Batı ile kavgasız 'Kürt partisi'

Farklı siyasi çevrelerin ve kadroların ortaklığı olarak; yeni bir toplumsal proje çerçevesinde birliği yeterli görüyoruz. İktidarı paylaşmaya çalışacağız.

Batı ile kavgasız 'Kürt partisi'Sultan ÖzerAbdülmelik Fırat'ın başkanlığında kurulması hazırlıkları süren "Kürt partisi"nin tüzük ve program çalışmaları bu ay sonu netleşecek. Her ne kadar parti girişimini temsil eden kişiler, kendilerini "Kürt partisi değiliz" diye ifade etseler de, kurucu kadroları, söylemleri ve tüm politikalarının merkezine koydukları "sorun" gözönüne alındığında, karşımıza bir "Kürt partisi" çıkıyor. Farklı grup ve eğilimleri barındıran partide Demokrasi ve Barış Partisi (DBP)'nden Kürt liberallerine, kapatılan Demokratik Kitle Partisi (DKP) çevresinden eski SHP'lilere kadar çeşitli grupları içinde barındırıyor. Bu gruplardan DBP, yeni partiyle birlikte kendisini feshetmeye hazırlanıyor.Abdülmelik Fırat, DBP Genel Başkanı Yılmaz Çamlıbel ve İbrahim Güçlü gibi parti hazırlıklarının önde gelen isimleri, yeni partinin "Ben Kürt'üm" diyen her görüşten insanı kapsayacağı iddiasında; ancak, söz konusu farklı grupların aynı çatı altında nasıl bir arada olabilecekleri konusunda net yanıt bulmak güç. Şimdilik bu konuda ipucu verebilecek şey, tüzük ve program çalışmaları. Tüzük çalışmaları halen devam ediyor; belli olan ise genel başkanın görev süresinin iki dönemle sınırlandırılması. "Lider partisi değil kadro partisi olmak" adına, genel başkanlıkta "nöbet değişimi" modeline gidilirken, diğer yönetim organlarında böyle bir uygulama olmayacak. Belki en önemli tartışma konusu ise, kurulmakta olan partinin Avrupa Birliği (AB) ve ABD ile ilişkiler konusundaki görüşleri. Parti girişiminin kurmaylarından, 12 Eylül öncesi Rızgari grubu içinde önemli görevler üstlenmiş bulunan İbrahim Güçlü, "Bizim partimiz ABD ile kavgası olmayacak bir parti olacak" diyor. Güçlü'nün belirttiğine göre kurulacak parti, "Çağdaş dünyayla, ABD ve AB ile bütünleşen bir parti" olacak. Güçlü de, parti girişimi içindeki diğer grup temsilcileri gibi, kapsayıcılığa vurgu yapıyor: "Yenilikçi, değişimci, çoğulcu, sistemi demokratikleştirecek ve Kürt sorununu çözebilecek bir toplumsal projeyi benimseyen liberallerden, sosyal demokratlardan, sosyalistlerden, demokrat insanlardan oluşacak bir parti olacak." Bu söylem ve "ideolojisiz parti" yaratma iddiasının yanında, herkesin ağız birliği ettiği ikinci konu da, batıyla uzlaşma ve işbirliği... ABD ve AB'nin politikalarına itirazlar, serzenişler dillendirilse de, genel bir karşı çıkış veya mücadele iddiası yok. İbrahim Güçlü, içinde yer alacağı partinin biçimi, ilkeleri ve çeşitli konulardaki yaklaşımlarıyla ilgili sorularımızı şöyle yanıtladı.

Partiniz siyaset sahnesine nasıl bir giriş yapacak? Örneğin, bazı milletvekilleriyle ilişkileriniz var mı? Kurucular arasında milletvekilleri yer alacak mı?Bazı milletvekilleri ile görüşüyoruz. Ancak, bugünkü aşamada mevcut siyasi kültürü, çıkar ilişkilerini, siyaset bileşkesini, Kürtlerin sosyo-psikolojik konumlarını ve partilerde milletvekili olan arkadaşların birebir koşullarını gözönüne aldığımız zaman kısa vadede bu partiye, mevcut düzen partilerindeki milletvekillerinin gelebileceğini tahmin etmiyorum. Çünkü herkes önümüzdeki dönem yeniden milletvekili olma hesapları yapıyor. Bizim parti kısa vadede bir "misyon partisi" olacak. Yani belirli bir programın hayata geçmesi için kendisini anlatan, anlatmaya çalışan bir parti olacak. O bakımdan bizi, kısa vadede seçimlerden sonuç alabilecek bir parti olarak düşüneceklerini zannetmiyorum.

Bu söyleminiz, bir "fikir kulübünü" mü işaret ediyor? Hayır, kesinlikle fikir kulübü değil. Tersine, o programı hayata geçirecek, belki de geçmişten daha farklı bir eylemliliği düşünen bir parti. "Misyon"dan kastım bir düşünceyi üretmek değil, bir düşünceyi hayata geçirmek. O programı, o toplumsal projeyi... Ama kısa vadede seçimlerde sonuç alınması konusunda çok iyimser değilim. Partimiz, elbette seçimlere katılacak. Seçime katılırken tabi ki, ittifaklar da düşünülür.

Bambaşka dünya görüşlerinden, gruplardan gelen insanların birliği nasıl sağlanacak?Abdülmelik Fırat, DKP ve DBP çevresinden gelen arkadaşlar var; bir de '80 öncesi Kürt siyasal hareketi geleneğinden gelenlerimiz var. Sosyalizmi revize edenler, kendilerini sosyalist olarak ifade etmeyen ama sosyalist kaynaklardan beslenenler de var. Bu farklı siyasi çevrelerin ve kadroların ortaklığı olarak; reformcu bir çerçevede, yeni bir program ve toplumsal proje çerçevesinde bir birliği yeterli görüyoruz. Onun dışındaki düşünceleri alabildiğine özerk tutmaya çalışıyoruz. O düşüncelerini parti siyaseti ile sınırlandırmayı değil, özerk biçimde geliştirdikleri düşünceleri partinin toplumsal projesinin hayata geçirilmesi için birer araca dönüştürmeyi amaçlıyoruz.

Koalisyon modeli çıkmıyor mu söylediklerinizden?Partimizde grup eğilimleri devam edecek. Ama iç disiplin olacak; gruplar ikinci bir iç tüzüksel fikir yaratmaktan kaçınacak. Karar süreçlerinde grup kararlarıyla değil, bireysel hukuk çerçevesinde katılımcı olacaklar.

Anlattıklarınızdan, programdan çok tüzüğün önemi ortaya çıkıyor. Tüzük çalışmalarınız hangi aşamada? Örneğin, anlattığınıza benzer bir model olan ve başarısızlıkla sonuçlanan ÖDP'den farkınız ne olacak?ÖDP'ninki başarısızlıkla sonuçlanmış mıdır, o konuda bir şey söylemiyorum. Ama problemi olduğunu düşünüyorum. Yola çıkarken zor bir yolda olduğumuzu biliyoruz. Biz de kolay olmayanı denemeye çalışıyoruz. Kolaycılığı seçmemiz mevcut olan çevrelerin, mevcut örgütsel yapılarını devam ettirmeleri anlamına gelir. Ama bu yolla, bizim dediğimiz toplumsal projeyi hayata geçirme şansı olmayacaktır. Ayrıca yeni bir hukuk da yaratmak gerekiyor. Belki bir dönem sosyalistler partiye egemen olmak isteyecekler ya da bir dönem sosyal demokratlar etkinlik sağlayacak. Ama burada bir kültür yaratmak zorundayız. Bir düşünceye dayalı grubun, siyasal çevrenin öbürü üzerinde hakimiyet kurmasının ötesinde, birlikte iktidarı paylaşma kültürünü ve bunun hukukunu yaratmaya çalışmak... Eğer eskisi gibi, bir siyasi grup diğerinin üzerinde hegemonya kurma kültürünün devam ettiricisi olmaya çalışırsa, işin zorluğu bir yana, adım atmak bile mümkün değil. İktidarı paylaşmaya çalışacağız. Bu konuda yeni bir kültür, yeni bir hukuk, yeni prensipler yaratabilirsek o zorlukları aşabiliriz.

Tüzükte de bu yönde düzenleme olacak mı?Tabi tüzükte de net düzenleme olacak. Farklı grupların meşruiyetini kabul etmek gerekiyor. Elbette iktidar olma isteği olacaktır. Birbirlerini o iktidarın dışında tutma isteği olabilecektir belki de. Bütün bunları gözönünde bulunduran bir hukuk gerekli. Gruplar birilerinin iktidar olmasına tahammül etmeli, iktidar olan da azınlık haklarının olduğunu görmeli, bu haklara saygı duymalıdır. Faşizan bir iktidar kendi dışındaki siyasi odaklara, güçlere hayat hakkı tanımaz ve giderek kendi bildiğini yapar, başkasıyla paylaşmaz. Türkiye'de olan aşağı yukarı bu. Yani iktidar sosyalistlerle, emekçilerle, Kürtlerle, hatta egemenlerin de büyük bir kesimi ile paylaşmıyor iktidarını. Yönetimi belli bir sivil ve asker elit, "derin devlet" diye tanımlanan bir elit elinde tutuyor. Böyle iktidar diğerlerini hesap etmez, onları da kendisinin bir parçası haline getirir. Bu parti içinde de böyledir. Eğer iktidar grubu, otoriter davranırsa, her zaman "Benim dediğim doğru" diye düşünürse, tabi kopuşları getirir bu. Bunların hepsini hesap eden bir hukuk da yaratmak zorundayız. Kurallarla da bunu güvenceye bağlamak gerekir. Örneğin, iktidarda olmayan grup hayati konularda alınacak kararlarda ortak parti meclisinde oturup tartışabilmelidir. Anlamsız grup rekabetlerini ortadan kaldırmak için mümkün mertebe doğrudan demokrasi, referandum, plebisit gibi tüm üyelerin iradesine başvuran bir mekanizma geliştirilebilir.

Yönetim modeli olarak ne düşünülüyor?Lider partisinden ziyade kadro, kitle partisi olacaktır. Böyle bir partide genel başkanın fonksiyonu diğer partilerdeki liderlerin fonksiyonlarından farklı olacaktır. Bu da yeni bir kültür gerektiriyor. Bizim, şu anda en azından, düşündüğümüz kongrede de dile getirdiğimiz, bir kişinin iki dönemden daha fazla süre genel başkan olamayacağı. Örneğin dört, beş veya altı yıl. Tüzüğe henüz son şekli verilmedi ama önemli bir eğilim bunu savunuyor. Genel başkan semboldür. Türkiye'deki hakim siyasi kültür düşünülerek, liderliğin parti içindeki otoritesine karşı birtakım tedbirler almak gerekiyor. Ama parti meclisinde böyle bir tedbir aklımıza gelmiyor. Çünkü parti yönetimi aynı zamanda bir deney ve tecrübe de gerektiriyor. Partide deneme ve sınama içinde bir seleksiyonu daha doğru görüyoruz.

Seçim ittifakı konusunda ne düşünüyorsunuz?Prensip olarak bir parti seçime girmek için vardır. Seçime girerken de sonuç almak ister. Tek başına çok güçlü bir parti olsa, seçimlere girip barajı aşarak milletvekili çıkarabilse bile, eğer kendi dışında başka siyasi partilerle aynı toplumsal projeyi ortaklaştırabiliyorsa, seçim ittifakı yapmalıdırlar. Seçim ittifakını sadece galibiyet için değil, bir toplumsal projeyi gerçekleştirmek için de gerekli görüyorum.
www.evrensel.net