler, Kafkasya'nın diğer devletlerini endişeli bir bekleyişe sürüklemiş durumda.

Rusya güç kazanabilirErmenistan, Azerbaycan ve Gürcistan, kendilerini her zamankinden daha çok savunmasız hissediyorlar. Uzmanlara göre, özellikle ABD-Rusya ilişkilerinde yaşanacak değişiklikler, bu ülkelerdeki rejimlerin varlığını dahi tehdit edebilecek. Bu bölgelerin geleceğine dair yapılan ilginç bir saptamayı aktarmak gerekiyor: "Batı'nın Çeçenya'daki Rus politikalarına yönelik tutumu, belirgin bir değişim içinde. Moskova, burada yürüttüğü askeri saldırılarda çok daha serbest olacak. Bölgedeki birçok güç, bu değişikliğin, ABD'nin Kafkasya'daki çıkarlarını zayıflatırken, Rusya'nınkilerini güçlendireceği görüşünde." (Richard Giragosian, 29 Eylül, Eurasia.net)

Enerjide yeni olasılıklar"Terörle mücadele" konseptinin, petrol rotalarında yeni değişiklikleri gündeme getirme olasılığı da, gözardı edilmemeli. Giragosian şöyle diyor: "Bugüne dek Kafkaslar'da odak noktası, Hazar Havzası enerji kaynaklarının gelişmesiydi. ABD, büyük bir oyuncu olarak Bakü-Ceyhan boru hattı için bastırıyordu... Ancak bu odak, şimdi güvenlik ve istikrar arayışına yöneldi. Kafkaslar için bu, bölgesel güçlerin (Rusya, İran ve Türkiye) geleneksel jeopolitik dengesinin değişmesi demek... ABD, geniş bir anti-terör koalisyonu oluşturma çabasında, İran ve Rusya ile yeni işbirliği alanları arıyor. Bu yeni alanlar, bölgesel enerji geliştirilmesi ve nakliyesinin koordinasyonunda ek dürtüler demek. Yine bu işbirliği, ABD'nin, bazı enerji pozisyonlarında taviz verebileceği anlamına geliyor." (agy)

Kazananlar, kaybedenlerMoskova, Tahran ve Washington arasında, "Rusya'ya eğimli" bir denge politikası güden Ermenistan'ın, bu politikanın meyvelerini toplayarak önemini artırabileceği konuşuluyor. Bu da, Azerbaycan için iyi haber değil. Bugüne dek uluslararası politikasını "Hazar kartı" üzerine oturtan Azerbaycan yönetimi, Ermenistan'ın güçlenmesi karşısında oldukça huzursuz. Gürcistan da, Çeçenya sorununda Rusya'ya verilebilecek tavizler nedeniyle, "kaybedebilecek" ülkeler arasında bulunuyor. Ancak Şevardnadze hükümetinin Rusya ile ABD arasında kurduğu "ABD lehine" hassas dengenin bozulması durumunda, hiç akla gelmedik bir diğer oyuncu, Almanya, birdenbire nüfuzunu olağanüstü ölçüde genişletebilir.Denilebilir ki, şu anda Kafkasya ve Orta Asya için her olasılık tartışılıyor. Bu olasılıkların, pamuk ipliğine bağlı bölgesel dengeleri ne yönde değiştireceği, önümüzdeki günlerde belli olacak.
www.evrensel.net