Avrasya tahtasında

Avrasya tahtasında

   diplomatik hamleler

Avrasya tahtasında diplomatik hamlelerHaber Analiz - Bülent TütmezAmacı ve uygulayıcısı tam olarak netleştirilemeyen sosyal olaylarda 'sis bulutundan' seçilebilen emareler yerine, olayın öncesi ve sonrası arasındaki gerilim analiz edilerek daha anlamlı sonuçlara ulaşılabilecektir.11 Eylül sonrası ABD'nin, kuyruğuna basılmış uyuz köpek (Sayın A. Çubukçu'nun diline sağlık) gibi etrafına saldırmasıyla eşzamanlı olarak dünya genelinde topyekûn diplomasi trafiğinin artmış olmasını, yapılacak analizlerin en belirgin yol göstericisi olarak kabul etmek gerekiyor.

AB-Rusya yakınlaşmasıHer şeyden önce, henüz 10-15 yıl öncesinde düşman saflarda yer alan Almanya ve Rusya arasındaki ilişkinin 11 Eylül sonrası ve Afganistan'a olası müdahale öncesi Putin'in Federal Meclis'te konuşma yapma düzeyine gelişi; bugün baktığımız noktada aslında sınırların ve blokların çöktüğüne kanıt oluşturmaktan ziyade, 'yeni bloklaşmaların' işareti olarak değerlendirilmelidir. AB'nin temel belirleyicisi Almanya, 11 Eylül sonrası Fransa ile birlikte oldukça temkinli bir politik tavır takınarak ABD'nin manevra alanını daraltmakla kalmamış, ABD'yi 'felç durumda' tutarak (Olayı NATO içinde sindirerek) Rusya ve AB'ye manevra olanağı da sağlamıştır.Putin iktidarıyla beraber net olarak beliren Almanya-Rusya yakınlaşması, soğuk savaş perspektifleriyle (analiz argümanlarıyla) çözümlenemeyecek kadar yeni ve çok yönlü bir ilişki olarak gelişti. Bu diyalog; ticari-ekonomik ve askeri (AGSK-BDT) pek çok boyutu olan -fakat henüz olgunlaştırılamamış- bir geçişi hazırlamaya dönük olup, bir 'gizli platform' özelliği taşımaktadır.Aslında bu son buluşma; bir yönüyle de ABD'nin Yeni Dünya Düzeni'ni 'kendilerinden bağımsız yapılandırma' girişimine tavır olarak da değerlendirilebilir.11 Eylül sonrası 'yeni emperyalist paylaşım konseptini' yorumlayan Galatasaray Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölüm Başkanı Doç. Dr. Beril Dedeoğlu şu tespiti yapmıştı: "ABD tansiyonu yükselttikçe ve zaman geçtikçe, bloklar ve ittifaklar daha açık görülmekte. Aslında bu yeni dönemde ABD, düşmanını daha net olarak tanımlayabilecek verilere kavuşmuş oluyor." Bu analize katılmakla birlikte; artık AB, Rusya ve Çin'in de ABD'nin gücünün sınırlarını görebilme ve bu 'sabık' emperyalist mite karşı 'tuzaklar hazırlayabilme' olanağına kavuşmuş olduklarını eklemek gerekiyor.

Çin'in tutumuSon yıllarda ekonomik kalkınma düzeyi ile dikkat çeken, ABD'nin casus uçağını indirerek bu 'en büyük emperyalisti' tehdit edip prestijini artıran Çin; Asya'nın tek hakimi olmak yerine, Rusya ile stratejik ortaklık anlaşması imzalayarak etkinliğini bir başka düzeye taşımıştı. Çin, dünyanın 'en büyük insan gücüne sahip ülkesi' olmasının yanı sıra, 11 Eylül tarihine kadar askeri-ekonomik en güçlü küresel güç olmaya da aday durumda bulunuyordu.Birçok stratejist ve öğretim üyesi buradan hareketle Afganistan'a ABD müdahalesini değerlendirirken, bu müdahalenin büyük ölçüde Çin'i hedef aldığını belirtiyor ve 11 Eylül'ün ABD'nin 'işine geldiği' değerlendirmesini yapıyorlar.Öncelikle Çin'e yönelik bir ABD manipülasyonunun olduğunu ve bunun 'jeopolitk dinamikler' üzerinden yürütüldüğünü belirtmek gerekiyor. Daha açık bir ifadeyle, Asya'daki dört sıcak nokta olan Tacikistan, Kırgızistan, Özbekistan ve 'malum' Afganistan'ın Çin ile Ortadoğu-Kafkasya bölgesi arasındaki 'set'i oluşturdukları ve bu bölgeye aşağıdan bindirme yapabilecek Hindistan'ın da katılımıyla, bir 'kalıcı seddin' Çin'e karşı örülmeye çalışılması, belirgin ABD planının ana ekseni olarak ortaya konulmaktadır.Yine de şu anda sessiz kalan Çin'in bu yönelime izin verebileceği beklenmemelidir. Özbekistan'ın Orta Asya'daki bölgesel hayalleri ve bugün üstlendiği 'işbirlikçi rol', ancak Afganistan'a yapılacak ABD'nin 'meşru müdafaa saldırısı' süresince anlam taşıyor. Çin önümüzdeki dönemde, ABD'nin bölgeye on yıl süreyle (terörle mücadele için asgari süre) yerleşerek etkinlik kurmasına izin vermeyeceği gibi, kırılma noktası ülkelere karşı (Kazakistan ve Özbekistan) 'gerginlik stratejisi' izleyebilecektir.

İki net kazanım11 Eylül; Füze Kalkanı Projesi'nin geçerliliğini azaltmasının yanı sıra, Çin'e Tayvan üzerinde hakimiyet kurma (terör konsepti çerçevesinde) olanağı da tanımıştır. Bu iki önemli sonuç, Çin'in henüz diplomasi yürütmeden elde ettiği iki 'net kazanım' olarak önem taşıyor. Unutulmaması gereken; Çin'in; hazırlık yaptığı manevralarıyla siyaset sahnesine çıktığında, uzmanların (!) beklediğinden farklı -ve 'kendiliğinden kazanımlarını' aşacak önemde- manevralar yapabilecek bir güç olduğudur.Aslında Asya'nın güneyine ilişkin -henüz gözden kaçırılan- en önemli riskler; Çin-Kazakistan ve Çin-Hindistan muhtemel sınır gerginlikleridir. Çin ile Hindistan arasındaki çekişme büyük ölçüde Çin'in 'toprak talebine' dayalı olup, ABD'nin Hindistan politikasına bağlı olarak 'iki çok nüfuslu nükleer gücü' karşı karşıya getirebilecek önemdedir.

Yeni Güvenlik SistemiABD'ye yapılan saldırıların organize bir şekilde gerçekleşmesi ve hedef-sonuç ilişkileri itibariyle çok büyük boyutlarda olması nedeniyle, olayın uluslararası bağlantılarının olması (devlet ya da devletler ittifakı) ihtimal dahilindedir. Gelişmelere ve aradan geçen süreye bakıldığında, sınırların değişeceği bir 'yeniden yapılandırma' olası görünmemektedir. Bunun yerine özellikle ABD'nin Avrasya politikasına uygun bir 'güvenlik sistemi' projesi hayata geçirilebilir.Bu güvenlik sisteminde Çin'le sürtüşmeyi göze alamayacak olan ABD, (Çin'le gerginlik oluşması, Japonya ve Kore'yi de etkileyecektir) Çin ve Rusya'nın da dahil olduğu ve 'terörizm retoriği' çerçevesinde şekillenmiş olan bir Trans-Avrasya Güvenlik Sistemi'ni önerebilecektir. Buna Rusya'nın sıcak bakabileceği görülürken, Çin'in bazı çekincelerini (ABD'nin Afganistan'ı kalıcı işgaline dair) dile getirmesi sürpriz olmamalıdır.Öte yandan, Afganistan'a gerçekleşen saldırı sonrası denklemlerin Ortadoğu-Kafkasya eksenine kayması ile birlikte Rusya-Almanya yakınlaşmasının 'belirleyici hale geleceği' söylenebilir. Boru hatlarını ve işbirlikçi Arap-İslam ülkelerini tehlikeye atmak anlamına gelebilecek bu 'yeni risk dönemine' kapılmak istemeyen ABD'nin zamana yayılmış 'diplomatik işgal' seçeceğini strateji olarak kullanması daha akılcı görünüyor.Burada en önemli nokta; Ortadoğu'da atılacak her yanlış adımın ve cepheleşmenin İsrail'i 'topun ağzına getirecek' olmasıdır. AB ve Rusya'nın İsrail'i savunmayacaklarını geçtiğimiz aylarda Ariel Şaron'un bu ülkelere gerçekleştirdiği ziyaretlerde ifade etmiş olmaları, ABD'nin etkinliğini sınırlayan en önemli parametre olarak belirleyici önem taşıyor.
www.evrensel.net