'Savaş, bizim fabrikaya benziyor'

Yılın 9 ayı günde 17 saat çalışan ve yaptıkları sefer başına prim alarak rekabete zorlanan hazır beton işçileri, savaşı, bir fabrikadaki koşullara benzettiler.

'Savaş, bizim fabrikaya benziyor'Tacim Coşgun - Tugay BekHazır beton sektöründe çalışan ve çoğunluğu şoför olan yaklaşık 3000 işçi bütün kaza riskine rağmen günde 17 saat çalışarak ekmeğini kazanmaya çalışıyor. Mikserlerle getirilen çimentonun inşaatın temeline düzenli bir şekilde dökmekle görevli operatör, vinç ve mikserlerin bakımından sorumlu bakımcılar ve çimentonun taşınmasından sorumlu şoförlerden oluşan hazır beton çalışanları, sadece güneşli ve açık havalarda çalışabiliyorlar. Bir fabrikadan çok şantiyeyi andıran işyerlerinde, çimento pompaları ve bazılarında özenle yapılmış güvenlik kulübeleri dışında, yapılar neredeyse harap durumda...Dinlenmek için yapıldığı varsayılan ancak işçilerin tabiri ile "eşeğin bile girmekte zorlanacağı" çay ocağında ortaya konulmuş masa üzerinde bulunan boya kutusunun içinde şekeri bulmak zaten durumu anlamaya yetiyor. Yıkık dökük bu barakanın içinde tanıması güç bir ocak ve oturaklar dışında da bir şey bulmak güç... Neredeyse her işyerinde birkaç tane bardak var ve bütün işçiler sıra ile aynı bardağı çalkalayarak kullanıyorlar. Birlik Beton, Ankara'da kurulu hazır beton şirketlerinin en büyüklerden birisi. Bizi mikserine alarak betonu dökeceği yere doğru hareket eden şoförlerden Nurettin Yıkılmaz, sıkıntılarını anlatıyor: "Yılın neredeyse 8 ayı gece gündüz çalışıyoruz, elimize geçen 250 milyon lira. Adam el altından milyarları dakikada götürüyor. Ben çocuğuma önlük alabilmek için bir ay bekliyorum. Öte yandan eve en erken akşam 10.00'da gidiyoruz. Böyle bir adamın sosyal yaşantısı olur mu, olmaz. Yani en başta düşünmemi engelliyorlar. Zaten gerisi kolay..."

'Savaş falan, hepsi yalan' Dört yıl Polatlı'da Ülkü Ocağı başkanlığı yaptığını, bugün MHP'nin Türkeş'in partisi olmadığını savunan Yıkılmaz, bakanların yolsuzluğa karıştığını, verilen sözlerin tutulmadığını ve herkesin aynı durumda olduğunu anlatıyor. Yıkılmaz, savaşa bakışını sorduğumuzda ise, "İnsanların düşüncesi ne olursa olsun bu ülkenin savaşı bizi bölmelerine izin vermememiz lazım. Şimdi de görünürde dinler savaşı gibi gösteriliyor. Ancak maksat başka, Amerika kendi elindeki yeraltı zenginliklerini bitirmek istemiyor. Yoksul ülkeleri kendi elinin altına alarak onların yeraltı zenginliklerini sömürecek. Bu gerçek dışındaki her şey; savaş falan hepsi yalan..." diyor. Hükümetin ABD önünde diz çökmek zorunda olduğunu, çünkü parayı onlardan aldıklarını, bu yüzden de ABD'ye el açmak zorunda kalındığını anlatan Yıkılmaz, ülkeyi kalkındırmadan, ABD'nin önünde dik vaziyette durmanın mümkün olmadığının altını çiziyor.Operatör Ercan Demirhan, iş yoğunluğu ve sürekliliği nedeni ile çok fazla konuşamıyor ama sadece, "Gidişat kötü bu sene artık geçti ama önümüzdeki sene daha kötü olacak. Zengin zenginliğini bir kat daha artırdı, yoksulluk da aynen bir kat daha arttı" demekle yetiniyor. Tabii bir de savaşa Türkiye'nin girmemesi gerektiğini ekliyor. Mikser şoförü Mümtaz Yıldırım ise doğrudan savaş üzerine konuşmak istiyor, "Benim dedem 7 yıl seferberlikte askerlik yapmış aç susuz. Çöllerde karınlarını doyurmak için hayvanların dışkılarının içindeki arpaları yiyerek hayatta kalırlarmış. Kıbrıs harbinde de analarımız yavrularımız öldü. Bize şimdi konuşurken bu kolay geliyor. Daha barışçıl yollar denenebilir" diyor ve ekliyor, "Bu ülkeyi bu hale getirenler utansın bizim alnımız ak."

Savaş ve fabrika Birlik Hazır Beton'dan daha az kapasitede olan ve daha az iş alan Şerbetçi Hazır Beton'da da işçilerin sıkıntıları hemen hemen aynı. "Savaş aynen bizim fabrikaya benziyor" diyen Hızır adlı bir işçi, "Bizde de patron daha fazla kâr ve çıkar uğruna bizleri kapı önüne koyabiliyor, yani kendince aykırılıkları temizliyor. Ya da biz işçileri birbirine düşürerek birliğimizi bozuyor ve kardeşi kardeşe düşürüyor. İşte Amerika'nın bugün yaptığı tam da budur. Dünyanın patronu işine gelmeyeni dünyanın kapısına koyuyor, diğer bütün ülkelerle ilişki kurmasını yasaklıyor. Ya da yanı başındaki komşuları bile birbirine düşürerek kendisini sağlama alıyor" diyerek işyerinde de kendileri bir araya geldiklerinde ya da haklarını aradıklarında aynı durumla karşılaştıklarını hatırlatıyor. Sabah saat yediden akşamın onikisine kadar çalıştıklarını söyleyen İsmet Yaldız da Türkiye'nin savaşa girmemesi gerektiğini, aksi taktirde durumlarının daha da kötü olacağını dile getirerek, kardeşin kardeşi vurmaması gerektiğini söylüyor. Ama, "Zaten Amerika'nın kölesiyiz iyice köleleştirmeye uğraşıyorlar" demeyi unutmuyor. İş yerindeki sıkıntıları, kışın işlerinin özelliği gereği biraz daha rahat olduklarını anlatan bakımcı Yüksel Karınlı, 8-9 ay boyunca ayda sadece iki gün ve günde sadece 7 saat dinlenmek için izin verilmesine öfkelenirken, savaş konusunda ise yıllardır terör konusunda Türkiye'nin sesinin duyulmadığını, iki kulenin yıkılması ile teröre karşı olunduğunu hatırlatıyor, ancak, "Ben savaşa karşıyım" diye ekliyor.Evli ve iki çocuk babası olan Kemal Yurt ise hem çok çalışmaktan hem de maaşlarının düşük olmasından yakınarak, birkaç defa hep birlikte sıkıntıları dile getirdiklerini ama işyerinde güvensizlik olduğunu söyleyerek, "Patron öne çıkanları öğrenip kapının önünü gösteriyor, bir şey yapamıyorsun" diyor. Ülkenin bu duruma düşmesinin baş sorumlusu olarak yöneticileri gösteren Yurt, IMF'nin sömürü anlamına geldiğini, buna rağmen bu örgütün icraatlarına izin verildiğini belirtiyor. Savaş konusunda, "ABD daha önce bugün beğenmediği adamlara yardım ediyordu, şimdi ise aynı adamlara karşı savaş açıyor, ellerinde bir kanıt yok. Bence Türkiye üslerini kullandırmamalı" diyerek son noktayı koyuyor.
www.evrensel.net