Savaşın da hukuku var

Savaşın da hukuku var

İstanbul Barosu tarafından düzenlenen "Terör, ABD, Savaş, Türkiye" başlıklı etkinlikte konuşan hukukçular, ABD'ye yapılan saldırı sonrası gelişmeler hakkında hukuki ve siyasi değerlendirmelerde bulundular.

Savaşın da hukuku varİstanbul Barosu tarafından önceki gün düzenlenen toplantıda, ABD'ye yapılan saldırı sonrası yaşanan gelişmeler hakkında hukuki ve siyasi değerlendirmelerde bulunuldu. "Terör, ABD, Savaş, Türkiye" başlıklı etkinliğe Prof. Doğu Ergil, Prof. Baskın Oran, Prof. Aslan Gündüz, Doç.Dr. Turgut Tarhanlı, Yrd.Doç. Dr. Gökçen Alpkaya, Dr. Soli Özel ve Eski Dışişleri Bakanı İlter Türkmen konuşmacı olarak katıldı. İstanbul Barosu Başkanı Yücel Sayman, ABD'ye yapılan saldırının kimden gelirse gelsin kabul edilebilir olmadığını, terör olaylarının sona erdirileceği bir toplum düzeni istediklerini ancak ABD'nin uygarlıklar arası savaş temelleri atmasına da karşı olduklarını vurguladı. Sayman, ABD'nin terörü besleyen bir devlet olduğunun da altını çizdi. Birleşmiş Milletler (BM)'in 1948 yılında devletlerin elinden savaş yetkisini almak için kurulduğunu hatırlatan Sayman, BM ile devletlerin şiddet kullanmasının yasaklandığına ancak bu kuralların sadece bazı devletler için geçerli sayıldığına dikkat çekti.

Yargısız infazABD'nin şiddet kullanmanın hukuki yollarını aradığını belirten Sayman, "Düşman belli olmadan şiddet kullanma hakkını kendinizde görürseniz, bu yargısız infaz olmuyor mu?" diye sordu. Şiddet kullanma yasaklarının ihlal edildiğini vurgulayan Sayman, Türkiye hükümetinin ABD'yi kayıtsız şartsız desteklemesini de eleştirerek, savaş kışkırtıcılığı yapmanın da yasal olmadığını kaydetti. "Ekonomik çıkarlar elde etmek için savaş ilan ederseniz bu yasaktır" diyen Sayman, terörle mücadele adı altında özgürlüklerin sınırlandırılmasını da eleştirerek, birey özgürlüklerinin ortadan kalkması durumunda demokrasiden söz etmenin mümkün olamayacağını vurguladı.

Şiddet şiddeti doğuracakYücel Sayman'ın ardından söz alan Baskın Oran ise ABD'nin küreselleşmenin simgesi olduğunu ve 11 Eylül'de yapılan saldırının küreselleşmeye karşı bir tepki olduğunu belirtti. Oran, "ABD egemenliğini kabul ettirmek için Afganistan'ı vuracaktır. Hegemon devletinin koşullarından biri ısırılmamaktır. ABD ısırıldı ve önümüzdeki günlerde şiddet şiddeti doğrucak. Binlerce Ladin ortaya çıkacak" şeklinde konuştu. Oran, ABD'nin esasta teröre karşı olmadığını da vurguladı. ABD'ye yapılan saldırının ardındaki gelişmeleri devletler hukuku açısından değerlendiren Gökçen Alpkaya da, saldırının siyasal bir sorun olarak algılandığını belirterek, "11 Eylül saldırısını binlerce sivilin ölümüyle sonuçlanan bir saldırı olarak tanımlarsak, bu saldırıda silahlı çatışma söz konusu değildir. Uluslararası hukukta saldırıyı tipik bir terörist saldırı olarak nitelendirebiliriz. Ancak uluslararası hukukta terörün tanımı açıkça yapılmamıştır" dedi. Saldırıyı gerçekleştirenin belirsiz olduğuna dikkat çeken Alpkaya, barışçıl bir çözümün mümkün olduğunu ancak ABD'nin bu yola başvurmadığını ifade etti.

NATO kararı siyasiABD'nin saldırının faili konusunda makul bir kanıt göstermediğini belirten Aslan Gündüz de ABD karşısında bir devlet olmadığının ve saldırının zanlısı ilan edilen Ladin'in de devlet temsilcisi olmadığının altını çizdi. Turgut Tarhanlı NATO'nun kararının siyasi nitelikte bir karar olduğunu ifade ederken, Soli Özel ise devletlerin "kana kan, intikam" anlayışıyla hareket etmesinin kabul edilemeyeceğini vurguladı. Özel, dünyayı bekleyen tehlikelere işaret ederek, uygarlık savaşı bağlamında kutuplaşmalar yaşanacağının altını çizdi.

Türkiye piyon olmamalıProf. Dr. Doğu Ergil de yaptığı konuşmada şunları söyledi: "Terörizmde, saldıran ve saldırılan, eylem ve onun niteliği vardır. Eylemin taşıdığı mesaj vardır. Saldıranın amaçları doğrultusunda gerçekleştirilmek istenen bir çıkar, amaç ve strateji vardır. Burada saldıran var, fakat kimliği belli değil. Saldırılan ve hedefler belli. Fakat, mesaj biraz bulanık. Küreselleşmeye ve onun merkezi olan ABD'ye mi saldırılıyor? ABD dış politikasından mağdur olan ülke veya halkların faili olduğu bir olgu mu bu? Ve ne değiştirilmek isteniyor? Çünkü terörist eylemin muhakkak bir değişiklik amacı vardır." Türkiye'nin, hem kendisinin geleceği, hem "kendisini temizleme" açısından uluslararası terörizmle mücadele süreci içinde yer alması gerektiğini savunan Ergil, ancak Türkiye'nin başkasının yazdığı bir senaryo içerisinde figüran rolünü kabul etmemesi gerektiği üzerinde durdu. En az 10 yıl sürecek "terörizmle mücadele" sürecinde bazı uluslararası sorunların da "halledilmeye" çalışılacağını belirten Ergil, "Bu uyuşmazlıklar, İsrail-Filistin, Kıbrıs, Keşmir, Kuzey Irak. Bunlardan ikisi Türkiye'yi ilgilendiriyor. Türkiye bu uyuşmazlıkların kendi aleyhine çözülmesine karşı çıkabilmek için olumlu bir rol oynamalıdır. Bunun için planı, programı ve stratejisi olmalıdır" şeklinde konuştu. Ergil Türkiye'nin "Terörizmle mücadele ediyorum" diye piyon durumuna düşmemesi gerektiğinin altını çizdi. src=/resim/b1.gif width=5>
Başa dön


Cezaevinde tecavüz gizlendiHacer YücelKocaeli F Tipi Cezaevi'nde işkence ve coplu tecavüze maruz kalan Hüseyin Kızıltoprak, işkence gördüğüne ilişkin raporlar ve ifadelerine karşın hastaneye sevk edilmiyor. Sevk edilmediği için de maruz kaldığı insanlıkdışı olayı kanıtlayamayan Kızıltoprak'ın suç duyurusu üzerine başlatılan soruşturmada savcılık "takipsizlik" kararı verdi. Kızıltoprak'ın avukatı Ercan Kanar, tecavüzün halen kanıtlanabileceğini belirterek, Kızıltoprak'ın İstanbul Tıp Fakültesi Hastanesi Psikotravma Merkezi'ne sevk edilmesini istedi.32 kişinin hayatını yitirdiği, 19 Aralık Operasyonu'nun ardından Hüseyin Kızıltoprak da Ümraniye Cezaevi'nden, Kocaeli F Tipi Cezaevi'ne gönderildi. Kızıltoprak, sevk sırasında jandarmanın coplu saldırısına maruz kaldı. Bu uygulamalar Kocaeli F Tipi Cezaevi'ne getirildiğinde de devam etti. Kaba dayak atıldı, jandarma ve infaz koruma memurları tarafından copla tecavüze maruz kaldı.

Rapora rağmenKızıltoprak bu olayın ardından avukatı Ercan Kanar aracılığı ile hemen Kocaeli Cumhuriyet Başsavcılığı'na başvurarak, coplu tecavüze ve kaba dayağa maruz kaldığını ve sorumlular hakkında dava açılmasını istedi. Kızıltoprak, Kocaeli 2 No'lu F Tipi Cezaevi Müdürlüğü'nde görevli doktor Nedim Gökçeler, Nazım Çelik ile Operatör Doktor Mehmet Karanfil tarafından 23 Aralık 2000 tarihinde muayene edildi. Verilen raporda, Kızıltoprak'ın muayene sırasında şuurunun açık olduğu, göğüs ve karın bölgesine büyük bir darbe aldığı, ayrıca tüm vücudunda çürüklerin bulunduğu kaydedilerek tam teşekküllü bir hastaneye kaldırılması gerektiği belirtildi. Ancak rapora ve şikâyetine rağmen Kızıltoprak hastaneye sevk edilmedi.

Dosya ordan oraya Kızıltoprak'ın şikâyetinin ardından dosyayı inceleyecek bir kurum bulunamadı ve dosya kurumlar arasında bir ay boyunca ordan oraya gidip durdu. Kızıltoprak dosyası için Kocaeli Cumhuriyet Başsavcısı önce doktor raporunu dikkate almayarak yetkisizlik kararı verdi. Sonra da dosyayı yetkili Kandıra Cumhuriyet Başsavcılığı'na gönderdi. Kandıra Cumhuriyet Başsavcılığı 12 Şubat 2001 tarihinde Kandıra İlçe Jandarma Komutanlığı'na bir yazı yazarak Kızıltoprak'a işkence yapan jandarmaların kimlik ve adres bilgilerini istedi. Komutanlıktan savcılığın istediği bilgiler gelmedi, savcı da bu konuda ısrarcı davranmadı. Cezaevi savcılığı da 21 Şubat 2001 tarihinde Kocaeli Cumhuriyet Başsavcılığı'na yazı yazarak "Kötü muamele ve işkence yapılmamıştır" dedi.Kızıltoprak ilk muayeneden yaklaşık 4 ay sonra 30 Nisan 2001 tarihinde Kocaeli Adli Tıp Şube Müdürlüğü'ne gönderildi. Kızıltoprak burada da kaba dayağa ve coplu tecavüze maruz kaldığını söyledi. Tecavüz olayını dikkate almayan Adli Tıp uzmanları, verdikleri raporda Kızıltoprak'ın vücudunda çeşitli yerlerinde iyileşmemiş ve eski olduğu belirlenen yaraların bulunduğunu söylediler. İlk raporu dikkate almayan savcılık bu raporu da dikkate almadı ve 27 Temmuz 2001 tarihinde dosya hakkında takipsizlik kararı verdi. Takipsizlik kararına büyük bir tepki gösteren Avukat Ercan Kanar, takipsizlik kararının gerekçesiz ve soyut olduğunu söyleyerek, yeterli bir inceleme yapılmadan böyle bir kararın verildiğini söyledi. CMUK öğretisi ışığında olaya bakıldığında ortada ciddi bir suçlama ve bunu destekleyen ciddi kanıtların olduğunu belirten Kanar, savcının yeterli özen göstermemesini de eleştirdi. Kanar, takipsizlik kararına itirazda bulundu.
www.evrensel.net